.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast
Folkart Orion

Fikrimi ne değiştirebilir?

Okuma Süresi: 3 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Fikrimi ne değiştirebilir?
Fikrimi ne değiştirebilir?
Paylaş:
Bir soruna çözüm ararken, olası seçenekleri değerlendirmek için yapay zekadan destek almak işlevsel görünüyor. Çok kısa sürede birçok ihtimal hesaplanıp önümüze konuyor ve bir sonraki adımımıza daha çabuk karar verebiliyoruz. Peki bu kolaylık, kendi seçeneklerimizi üretme yeteneğimizi köreltebilir mi? Bu soruyu yapay zekanın bizzat kendisine sorduğumda, “Köreltebilir, fakat bugün için bunun kesin olarak gerçekleştiğini söyleyemeyiz.” dedi. Ve şunu önerdi: “Önce kendi seçeneklerinizi üretin, yapay zekadan bunları çoğaltmasını değil, görülmeyen kategori ve varsayımları göstermesini isteyin.” Daha açık söyleyecek olursak, bize sorunu tek bir kategoriye hapsetmememizi ve varsayımlarımıza kanıt aramadan inanmamamızı tavsiye ediyor.

Derslerde başarısız olan öğrencilerim genelde, daha çok çalışmak için sabah erken kalkmak, hafta sonu evde kalıp ders çalışmak gibi seçenekleri düşünürler. Bunların hepsi ders çalışma süresini artırma kategorisindedir. Çalışma yöntemini değiştirme, eksikleri doğru belirleme gibi farklı kategorilerdeki seçenekleri genellikle görmezler. Buna bağlı olarak “Başarısızlığımın nedeni yeterince çalışmamış olmam” varsayımını kanıt aramadan doğru kabul ederler.
İnsan sorunu hangi düşünce çerçevesine yerleştirdiyse, çözümü de genelde o çerçevenin içinde arar. Örneğin, bir şirkette çalışanlar, yöneticinin sürekli rapor isteyip her ayrıntıya müdahale ettiğinden şikâyet edebilirler. Üst yönetim sorunu “çalışanların denetlenmek istememesi” çerçevesinde ele alırsa, çözüm olarak daha katı kurallar gündeme gelebilir. Eğer birileri sorunu “yöneticinin güven ilişkisi kuramaması” çerçevesine yerleştirmeyi başarırsa, çözüm daha sıkı denetimde değil, yöneticinin yönetim biçimini geliştirmesinde aranabilir.
Yerleşmiş düşünce çerçevesini değiştirmek, yeni bakışın getireceği riskleri de göze almak demektir. Yöneticinin güven kuramadığına dair yeni bir çerçeve öneren kişi, bunun yöneticiyi ve onu görevlendiren üst yönetimi rahatsız edebileceğini bilir. Sadece başkalarının göremediğini görmekle kalmayıp, gördüğünü dile getirmenin bedelinden de kaçmaz. Ancak buradaki en önemli nokta cesaret değildir. Kritik olan, hangi riskin alınmaya değer olduğunu ayırt edebilmektir.

Bir riskin alınmaya değer olup olmadığını anlamak, “ne kaybedeceğim” sorusunun yanına “bu riski almazsam ne kazanamayacağım” sorusunu koymakla başlar. İnsanlar eyleme geçmenin doğurabileceği kayıpları daha kolay görürler. Eylemsiz kalmanın yol açacağı kayıplar, her zaman aynı derecede hesaba katılmaz. Bunun pişmanlığı genelde uzun vadede görülür. Riskten kaçtığımızı zannederken, hiçbir şeyi değiştirmemenin riskini almış oluruz.
Olanı olduğu gibi bırakmanın konforlu bir yanı vardır. Mevcut durumun bedelleri en azından tanıdıktır. Tıpkı tanıdık düşünce çerçeveleri gibi tanıdık bedeller de bize güvenli görünür. Oysa alışılmış olanın aynı zamanda güvenli olduğu düşüncesi sadece bir varsayımdır. Bu varsayım bizi, olduğumuz yerde kalmayı güvenlik ile eşleştiren bir çerçevenin içine hapseder.
İçinden çıkamadığımız düşünce yapılarını fark etmek yıllar alır. Bazen -belki de sıklıkla- fark etmeden ömrümüz sonlanır. Kendi düşüncelerimizi destekleyen kanıtlar bulmak kolaydır. Ama “Fikrimi ne değiştirebilir?” diye kendimize sorma alışkanlığımız pek yoktur. Üstelik bazen benimsediğimiz bir fikir, kimliğimizi de besler. O zaman değişim iyice zorlaşır. Ancak insanın özgürlüğünü kaybetmesinin en görünmez biçimi, sabit düşüncelere mahkûm olmasıdır…

Bir fikri savunmakla, ona hapsolmak arasındaki sınır, o fikirden vazgeçme ihtimaline ne kadar açık ya da kapalı olduğumuzla belirlenir. Bir fikre bağlanmak kötü değildir. Ama gerektiğinde bağlandığımız fikirden ayrılabilecek kadar kendimize güvenmiyorsak, tam anlamıyla özgür olduğumuzu söylemek zordur.