Bu yazı; bugün dünyaya egemen olan diyalektik dil ve düşünce yapısının artık insanlığı taşıyamadığını, dünyayı ekonomik, siyasal ve zihinsel olarak tıkadığını düşünerek; insanlığın yeniden holistik(bütüncül) düşünce sistemiyle düzenlenmesi gerektiği anlayışıyla kaleme alınmıştır.
Yazı iki bölüm halinde yayınlanacaktır.“Dil, Düşünce ve Gelecek(1)” başlıklı bu ilk bölümde; dil, düşünce ve gelecek kavramlarının teorik ve tanımsal altyapısı kurulacaktır. Gelecek haftaki “Türkçe Düşünmek” başlıklı ikinci bölümde ise Türkçenin yapısı, bu yapının holistik düşünceye katkısı ve geleceğin dünyasına sunabileceği yeni düşünme biçimi ele alınacaktır.
Bugün dünya yalnız ekonomik kriz yaşamıyor. Aynı zamanda bir “düşünce krizi” yaşıyor. Kapitalist piyasa ekonomisinin ürettiği aşırı rekabet, emperyalist paylaşım savaşları, dijital yalnızlık, çevre felaketleri ve insanın giderek makineleşmesi; hep diyalektik düşünce sisteminin sonuçlarıdır.
Görülüyor ki; sorun yalnız ekonomi değildir. Sorunun temelinde diyalektik düşünce sistemi vardır. Aşağıda bu sistem ve alternatifi; dil, düşünce ve gelecek açısından incelenmektedir.
1. Dil nedir, dilbilim nedir?
Dil; insanın dünyayı adlandırma, sınıflandırma, ilişkilendirme ve anlamlandırma sistemidir. İnsan yalnız konuşmaz; diliyle dünyayı kurar. Bugün bir çocuğa “başarı”, “rekabet”, “kazanç”, “kariyer” gibi kavramların öğretilme biçimi bile gelecekte nasıl bir insan ve toplum modeli kurulacağını belirlemektedir.
Modern anlamda “linguistics/dilbilim” kavramı; özellikle 19. yüzyılda filolojiden ayrışarak ortaya çıkmıştır. Ancak dilin düşünceyi nasıl şekillendirdiği konusu yalnız dilbilimin sınırları içinde değildir. Bu alan; felsefe, nörobilim, psikoloji, bilişsel bilim ve antropolojiyi de ilgilendirir.
Sapir-Whorf yaklaşımı; dilin yalnız düşünceyi aktarmadığını, düşüncenin sınırlarını da belirlediğini savunur. Örneğin; doğayla iç içe yaşayan toplumların dillerinde yağmurun, rüzgârın, toprağın, atın, göğün onlarca farklı tanımı vardır. Çünkü yaşamla kurdukları ilişki çok boyutludur. Bugün modern şehir insanı ise doğayı değil, ekranı tanımlayan bir dil üretmektedir.
2. Düşünce nedir, “düşünce bilimi” var mıdır?
Düşünce; algı, sezgi ve duygularla başlayan, bunlardan kavram ve anlam üreten, bu kavramları dil üzerinden bellekte toplayan, sonra onları karşılaştıran, çeşitlendiren ve yeniden yaşamla ilişkilendiren döngüsel bir zihinsel süreçtir.
Bugün “düşünce bilimi” adıyla tek ve yerleşik bir disiplin yoktur. Fakat bana göre artık böyle bir disiplin zorunlu hale gelmiştir. Çünkü dünya; ekonomi krizinden çok düşünce krizine girmiştir. Bu nedenle geleceğin en stratejik alanı yalnızca enerji değil, yalnızca veri değil düşüncenin kendisi olacaktır. Bu yüzden düşünce için bir bilim disiplini oluşturulması zorunludur. Bence yeni kurulacak “Düşünce Bilimi” şu alanları kapsamalıdır:
• Dil ve düşünce ilişkisi
• Diyalektik ve holistik düşünce ayrımı
• Medeniyetlerin düşünme kodları
• Dijitalleşmenin düşünce üzerindeki etkileri
• Yapay zekâ ve insan zihni ilişkisi
• Geleceğin düşünce modelleri
Düşünceyi bu ayrıntılarla bir bilim dalı haline getirmek insanlığa katkı verecektir.
3. Dillerin kullanılma biçimleri
Bugünkü dünyada farklı dil kullanımları vardır. Ticaret dili, bilim dili, ibadet dili, dijital dil vb. Ama bunların ötesinde bir dil daha vardır. Düşünce dilidir bu dil. Düşünce dili; dilin düşünceye uzanmış halidir. Düşünce dili bir toplumun kendi kavramlarını üretmesi temeline dayanır. Kendi kavramlarını üretemeyen toplumlar düşünemezler ve başkalarının zihinsel kolonisi haline gelirler.
4. Dilden düşünceye uzanan iki yol
a) Birinci yol: Diyalektik düşünce yoludur
Bugün dünyaya egemen olan diyalektik düşüncenin temelinde; mülkiyet ilişkileri, normatif tek tanrılı inanç sistemleri, ticaret merkezli uygarlık yapısı, sömürgecilik ve modern hukuk düzeni vardır. Bu düşünce sistemi dünyayı parçalara ayırarak tanımlar. “Ben ve öteki”, “kazanan ve kaybeden”, “güçlü ve zayıf”, “merkez ve çevre” anlayışı bu sistemin ürünüdür.
Bugünkü kapitalist piyasa ekonomisi de aynı zihinsel altyapının sonucudur. Rekabeti kutsayan bu düşünce sistemi; iş birliğini değil çatışmayı büyütmektedir. Dünya savaşları, enerji savaşları, finansal sömürü düzeni ve emperyalist paylaşım mücadeleleri bu düşünce biçiminin ürünüdür. Bugün bile küresel şirketler dünyanın yarısından fazla ekonomik gücünü kontrol ederken milyarlarca insan yoksulluk içinde yaşamaktadır. Sorun; yalnız ekonomik değildir. Sorun; düşünce biçimidir.
b) İkinci yol: Holistik düşünce yoludur
Holistik düşüncenin temelinde ise doğa vardır. Mevsimler, gökyüzü, su döngüsü, insan-doğa ilişkisi ve yaşamın sürekliliği. Holistik düşünce parçalamaz; ilişkilendirir.
Doğu toplumlarında özellikle eski Türk düşüncesinde doğa; fethedilecek bir alan değil, birlikte yaşanacak bir varlık alanıdır. Göktengri anlayışı bile insanı doğanın sahibi değil parçası olarak görür.Benim kanaatime göre geleceğin dünyası holistik düşünce dünyası olacaktır. Çünkü insanlık artık rekabet düzeninin değil, iş birliği düzeninin zorunluluğuyla karşı karşıyadır. İklim krizi, enerji krizi, göç krizi ve dijital yalnızlık; insanlığı holistik düşünce modeline zorlamaktadır.
5. Türkçenin holistik yapısı ve gelecek
Söz konusu holistik düşünce olduğunda Türk diline ve Türkçe düşünce sistemine başvurmak adeta bir zorunluluktur. Çünkü Türkçe ve Türk Düşünme Sistemi; doğa temelli holistik düşüncenin en önemli kaynaklarından biridir. Çünkü Türkçe; doğaya dayalı bir dünya görüşüne ve doğayla birlikte yaşamaya dayalı bir dildir.
Bu nedenle Türkçe yalnız bir iletişim dili değil; aynı zamanda bir düşünme biçimidir. Türkçe Düşünmek en sağlıklı düşünce biçimidir. Bu yüzden gelecek yazımızda “Türkçe Düşünmek” başlığı altında; Türkçenin yapısını, düşünce sistemini ve insanlığın tıkanan geleceğine nasıl katkı sunabileceğini ele alacağız.
Dil, düşünce ve gelecek (1)
Dil, düşünce ve gelecek (1)
Paylaş: