.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Finansal çağ ve Türkiye

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Finansal çağ ve Türkiye
Finansal çağ ve Türkiye
Paylaş:
İçinde bulunduğumuz çağ, klasik anlamda bir ekonomik dönem değildir. Bu çağ, ekonominin üretimden koparak finansal değerler üzerine kurulduğu, reel ile finansal değerlerin aynı sistem içinde ama farklı gerçeklikler olarak yaşadığı bir çift değerli çağdır. Dünya; finansal değerlerin, ekonomik değerleri yönlendirdiği bu çağa ‘’Finansal Çağ’’ diyor.  Bugün küresel ölçekte yaklaşık 125 trilyon dolarlık bir reel üretim hacmine karşılık, finansal varlıkların toplamı 800 trilyon doları aşmış durumdadır. Bu yalnızca niceliksel bir büyüklük farkı değil; ekonomik sistemin doğasının değiştiğini gösteren yapısal bir kırılmadır. Reel ekonomi üretirken, finansal ekonomi bu üretimin çok ötesinde bir değer alanı yaratmakta ve giderek reel ekonomiyi yönlendirmektedir.

Değerin tersine dönüşü

Bu durum, ekonominin temel mantığını tersine çevirmiştir. Artık değer üretimle  değil, fiyatlama ile oluşmaktadır. Şirketler üretmeden değerlenebilmekte, piyasalar gerçek performanstan bağımsız hareket edebilmekte, ülkeler büyürken toplumlar yoksullaşabilmektedir. Bu, büyüme değil; bir tür finansal şişmedir. Bu şişmenin en kritik sonucu, servetin ve karar alma gücünün dar bir alanda yoğunlaşmasıdır. Küresel finansal sistem; ekonomik yönetimi ulus devletlerin dışına taşımış, ulus devletlerin para ve maliye politikalarını ve merkez bankası araçlarını etkisizleştirmiştir. Bu nedenle günümüzde demokrasi yalnızca siyasal bir süreç olarak varlığını sürdürürken, yönetme etkinliğini kaybetmiştir. Giderek demokratik yönetimlerin; ekonomik karar alanı daralmış ve dışa bağımlı toplumların kendi kaderini belirleme kapasitesi azalmıştır.

Yeni egemenlik düzeni

Bu yeni egemenlik düzeninin merkezinde ABD rezerv para sistemi bulunmaktadır. ABD rezerv para sistemi yani dolar; yalnız ticarete aracılık etmekle kalmamakta, dünyaya enflasyon ve cari açık ihraç etmektedir. Böylece dışa bağımlı ekonomiler kendi iç işleyişlerinden ötede enflasyon ve cari açığı mahkûm olmaktadır. Bu ülkeler kendi ekonomik mekanizmalarını işletememekte, uluslararası sistemin işleyiş biçimine eklemlenmektedir. Türkiye bu yapının dışında değildir. Aksine, bu sistemin içinde ama merkezinde olmayan, bu nedenle de sıkışmış bir ülke konumundadır. Yüksek enerji ithalatı, dış finansman ihtiyacı ve kur dalgalanmalarına açıklık, Türkiye ekonomisini küresel finansal hareketlere bağımlı hale getirmektedir. Bu nedenle Türkiye’de yaşanan enflasyon, kur baskısı ve cari açık yalnızca iç politikaların sonucu değil; küresel finansal sistemin Türkiye’ye yansımalarıdır. Diğer bir deyişle; Türkiye dışarıdan yönetilmekte, bazıları Türkiye’yi yönettiklerini zannetmektedir.

Türkiye için yol ayrımı

Bu yüzden Türkiye bir yol ayrımında bulunmaktadır. Ya mevcut sistemin içinde kalarak dünya finansal dalgalanmalarının esiri olacak, ya da bağımsızlaşıp reel ekonomisini güçlendirerek daha dengeli bir iç yapı kuracaktır. Ancak bu ikinci yol, yalnız ekonomik değil; aynı zamanda jeopolitik ve kültürel bir değişimi gerektirmektedir. Bu jeopolitik ve kültürel değişim ancak Türk dünyası ile bütünleşerek sağlanabilecektir. Esasen dünya finansal sistemine sıkışan Türkiye için Türk dünyasıyla bütünleşmek adeta bir zorunluluk haline gelmiştir. Orta Asya’nın enerji kaynakları, geniş coğrafi alanı ve nüfus potansiyeli, Türkiye’nin bugün kendini sıkıştıran enerji ve finansal bağımlılık sorunlarını aşmasına imkân verebilecektir.  Bugün Türk dünyası büyük bir potansiyelin dağınık halde durduğu bir görüntü içindedir. Batı Dünyası; finansal düzeniyle, Çin; Doğu Türkistan’ı baskılayarak, Rusya; Türki Cumhuriyetlerin içindeki eski etkisiyle, Avrasya Türkleri ise Arapların inanç ve kültür emperyalizmi ile baskılanmış durumdadır. Yani Türk dünyası çok yönlü bir baskı altındadır. Bütün bu zorluklara rağmen Türk Devletleri dil, ekonomi ve teknoloji alanlarında birlikte olmak zorundadır. Bu birliktelik bütün Türk Dünyası ülkelerine; enerji bağımsızlığı, pazar genişliği ve stratejik güç kazandıracaktır. Bütün Türkler için en doğru yol budur.

Holistik Türk aklı

Ayrıca bu birliktelik; yalnız Türk dünyasına değil, bütün dünya ülkelerine bir çözüm yolu sunabilecektir. Bugünün emperyalist dünyası; çatışma üzerine kurulu, finansal oyunlara dayalı, denge üretmeyen ve insanlığı gözetmeyen bir sistemdir. Bu sistemin sonucu bugün de yaşadığımız gibi savaş, kriz ve eşitsizlik demektir. Bütün dünya; çatışma ve eşitsizlik üreten bu ‘’Diyalektik Akıl’’dan kurtulmak zorundadır. Bu diyalektik aklın alternatifi kadim Türk dünyasının temellerine yerleşmiş olan ‘’Holistik Akıl’’dır. Bugün dünyanın sürdürülebilir hale gelmesi için; üretim odaklı ekonomik denge, kaynakların dengeli paylaşıldığı enerji adaleti, spekülasyonun kontrol altına alındığı bir finansal sistem ve bütün ulusların kimliklerini koruyabilecek kültürel denge ve bunların yapılabilmesi için de holistik akıl gereklidir. Dünya  artık diyalektik aklın rekabetine değil, holistik aklın iş birliğine dayanmalıdır.

Türkiye’nin gelecek perspektifi

Dolayısıyla Türkiye’nin önündeki asıl görev; yalnız Türk dünyasıyla birleşerek bağımsız bir ekonomik model kurmak değil, aynı zamanda dünyaya yeni bir düşünce sistemi önermektir. Bu, finansal çağın ötesine geçen holistik bir yaklaşımı gerektirir. Üretim, enerji, teknoloji ve kültür alanlarında kurulacak holistik bir sistem; yalnız Türkiye için değil, tüm dünya için bir çözüm olacaktır. Sonuç olarak Türkiye; dünya finansal sistem içinde eriyen bir ekonomi olmak ile yeni bir denge kuran aktör olmak arasında yol ayrımındadır. Bu yol ayrımı; sadece ‘’Bir Türk Dünyası Oluşturmak’’ değil, tıkanmış dünyanın önünü açacak ve holistik aklı dünyanın önüne koyacak bir yol ayrımı olacaktır.