Uluslararası hukuk, BM Şartı, insan hakları, özgürlük, eşitlik, adalet… emperyalist cephenin umurunda bile değil. Hedefine koyduğu ülkelerde yöneticileri yakından takip ediyor, yolsuzluk ve usulsüzlüklerini belgeliyor, zamanı geldiğinde dosyalarını önlerine koyarak şantajla yönlendiriyor, yönlendiremediklerini de ortadan kaldırıyor...
Küresel emperyalist sermayenin tetikçisi ABD; son olarak Venezuela’ya saldırdı, Başkanlık Sarayını basarak Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yı ve eşini yatak odalarından alıp kaçırdı. ABD’nin amacının Venezüella’nın petrolüne ve nadir elementlerine el koymak olduğu bizzat Trump tarafından en açık şekliyle itiraf edildi. Trump; Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun kaçırılmasının ardından yaptığı açıklamada Kolombiya, Küba, Meksika, İran ve Danimarka yönetimlerini de askeri müdahale ile tehdit etti. Grönland’ı ilhak etme hazırlığı yapıyor. Gerekçesi ABD’nin ulusal güvenliği…
Emperyalist cephenin Ortadoğu’ya musallat ettiği İsrail’in bölgedeki eylemleri de ABD’nin yaptıklarından farklı değil. Hak, hukuk ve adalet gibi, insan hakları gibi kavramları ayaklar altına alarak Gazze’de kadın-çocuk, yaşlı-genç demeden katliamlar yapıyor. Hamas’ın 7 Ekim saldırısını takip eden günlerde söylediklerimiz bugünlerde açığa çıktı. O dönemde Gözlem Gazetesinde yayımlanan yazılarımda “Hamas’ı kuran, finanse eden ve destekleyenlerin ABD ve İsrail olduğunu, Hamas’ın ABD ve İsrail’in güdümünde hareket etiğini, bu saldırıyla İsrail’in Filistin’le ilgili projesine destek olduğunu, önünü açtığını, saldırının ABD ve İsrail’in kurgusu olduğunu” ifade etmiştim. Geçtiğimiz günlerde İsrail basını bunu doğruladı. Bazı İsrail gazetelerinde; MOSSAD’ın Hamas’ı desteklediği ve 7 Ekim saldırısından birkaç ay önce Katar’la görüşerek doğrudan yapamadığı maddi desteği Katar üzerinden Hamas’a ulaştırdığı haberleri yer aldı.
ABD; Türkiye’nin de yıllar süren katkısıyla 2024 yılının sonlarında Suriye’yi de kontrolü altına aldı. IŞİD’le mücadele bahanesiyle ülkenin kuzeydoğusunda PKK uzantılarına fiili özerklik tesis etti. Ülkenin güneyini de İsrail’in kontrolüne verdi. Şam yönetimi ile İsrail yönetimi; geçtiğimiz günlerde, ABD’nin gözetiminde istihbarat, askeri konular, diplomatik ilişkiler ve ticaret alanlarında ortak iletişim mekanizması kurulması konusunda antlaşma imzaladılar. Şam yönetiminin İsrail’le antlaşma yaptığı günlerde Suriye askerleri ile SDG’nin silahlı unsurları arasında çatışmalar başladı. Ben bunun da Suriye’deki ABD ve İsrail kurgusunun devamı olduğu, Suriye’deki PKK uzantılarının varlığını SDG çatısı altında meşrulaştırma amacı ile sahneye konduğu, oyunu kurgulayanların ilerleyen günlerde araya girerek tarafları uzlaştıracağı ve sözde barış ortamı yaratarak ülkedeki bölünmeyi kalıcı hale getireceği kanaatindeyim.
İsrail’in yayılması Suriye ile sınırlı değil. ABD’nin sınırsız desteğiyle Ortadoğu ve Doğu Akdeniz’deki genişlemesini de sürdürüyor. Türkiye’yi Ege ve Doğu Akdeniz’den sonra Suriye’den de dışladıkları görülüyor. ABD ve İsrail; son günlerde İran’ı hedefe aldılar. Geçtiğimiz yılın ortalarında İran’a art arda fiili saldırılar gerçekleştirmişlerdi. Geçtiğimiz haftalarda daİran’da rejim karşıtı halk hareketleri başladı. Bu halk hareketleri süratle 27 kente yayıldı. ABD Başkanı Trump “Gerektiğinde İran halkını rejimin baskısından kurtarmak için müdahale ederiz” şeklinde beyanat verdi. İran’daki gelişmeler; Irak, Suriye, Libya gibi ABD’nin müdahalesine maruz kalan ülkelerdekine çok benziyor. İran’daki halk hareketinin arkasında CIA ve MOSSAD’ın olması kuvvetle muhtemeldir. ABD ve İsrail’in İran’a müdahalesi ülkemizi de içine çekecek, bizi İran’la karşı karşıya getirecektir.
Ortadoğu’da bunlar olurken Avrupa’nın doğusunda Rusya-Ukrayna savaşı devam ediyor. Son olarak 35 ülkeden oluşan İstekliler Koalisyonu Paris’te bir araya geldi. Ukrayna’ya sağlanacak güvenlik garantilerini görüştüler. Burada yine ABD öne çıktı, Rusya’nın Ukrayna’ya yeniden saldırması halinde Ukrayna’yı desteklemeyi taahhüt etti.
Bütün bunlar asıl savaşın Ortadoğu ve Doğu Avrupa’da, Rusya ve İran’a karşı olduğunu gösteriyor. Emperyalist cephenin Güney Amerika’daki eylemleri ile Ortadoğu’daki, Doğu Avrupa’daki, Uzakdoğu’daki, Afrika’daki, Karadeniz’deki eylemleri birbiriyle bağlantılı, birbirini desteklemek maksadıyla sahnelenen eylemlerdir. Gelişmeleri yakından takip edenlerde; Venezuela saldırısının İran ve Rusya ile muhtemel bir çatışmada ihtiyaç duyulacak ekonomik desteği garanti altına almak için gerçekleştirildiği, ABD’nin; İran ve Rusya’ya müdahalesinin bütün dünyada petrol krizine neden olacağı, Venezuela’nın zengin petrol yataklarını ve doğal kaynaklarını bu nedenle kontrol altına almak istediği kanaati yaygındır. Grönland hamlesinin de yine bu maksatla yapılmış olması kuvvetle muhtemeldir.
Bütün bunlar olup biterken ülkemizdeki gelişmelerin tesadüf olmadığını düşünüyorum. Böyle bir ortamda PKK açılımının gündeme getirilmesi, PKK’nın anayasamızı, hukuk düzenimizi, toprak bütünlüğümüzü hedef alan talepleri dikkat çekicidir. ABD ve İsrail’in Irak ve Suriye’deki PKK uzantılarına desteği, bölgemizdeki Kürt gruplarla ilişkileri, bu grupların; başta petrol olmak üzere gasp ettikleri doğal kaynakları ABD ile birlikte işletmeleri, Trump ve Tom Barrack’ın bölge ile ilgili düşüncelerini bütün çıplaklığıyla ifade etmeleri ve hatta eyleme geçmiş olmaları, İsrail’in son zamanlarda Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimiyle anlaşarak Türkiye’yi bölgeden dışlama hamleleri, her vesileyle bütün dünyaya yaydıkları sözde Büyük Kürdistan haritası; kurulan ortaklıkları ve bu ortaklığın niyet ve maksadını ortaya koymaktadır.
Ülkemizde yuvalanan IŞİD, Hizbuttahrir ve Hizbullah gibi radikal İslamcı-cihatçı örgütlerin bu gelişmelere paralel olarak harekete geçmeleri de dikkatlerden kaçmamalıdır. Bölgemizdeki radikal İslamcı-cihatçı örgütlerin hemen hepsinin arkasında ABD ve ortakları vardır, pek çoğu da ABD ve ortakları tarafından kurulmuştur. ABD ve AB ile yapılan antlaşmalarla ülkemize doldurulan ve bölgemizdeki çatışma ortamı genişledikçe gelmesi muhtemel yeni sığınmacıların arasına bu tip örgütlere mensup yıkıcı ve bölücü militanların sızmadığını/sızmayacağını düşünmek haddinden fazla iyimserlik olur. Bunun nedenleri ve sonuçları sorgulandığında ABD ve ortaklarının ülkemizle ilgili niyet ve maksatları daha iyi anlaşılacaktır.
Görüldüğü gibi emperyalizm kural tanımamakta, hedefine koyduğu ülkelerde amacına ulaşmak için hak, hukuk, adalet gözetmeksizin bahaneler uydurarak eyleme geçmektedir. Dünyadaki ve bölgemizdeki gerginlik ve çatışma ortamı ile birlikte emperyalist cephenin ülkemizi hedef alan uygulamaları ulusal güvenliğimizi tehdit etmektedir. Böyle bir ortamda siyasi çıkarlar, ulusal çıkarlara tercih edilmemelidir. Halkımızı ayrıştıran, kutuplaştıran söylem ve eylemlerden, emperyalizme koz verecek hata, yanlışlık ve usulsüzlüklerden özenle kaçınılmalıdır. Önceliğimiz; ulusal güvenliğimizi, birlik-beraberlik ve bütünlüğümüzü korumak ve geliştirmek olmalıdır. Bütün yetkili ve sorumluların siyaset üstü bir anlayışla bir araya gelerek alınması gereken önlemler için müşterek çaba harcamaları gerekmektedir. Halkımızın da durumu yakından takip ederek siyasetçilere yön vermesi muhtemel tehditlerin bertaraf edilmesine katkı sağlayacaktır. Bu şekilde ortaya konacak milli mücadele ruhu ve kararlılığı muhataplarımızı da etkileyecektir.
Emperyalizm kural tanımıyor
Emperyalizm kural tanımıyor
Paylaş: