.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Enerji modeli değişmeden ekonomi düzelmez

Okuma Süresi: 5 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Enerji modeli değişmeden ekonomi düzelmez
Enerji modeli değişmeden ekonomi düzelmez
Paylaş:
İnsanlığın ya da ülkenin “kök sorunları” ortalarda dururken, kendini dünyanın merkezi zanneden insanların kişisel gündemlerine bir anlam veremiyorum. Yapay gündemler yerine gerçek gündemlerin peşinden gidiyorum. Bu yüzden iki haftadır “enerji”’ yazıyorum. “Dünyanın en büyük yanlışı, dünyayı enerji üzerinden okuyamamaktır" diyorum, Türkiye; Fosil Enerji Rejimi yüzünden bağımlı hale getirilmiştir, bu rejimden kurtulup “Güneş Enerji Rejimine geçmelidir”’ diyorum.
Çünkü bu “enerji” meselesinin; her şeyin sebebi ve her şeyin çözümü olduğunu biliyorum.
Bu yüzden bu haftaki yazımda da tekrar ediyorum; Türkiye’nin Enerji Modeli düzelmeden, Türkiye ekonomisinin düzelmeyeceğini söylüyorum. İşi sadece lafta bırakmayıp, bir gazete yazısının ötesine geçip, çözüm bile öneriyorum.

1. Sevr’in ve Lozan’ın ortak paydası
Birinci Dünya savaşı; İngiltere’yi kontrol altına almış ve onun parasını basar hale gelmiş Yahudi Bankerlerin, İngiliz bayrağıyla petrol yataklarının mülkiyetini ele geçirme savaşıdır aslında.
Bu yüzden; 30 Ekim 1928’de İngilizler Mondros ateşkesini ilan etmişler ama hemen ertesi gün ateşkesi ihlal ederek Musul Petrol sahalarını işgal etmişlerdir.
İstiklal Savaşını kazanıp Lozan’a oturduğumuzda o görüşmelerde ve sonrasında; Boğazlar dahil, Hatay dahil her konu çözülmüş bir tek Musul meselesi bilerek, kasıtla çözülmemiştir. Daha sonra 1925’lerde başta Şeyh Sait olmak üzere Kürt Aşiretler tertiplerle isyan ettirilmiş, bu bahanelerle Musul yani petrol, tamamen İngilizlere bırakılmıştır.
Görüldüğü gibi; Osmanlı’nın yıkılışının yani Sevr’in ve Cumhuriyetin kuruluşunda yani Lozan’da Musul konusunun çözülmeyişi baştan planlanmış, ısrarla sürdürülmüş Türkleri petrolsüz bırakma politikasıdır. Bu yüzden Cumhuriyet tam 100 yıldır enerjisiz bırakılmış, enerji yoluyla bağımlılığa mahkum edilmiştir. Cumhuriyet’in bugünkü bağımlılığın sebebi Musul’dur, petroldür, enerji yokluğudur.

2. Enerji bağımlılığı kronolojisi ve bugün
Cumhuriyet; ilk çeyreğinde 1923-1950 arası petrolsüz, sadece Zonguldak havzası kömürleri ile enerji ihtiyacını giderdi. Zonguldak vilayet yapıldı, alt yapıyı ve demiryolları geliştirildi, Zonguldak kömürleri Cumhuriyeti sırtladı, enerji bağımsızlığını sağladı.
Cumhuriyetin enerji bağımlılığı 1950’den sonra aşağıdaki aşamalarla oluştu:

a. Petrol rejimine giriş ya da raydan direksiyona
1950 sonrası ulaştırma politikası değişti. Demir yolu merkezli model terk edildi. Karayolu yaygınlaştırıldı. Ulaşım dizel ve benzine dayandı. Bunlarda ithalata bağlıydı. İlk bağımlılık böyle başladı.
Petrol fiyatı 1950’lerde Varil başına 2-3 dolar civarındaydı. Sorun görünmüyordu. Ancak 1973’de petrol fiyatı 4 katına çıktı. 1980’de 35-40 dolara ulaştı. Türkiye petrol fiyatları yüzünden enflasyonla tanıştı. 1980’lerde enflasyon %80’lere dayanmıştı. Petrol fiyatı şoku ulaşım maliyetini, ulaşım maliyeti üretim maliyetini tetiklemişti. Bu Türkiye’nin dolar enflasyonuyla ilk tanışmasıydı.

b. 1987-2000: Gaz rejimi ve ısınmanın dolarlaşması
1987’lerde Türkiye’ye ilk doğalgaz akışı başladı. Büyük şehirlerde konutlar doğalgazla ısınmaya başladı. 2000’lerde elektrik üretiminde de doğalgaz santralleri çalışmaya başladı. 1990’da doğalgaz tüketimi 3 milyar m³dü. 2010’da 45 milyar m³çıktı. 2024’de 60 milyar m³ oldu. Elektrik üretiminde doğalgaz payı 2010’da %48’e yükseldi.
Türkiye elektriğini doğalgazla üretiyor hale geldi. Oysa doğalgazın %95’i dolarla ithal ediliyordu. Böylece; doğalgaz rejimi; elektriği dolara, sanayi kullanımını dolara, ısınmayı dolara bağladı. Bu Türkiye’nin petrolden sonra ikinci enerji bağımlılığıydı.

c. 2000 Sonrası: Enerjinin dolarizasyonu ve çifte şok
2001 sonrası dalgalı kur rejimi ile enerji bağımlılığı daha sarsıcı hale geldi. 2000’de dolar kuru; 0,6 TL civarındaydı. 2004’de 30 TL, bugün 44 TL oldu.
Önce ithal enerji unsurlarının (petrol, doğalgaz, kömür) fiyatları arttı, sonra kur arttı en sonunda da ithal edilen miktarlar arttı. Bütün bu artışların sonunda Türkiye’nin enerji ithalatı 2000’li yıllarda 20 milyar dolardı, 2022’de 96 milyar dolar oldu, bugünlerde 70 milyar dolar civarında. Diğer bir deyişle enerji ithalatıyla ekonomi arasında yapısal bir bağ kuruldu. Bunun sonunda yapısal olarak enflasyon sıçradı, cari açık büyüdü, gelir dağılımı bozuldu.
Artık herkes görüyor ki; enerji bağımlılığı çözülmeden, ekonomi düzelmez.
• Enflasyon kalıcı biçimde düşürülemez,
• Cari açık yapısal olarak kapanamaz,
• Gelir dağılımı iyileştirilemez,
• Enerji bağımlılığı sadece rakamsal olarak artmakla kalmaz, ekonomiyi de dolar bağımlısı hale getirir, dolarize eder, milli parayı ekonomiden dışlar.
• Milli paranın ekonomiden dışlanmasıyla piyasa ekonomisi dikiş tutmaz hale gelir, milli TL üzerinden para ve maliye politikaları işlemez, hele hele NAS hiç işe yaramaz,

3. Enerji bağımsızlığı projesi
Bütün bu anlatılanlardan sonra akla hep şu soru gelir: Türkiye enerjisizliğe mahkum mu?
Tabii ki hayır.
Ama yarım çözümlerle işin içinden çıkılamaz.
• Fosil keşifler umut verir, Karadeniz gazı, Gabar petrolü ile umut pompalanır,
• Nükleere geçiş projeleri yürütülür,
• Yenilenebilir enerji daha çok ivme kazanabilir,
Fakat bütün bunlar sorunun %10’unu bile çözmez. Enerji bağımlılığı bitmez.
Gerçek bağımsızlık ancak enerji modelini değiştirmekle gelir.
Türkiye’nin önünde iki yol var;
• Ya enerji ithalatçısı olarak kalacağız,
• Ya da güneş enerjisi çağının öncüsü olacağız.
Bu teknik değil, tarihsel bir tercih olacaktır. Türkiye; Güneş Çağı’nın öncüsü olmak ve kaderini değiştirmek zorundadır.
Bakın nasıl? Korkmadan çekinmeden ve bilerek öneriyorum. Türkiye’nin stratejik güneş enerjisine dönüşüm projesinin ana hatlarını aşağıda sıralıyorum:

4. Türkiye’nin stratejik güneş enerjisine dönüşüm projesi
Bugün Türkiye’nin enerji ithalatı yaklaşık 70 milyar dolar civarındadır. Toplam enerji arzının yaklaşık %70’den fazlası dış kaynaklara dayanmaktadır. Petrol tüketiminin %90’ı, doğalgaz tüketiminin %95’i ithalatla karşılanmaktadır. Bu durum yalnız enerji güvenliği konusu değil, ekonomik yapımızın enflasyon, cari açık, gelir dağılımı ve ekonomik sistemin işleyişi sorunudur.
Türkiye uzun vadeli (en az 20 yıllık) bir güneş enerjisine dönüşüm programı uygulamalıdır. Bu dönüşüm şu etaplarla yapılmalıdır:
1. Güneş ve rüzgâr kapasitesinin artışı: 100 GW (Giga watt/1milyar watt) ek yenilenebilir kapasite artışı planlamalıdır. Bunun tahmini maliyeti (ortalama 1 MW kurulum maliyeti 800bin dolar, 100.000 MWx800.000USD= 80 milyar dolar).
Bu kapasite artışı 30-35 milyar dolar gaz ithalatını azaltır.
2. Batarya ve depolama endüstrisi: Bütün dünya büyüklerinin peşinden koştuğu bu teknolojik atılım mutlaka gerçekleştirilmeli, 50 GWh (giga watt saat) ulusal depolama kapasitesi oluşturulmalıdır. Bunun tahmini yatırım maliyeti 20 milyar dolardır. Bu depolama pik saatlerde ithal gaz ihtiyacını azaltma, elektrik ve fiyat istikrarı sağlar ve batarya ihracat imkânı getirir.
3. Ulaşım elektrifikasyonu: Raylı sistemler, elektrikli otomobil üretimi, şarj alt yapısı toplam 40 milyar dolar yatırımla petrol tüketimi %40 azaltılır. Bu da yılda 20 milyar dolar petrol ithalatı azalması demektir.
4. Isı pompası ve konut dönüşümü: Doğalgazın konutlarda tüketiminin %50 azaltılması hedeflenmelidir. Bunun için yaklaşık 25 milyar dolar yatırım gereklidir. Yılda ortalama 10 milyar dolar gaz ithalatını azaltır.
5. Toplam maliyet, toplam kazanç: Yılda 8 milyar dolarlık bir yatırımla, 20 yılda 165 milyar dolar yatırım yaparsak, bu süreç tamamlandığında her yıl ortalama 50 milyar dolar civarında tasarruf sağlarız. Enerji ithalatı 25 milyar doların altına düşerse cari açık yapısal olarak kapanır, dolar enflasyonu düşer, döviz talebi azalır.
Sonuç olarak bu yalnız stratejik enerji politikası değil, ekonomik bağımsızlık projesine dönüşür. Ülkenin enerji ve ekonomik bağımsızlığı ancak böyle mümkün olabilir.
Görülüyor ki; Türkiye enerji rejimini değiştirmeden, ekonomisini düzeltemez ve bağımsız kalamaz.