.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Enflasyon ve makroekonomik görünüm

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Enflasyon ve makroekonomik görünüm
Enflasyon ve makroekonomik görünüm
Paylaş:
Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Başkanı Sn. Dr. Fatih Karahan Londra'da hafta içinde başlıktaki konuda bir sunum gerçekleştirdi. Bu haftaki yazımızda önce bu sunumu özetleyecek ve daha sonra bu konudaki görüşlerimizi açıklayacağız. Sn. Başkan sunumuna geçmeden önce enflasyon ve makro finansal konusunda hangi hususların öne çıktığını belirtiyor. Kısa vadeli enflasyon dinamiklerinde; enflasyon beklentilerinde görülen bozulmanın sınırlı kaldığını, talepteki yavaşlamanın fiyatlama davranışlarını iyileştireceğini ifade etmektedir. Makro finansal konularda jeopolitik (savaş) gelişmelerin cari işlemlere etkisinde ise; enerji fiyatlarının ithalat faturasını arttırmasına rağmen talepteki yavaşlamanın cari işlemler üzerindeki baskıları sınırlandırdığını belirtiyor. Dolarizasyon konusunda ise Türk Lirası varlıklara talebin güçlü kalmaya devam ettiğini ihracat ve turizmde ise etkinin sınırlı kaldığını ifade ediyor.

Enflasyon
Gıda enflasyonu oynak ve son dönemde yüksek seyir izliyor. Ancak Gıda ve enerjide çekirdek enflasyon gerilemiştir. Kira ve eğitim kalemlerinde azalan katılık dezenflasyonu desteklemektedir. Beklentilerdeki bozulma sınırlı kalıyor. Hane halkı beklentilerindeki gerileme genele yayıldı. İktisadi faaliyet yavaşlıyor. Kapasite kullanımı zayıf. Talep göstergeleri de iktisadi faaliyetin yavaşladığını gösteriyor. Toplam reel kart harcama artışı programın başlangıcında (2023) %45'ler civarında iken 2026 /2. ayında %3.1'lere düşmüş bulunmaktadır. Kredi büyümesi yavaş.

Dış ticaret
2026/1.-2. dönemlerinde mevsimsellikten arındırılmış ihracat ve ithalat aynı oranlarda olmasa da artmaya devam etmiş, tüketim malları ise stabil kalmıştır. Ocak-Nisan döneminde gerek gelen ziyaretçi sayısında gerekse aylık seyahat gelirlerinde etki sınırlı kalmıştır. Cari işlemler açığı tarihsel ortalamasına kıyasla ılımlı seviyededir.

Dolarizasyon
Sn. Başkan sunumunda yeniden dolarizasyon olası bir risk faktörümü sorusuna şu cevabı veriyor:“TL'ye yönelik güçlü talep, sıkıp para politikası duruşu ve güçlendirilmiş makro ihtiyati araçların uygulanmasıyla hane halkının döviz talebi sınırlı kalmıştır. Mevduat ve yatırım fonlarında TL payı yaklaşık bir yıldır %60'larda kalmaya devam ediyor. Döviz rezervleri güçlü kalmaya devam ediyor. Haziran/2026 itibariyle 157 milyar dolar brüt rezerv, swap hariç 35 milyar dolar ne net rezerv bulunmaktadır.”
Değerlendirmelerimiz: Sunum ’da; dezenflasyonunun başarılmasında enflasyon beklentilerinin ve talepteki yavaşlamanın önemini vurgulaması önemli bir husustur. Zira beklentileri olumluya çevirmeden, fiyatlamaları rasyonelleştirmeden bu süreçte başarıya ulaşmak oldukça zordur. Bugün itibariyle hane halkı enflasyon beklentisi %46, reel sektörün ise %33'lerdedir. Beklentilerdeki düzelme “Güven”in tesis edilmesi ile olur. Enflasyonla mücadelenin ön şartı güven tesisidir. Güven nasıl sağlanır? Politikayı uygulayanların verilen sözleri tutması, öngörülen hedef ve tahminlerin tutulması ile sağlanır. 2026 enflasyon tahminlerinin zaman içindeki seyrine baktığımızda TCMB tahminleri ile piyasa katılımcıları arasında sürekli farklılıklar görülmektedir. (Hakan Kara 23.06.2002 tarihli tweet'teki grafiği) Gıda ve enerji fiyatlarındaki kısa vadeli yukarı yönlü artış eğilimine dikkat çekilmesi oldukça doğru bir tespit sunumda işlenmemiş gıda enflasyonunun 2025 yılındaki artışı %13,4 iken 2026 yılında %25,8 oluşu ve işlenmemiş gıda enflasyonunu artışın temel belirleyicisinin %42 oranında taze meyve ve sebzenin oluşu buradaki konunun zorluğunu açıkça ortaya koymaktadır. Özellikle son yıllarda oldukça fakirleşen alt gelir gruplarının bu harcamalardaki ağırlığı dikkate alındığında konunun nedenli önemli olduğunu görüyoruz. Ülkemizde maalesef tarladan nihai tüketiciye ulaşan zincirdeki aksaklıklar, vergi kaybı, ulaşımındaki yüksek fireler sorunu bir türlü çözülememiştir. Diğer yandan Web Tüketici Fiyat Endeksi Haziran'da aylık %0,92 artarken yıllık artış oranı ancak %32,66'ya gerileyebilmiştir. %75’lerden %30'lara yaklaşık üç yılda indirebildiğimiz TÜFE enflasyonu sürecin uzadıkça güven tesisinde zorlanıldığını gösteriyor. Kuşkusuz İran-ABD-İsrail Savaşı'nın da bunda katkısı var. Enflasyonun kanunsuz bir vergi olduğunu, gelir ve servet dağılımını haksız ve adaletsiz bir şekilde bozduğunu yazıp duruyoruz. Bunların ötesinde kalıcı bir makro istikrar sağlamak için “fiyat istikrarı”nın ön koşul olduğunu tekraren belirtmekte yarar var. Bu nedenle de enflasyon süreçleri çok uzun tutulmamalı, sürecin sadece para politikasıyla değil bütüncül programlarla maliye politikası ve ekonominin tüm alanlarını kapsayan politikalarla beraber uygulanması gerektiğini belirtmekte yarar görüyoruz. Aksi halde fahiş reel faiz ödeme süresi uzuyor, ülke dışına önemli kaynaklarımızı aktarıyor gelir ve servet dağılımının servet transferleri ile daha da bozulmasına neden oluyor ve refaha ulaşma süremizi sürekli erteliyoruz.
Son olarak üç yıldır kontrollü döviz kuru uygulamasına dikkat çekmek istiyoruz. Bu konunun önemli olduğunu gösteren bir veriyi 2025 yılı 500 büyük sanayi kuruluşunun bilançolarında görmek mümkün. (Abdurrahman Yıldırım Haberturk.com 25.06.2026 tarihli yazısı) Reel sektörün net döviz açık pozisyonu 205,6 milyar dolara çıktı. Bu rakam 2023’te 63,6 milyar dolardı. Son 2,5 yılda 142 milyar dolar arttı. 2028 yılı Mart ayındaki tarihi zirveye (207,4 milyar dolar yaklaştı.) Nitekim 500 bütün sanayi kurulusunun 2025 yılında net kambiyo zararı bir yılda 35 milyar liradan 172 milyar liraya çıktı. Bu artış bir önceki yıla göre yaklaşık 3,8 kat artışı ifade ediyor.