.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Dezenflasyon politikası başarılı mı?

Okuma Süresi: 3 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Dezenflasyon politikası başarılı mı?
Dezenflasyon politikası başarılı mı?
Paylaş:
Hafta içinde TCMB, 1 Mart 2026 tarihinde ara verilen bir hafta vadeli repo ihalelerine tekrar başlanmasına karar verildiğini duyurdu. Böylelikle bankaların fonlama maliyeti %40 olan politika faizinden%37 faiz oranına indi. Bankaların fonlama maliyeti düştükçe mevduat faizleri de buna paralel olarak kademeli düşecektir. Bu karar örtülü bir faiz indirimi midir yoksa normalleşme yolunda atılmış bir adım mıdır, bu konuda ekonomistlerde farklı görüşler serdediliyor. Ekonomistlerin bir kısmı“Enflasyon Raporu”nda yıl sonu enflasyon tahmini yukarı yönlü revize edilirken bu fonlama faizi düşürülmesini çelişki gibi görüyor. Bize göre tartışmayı buradan başka bir konuya aktarmanın faydalı olacağını düşünüyoruz. Dezenflasyon politikası her yönüyle mükemmel sonuçlar veriyor mu? Bu programdan çıkış nasıl olacak? Döviz kurunun kontrolü tartışmaları ile finansal istikrarsızlık riskleri aşılabilecek mi?
Bilindiği üzere dezenflasyon politikalarının üçana unsuru mevcut. Bunlar; talep, arz ve beklentiler. Mevcut politikanın talep yönünden başarılı olduğu söylenebilir. Piyasada talep azaldı, TCMB'nin yıl sonu tahminlerinde kısa vadede çıktı açığı revizyonlarının aşağı yönlü olduğunu görüyoruz. Ekonomi beklenenden fazla bile soğuyor. Ancak buna rağmen enflasyon düşürülemiyor, fiyat istikrarı sağlanamıyor. Bunun nedenleri; arz yönlü faktörler, ekonomi politikasının bütüncül olmaması, üretim yapısına ilişkin politikaların oluşturulamaması ve beklentilerin (Hane halkı ve reel sektör) rasyonelleştirilememesi. Örneğin 12 ay sonrası enflasyon tahminini reel sektör %32.80, hane halkı ise %45.58 görüyor. Hane halkında enflasyonun düşeceğini bekleyenlerin oranı ise yalnızca %16.85.Bir de kamu harcamalarındaki tasarrufun yeterince yapılamaması ve yönetilen yönlendirilen fiyatlardaki düzenlemelerin dezenflasyonla uyumlu yürütülememesi de söylenebilir. Bütün bu saydıklarımız dışında kira, eğitim gibi harcamalarda geçmişe endekslenme uygulamaları yerine geleceğe endekslerin yapılmamasını da ekleyebiliriz.
2024 Haziran ayında %75 ile zirve yapan enflasyonun sıkı para politikası ve kontrollü döviz kuru ile Temmuz 2026 itibariyle %31.75 seviyesine kadar geriletilebilmesi ile tam bir başarıya ulaştığını söylemek mümkün değil. Bu politikalar uzun süreli olmamalı. Ekonomi yönetimi göreve geldiğinde enflasyon%38’di Üç yıl sonra bugün enflasyon hala %32.son bir buçuk yılda enflasyonun %30’lardan indirilememesi dezenflasyon politikasının başarılı olamadığını gösteriyor. Başlangıçta önlemler önden yüklemeli ve kısa süreli olmalı, halkın mutlaka güvenini sağlayarak beklentilerin rasyonelleştirilmesi gerekli. Bu konu başarılamamıştır.
Hane halkı daha önce ifade ettiğimiz gibi 12 ay sonrası enflasyonu hala %45'lerde bekliyor. Türkiye'nin %5'lik ortalama büyüme oranı maalesef % 3'lere belki de daha aşağıya (son tahminler %2.89) düşmüştür. İç talep dengelenebilmiş ancak hizmet sektörleri, gıda, eğitim ve kira gibi temel harcamalardaki katılıklar azaltılamamıştır. Dezenflasyon süresinin uzaması gelir ve servet dağılımındaki eşitsizliklerin artmasına, hayat pahalılığının rutin haline gelmesine neden olmuştur. Döviz kurunun baskılanması ithal ara malı maliyetleri kanalıyla arz yönlü enflasyonu beslemiş ve muhtemel bir program çıkışı başlangıcında “cari açık” risklerini (Türkiye’nin dış ticaret açığı temmuz ayında bir önceki yıla göre %13,6 artarak 7.3 milyar dolara yükseldi.
İhracat %2,9 artarken ithalat %5,1 arttı. İlk yedi ayda açık 60,5 milyar dolara yükseldi.) canlı tutmaya devam etmiştir. Kuşkusuz bu konuda ABD-İsrail ve İran çatışmasının özellikle enerji ve emtia fiyatlarındaki artışlarının bu dönemdeki etkilerini göz ardı etmemek gerekir. Ancak daha önce de ifade ettiğimiz gibi bu tür “dezenflasyon” politikalarının süreleri uzun tutulmamalı, arz yönlü üretim ve maliye politikalarıyla bütünleştirilmeli.2026 yılı bütçesinde ödenecek faiz gideri 2,7 trilyon TL. Unutmayalım ki özel sektör ve kamu sektörü olarak her yıl yurtdışına ödediğimiz milyarlarca dolar reel fahiş faiz transferi ile gelecek nesillerin refahını azaltmak zorunda kalıyoruz.