.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Emperyalizmin ektiği tohumlar meyve veriyor

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Emperyalizmin ektiği tohumlar meyve veriyor
Emperyalizmin ektiği tohumlar meyve veriyor
Paylaş:
Emperyalizmin; 1919 yılında, Ortadoğu’da, ülkemizin de bulunduğu topraklara İngiltere eliyle ektiği ayrılıkçı tohumlar yeşerdi, meyve veriyor, yayılmaya devam ediyor… Geçtiğimiz yılın Eylül ayında Gözlem Gazetesinde yayımlanan yazılarımızda Suriye’de ayrılıkçı Kürt hareketinin hangi aşamaya geldiğini, devamında neleri beklediğimizi görebildiğimiz kadarıyla değerlendirmeye çalışmıştık. Özetle; 90’lı yıllarda Irak’ta olduğu gibi günümüzde de Suriye’de özerk bir Kürt yapılanması kurulmakta olduğunu, bu yapılanmanın zaman içinde meşrulaştırılarak Irak’taki “Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi” gibi “Suriye Kürdistanı Bölgesel Yönetimine” dönüştürülmeye çalışıldığını, bu gelişmelerin ABD ve ortaklarının bölgemizde uygulamaya koyduğu yayılmacı projenin bir parçası olduğunu, bundan sonraki hedefin İran olacağını, ülkemizin de emperyalist cephenin hedefinde olduğunu anlatmaya çalışmıştık. Zaman ilerledikçe bu emperyalist projenin geldiği aşamanın ve bölgemizdeki destekçilerinin daha da görünür olduğu dikkat çekmektedir.
ABD; IŞİD’le mücadele bahanesiyle, Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetiminin (IKBY) peşmergelerini ve PKK’nın silahlı unsurlarını Fırat’ın doğusuna yerleştirmiş, bölgedeki Arap aşiretleri de kullanarak SDG’yi kurmuş, yıllarca besleyip büyütmüştü. Türkiye; bölgedeki PKK varlığını kabul etmedi, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini savundu, bu maksatla askeri operasyonlar icra etti. PKK uzantıları; buna rağmen ülkedeki faaliyetlerine devam ettiler, yerlerini sağlamlaştırdılar, Fırat’ın doğusunda fiili bir özerk yapı oluşturdular. Bu yapılanmanın içerisinde IKBY’ye bağlı unsurların da olduğu, KDP lideri Mesut Barzani’nin bu yapılanmayı desteklediği ve yönlendirdiği, Suriye’nin yapılandırılmasında KDP’nin de rol aldığı son zamanlarda çok daha fazla görünür olmaya başladı.
SDG adıyla tanıtılan bu ayrılıkçı yapılanmanın silahlı kanadı YPG; zaman içinde, ABD ve İsrail’in desteğiyle Fırat’ın batısında saldırılar başlattı, Halep ve çevresindeki yerleşim merkezlerine el attı. Radikal İslamcı HTŞ’nin çekirdek yapısını oluşturduğu Suriye ordusu duruma müdahale etti. ABD’nin besleyip büyüttüğü, Türkiye’nin yıllarca sürdürdüğü askeri operasyonlara rağmen yok edemediği PKK uzantılarını yaklaşık bir hafta içinde bölgeden uzaklaştırdı, Fırat’ın doğusuna kovaladı, örgütün sözde lideri Mazlum Abdi’yi masaya oturttu ve 10 Mart mutabakatına benzer bir mutabakata razı etti…
Bu son mutabakatta özetle; ‘SDG’nin Fırat’ın doğusuna çekilmesi, buna karşılık Suriye ordusunun Kürtlerin yaşadığı bölgelere girmemesi, bu bölgelere SDG güçlerinden oluşacak polis ve güvenlik güçlerinin konuşlandırılması, devlet kurumlarına SDG’li yetkililerin yerleştirilmesi, SDG’nin Suriye ordusuna entegre edilmesi çalışmalarına devam edilmesi, Savunma Bakan Yardımcılığına SDG'nin vereceği bir ismin atanması, Haseke valisini SDG'nin tayin etmesi’ konuları yer aldı.
Suriye yönetiminin; yıllardır gündemde olan, Türkiye, İran, Rusya ve daha pek çok bölge ülkesi tarafından sonuca ulaştırılamayan bu sorunu; bu kadar kısa zamanda, bu kadar kolaylıkla çözmesinin altında neler yattığı sorgulanmadı. SDG’nin Fırat’ın doğusuna yerleştirilmesi Suriye Cumhurbaşkanı Ahmet Eş Şara’nın başarısı olarak gösterildi. PKK uzantılarının Suriye’deki varlığı meşrulaştırıldı. Suriye Kürdistanı Bölgesel Yönetimi’nin temelleri sağlamlaştırıldı.
Bunlar olurken ABD ve İsrail; bölgedeki en kıymetli müttefikleri olarak ilan ettikleri SDG’yi destekleyici hiçbir adım atmadı. Aksine Suriye Yönetiminin yanında yer aldılar. Bunu yaparken Fırat’ın doğusundaki hapishanelerde tuttuklarını söyledikleri IŞİD militanlarını uçaklara doldurarak Irak’a taşıdılar. SDG içine yerleştirdikleri PKK’lı militanların da Irak’a döneceğini ilan ettiler. SDG de bu durumu kabul etti. Bu gelişmeler “ABD’nin SDG’yi desteklemekten vaz geçtiği, bundan sonra Şara yönetimini destekleyeceği, İsrail’in de ABD gibi hareket edeceği” şeklinde yorumlandı. Bu süreçte SDG bünyesindeki Arap aşiretlerden bazıları SDG’den ayrıldıklarını ilan ettiler. Bu aşiretleri Türkiye’nin ikna ettiği açıklaması yapıldı. Bu ayrıntının üzerinde hiç durulmadı. Bu aşiretleri ikna etmede Türkiye’nin mi yoksa Suriye yönetiminin mi daha etkili olduğu, ABD’nin bu ayrıntıdaki rolü ve bu aşiretleri gerçekte kimlerin neler karşılığında ikna ettiği sorgulanmadı.
Bölgeden gelen haberlerde; PKK’ya bağlı bütün unsurların Suriye’deki Kürt bölgelerinden uzaklaştırılacağından, zamanla Mazlum Abdi’ye de Suriye’deki görevinden el çektirileceğinden, zaman içinde Suriye’deki Türk askeri varlığının da çekileceğinden,Suriye yönetiminin; SDG ile yapılan mutabakatakarşı oluşacak iç ve dış tepkiyi hafifletmek için, ülkedeki diğer etnik unsurlara da birtakım ayrıcalıklar tanıyacağından, bu kapsamda Suriye ordusunda Türkmenlere de komutanlık görevleri ve devlet dairelerinde birtakım makamlar vereceğinden, özlük haklarında iyileştirmeler yapacağından söz edilmektedir.Bu haberler doğruysa;günümüzdeki olayların, geçmişte Irak’taki Kürt yapılanmasının etkinleştirilmesi, ABD’nin terörist başı Öcalan’ı Türkiye’ye teslim etmesi ve ardından gelen 1’nci açılım süreci gibi olaylarla benzerlikleri oldukça dikkat çekicidir Anlaşılan o ki; ülkemizde “terörsüz Türkiye” olarak adlandırılan açılım süreci Suriye’deki gelişmelerle paralel yürütülmekte, Türk kamuoyunun tepkisini hafifletmek için de birtakım önlemler alınmaktadır.
Aslında olan şudur: ABD; Suriye’de Fırat’ın doğusundaki ayrılıkçı Kürt yapılanmasını sağlamlaştırmış, ülkeyi fiilen bölmüş, Türkiye dahil pek çok bölge ülkesini de bu duruma razı etmiştir. PKK uzantılarının Suriye’deki görevine son vermiştir. Suriye’de kullandığı PKK ve IŞİD gibi vekalet unsurlarını Irak’ın kuzeyine, İran sınırına kaydırmaktadır. Bundan sonra bu unsurları İran’da kullanması kuvvetle muhtemeldir. İsrail; Suriye yönetimi ve IKBY’yi de yönlendirmektedir. Bu şekilde Suriye’nin güneyine yerleşmiş, Fırat’ın doğusundaki Kürt yapılanmasıyla arasında bir irtibat koridoru oluşturmuş, Irak’ın kuzeyinde İran sınırına kadar olan bütün bölgeyi kontrolü altına almıştır.Bütün bu gelişmeler ve tarafların açıklamaları ABD ve İsrail’in bundan sonraki hedefinin İran olduğunu göstermektedir.
Bizim için önemli olan Türkiye’nin bu gelişmelere nasıl baktığıdır. Resmi makamlarımızın yaptığı açıklamaların yeterince anlaşılır olmadığı görülmektedir. MGK toplantısı sonrasında yapılan basın açıklamasında; “Suriye’nin egemenliğini, toprak bütünlüğünü, üniter yapısını ve siyasi birliğini sağlama gayretlerine verilen güçlü destek ile Suriye halkının huzur, güvenlik ve refahının arttırılması için sergilenen çabaların sürdürüleceği” “komşumuz İran’ın istikrarının ve huzurunun, bölgemizin güvenliği bakımından büyük önem arz ettiği” hususlarına dikkat çekilmiştir. Bu hususların gerçekleştirilebilmesi için ABD ve İsrail’in bölgemizdeki faaliyetlerini sınırlandıracak önlemlerin alınması gerekmektedir. Şimdilik bu önlemlerin neler olduğu, ülkemizin bölgemizdeki gelişmelerden olumsuz etkilenmemesi için neler yapılacağı konusunda tatmin edici açıklama ve bilgi mevcut değildir. Yapılan açıklamalar içinde en açık ve anlaşılır olanı Suriye’nin yeniden imarında müteahhitlerimizin alacakları görevlerdir. Zaman içinde kimin nerede durduğu daha iyi anlaşılacaktır…