.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Devletimiz uzlaşmaz taraf olarak gösterilebilir

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Devletimiz uzlaşmaz taraf olarak gösterilebilir
Devletimiz uzlaşmaz taraf olarak gösterilebilir
Paylaş:
Neredeyse yarım asır boyunca huzurumuzu, güvenliğimizi, ekonomimizi olumsuz yönde etkileyen bölücü PKK terörünün sona erdirilmesi algısı yaratılarak “Terörsüz Türkiye” adıyla gündemimize yerleştirilen yeni açılım projesi her geçen gün daha da netleşiyor. Gelinen aşamada; PKK’nın sürekli taleplerde bulunduğu, çözüme yönelik hiçbir adım atmadığı buna rağmen taleplerine olumlu yaklaşıldığı ve bazılarının yasal yollar zorlanarak, bazılarının yasalar ihlal edilerek, bazılarının da yasalar değiştirilerek karşılandığı görülmektedir.
PKK’nın son zamanlarda DEM Parti aracılığı ile dillendirdiği taleplerinden birisi terörist başı Apo’nun Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin muhatabı olarak konumlandırılması ve çalışma koşullarının uygun hale getirilmesiydi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli hiç vakit kaybetmeden bu talebe yanıt verdi ve “Öcalan’a statü verilmeli” diyerek PKK’nın bu talebini destekledi. Şimdi bu bebek katilinin “sürecin koordinatörü olarak konumlandırılması” konuşuluyor...
Ardından sıra bu bebek katilinin yaşam ve çalışma koşullarının iyileştirilmesine geldi. Öğrendik ki; bu konudaki çalışmalar geçtiğimiz yıl terörist başının ikameti için İmralı’da bir villa inşası ile başlamış. Bu yıl inşaatın bittiğini ve 50 bin vatan evladının katili bu teröristin bu villaya taşınacağını, hatta evlendirileceğini duyduk. Yıllarını terörle mücadelede harcamış insanlarımız, gazilerimiz ve şehitlerimizin yakınları yaşam mücadelesi verirken terörist başı için villa inşa edilmesi duyarlı vatandaşlarımızda çok büyük rahatsızlık yarattı. Bunun üzerine projenin mimarı Devlet Bahçeli; inşa edilen binanın “villa” değil, “konut” olduğunu savundu. “Villa mı, konut mu” tartışmaları arasında bu uygulamanın yasal yönlerini, ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm edilmiş bir suçluya özel yaşam alanı tahsis etmenin, bu yaşam alanında kişisel ihtiyaçlarını karşılayacak personel görevlendirmenin, devletin imkanlarıyla; çalışmalarına yardımcı olacak kadrolar oluşturmanın, bir de bunların üstüne -eğer evlendirileceği doğruysa- eşinin de bu mahkûmun yanında ikametine izin verilmesinin yasal olup olmadığını sorgulayamadık.
Zaman geçtikçe gelişmelerin daha çok tepki çekmeye başladığını gözlemledik. Bunun üzerine vatandaşlarımızı iknaya yönelik açıklamalar yapılmaya başlandı. Son zamanlarda Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın ve MHP Manisa İl Başkanı Nurullah Savaş’ın açıklamaları dikkat çekti.
Hakan Fidan; ilk olarak “12 Eylül zihniyetinin ortaya çıkarttığı, kimliği reddeden, “belli bir azınlık” dışındaki genel yapıyı dışlayan duruş; ülkenin bütünlüğünü, beraberliğini, güvenliğini, ekonomisini, kalkınmasını aklınıza ölçülebilen ne parametre geliyorsa hepsini geriye götürdü” diyerek açılım projesine müdahil oldu.
MHP Manisa İl Başkanı Nurullah Savaş da partisinin genel başkanı Devlet Bahçeli'nin tehdit edildiğini ileri sürdü ve "Terörsüz Türkiye projesine kimler karşı çıkıyor?  Amerika rahatsız, İsrail dünden rahatsız. Bizim içimizde de maalesef rahatsız olanlar meydanlara çıkıp süreci baltalamaya çalışıyorlar" diyerek süreci eleştirenleri hedef aldı ve ABD/İsrail yanlısı olmakla itham etti.
Benim kanaatime göre bu açıklamalar PKK ve DEM Parti cephesini daha çok cesaretlendirdi. DEM’in bu açıklamaları destekleyici söylemleri ve yeni taleplerini PKK’nın çatı örgütü olan KCK cephesinden yapılan açıklamalar izledi.
Terör örgütü elebaşılarından, Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından kırmızı bültenle aranan Cuma kod adlı terörist Cemil Bayık; terörist başını ziyaret etmeleri ve onunla bizzat görüşmeleri gerektiğini ileri sürdü ve “Apo özgür olmazsa silahları bırakmayız ve Türkiye’ye gitmeyiz. Eğer silah bırakacaksak demokratik siyaset faaliyeti yürütme hakkımızın olması gerekiyor. Aynı zamanda yasaların değiştirilmesi gerekiyor. Türk hukukunda Kürtler yok. Değişiklik yapılmazsa Kürtlerin her türlü baskı altına alınması ve yok edilmeye çalışılması devam edecektir. Türkiye devletine güvenimiz yok ve kuşkuyla yaklaşıyoruz. Terör listesinden de şimdiye kadar kimse çıkarılmadı. Eski siyasetten değişen bir şey yok” diye konuştu. TBMM’de kabul edilen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun hakkında da “Türkiye devleti bu yasayı daha çok kendi çıkarlarına göre çıkardı, bizim taleplerimize göre değil” sözlerini sarf etti.
Hakan Fidan’ın bu söylemlerin ardından yaptığı açıklama ise cevap olarak algılandı. Hakan Fidan açıklamasında; “Gönül ister ki tabii daha hızlı olsun her şey. Mesela örgüt Mayıs 2025’te kendisini feshettiğini ve silahlı mücadeleye son verdiğini deklare etmiş. Geldiğimiz nokta şimdi Eylül 2026. Bir yıldan fazla bir zaman geçmiş. Silahların bırakılmasıyla ilgili somut adımların atılması şu ana kadar gerçekleşmedi” diyerek PKK’yı sorumlu tuttu. Ardından; “Zaman faktörünün önemli olduğunu ancak sürecin dikkatli yürütülmesi gerektiğini” ifade etti ve sözlerini “Şu anda ortaya konmuş birtakım beyanlar, iradeler var ama pratikte tehdidin kendisini lağvetmesi, tehdit olmaktan çıkartması önemli. Bunu da çok yakından takip etmek gerekiyor” diyerek tamamladı.
Bölücü terör örgütü cephesinden bunlar olurken yıkıcı cephe de kendisini göstermeye başladı. Tarikat ve cemaatlerden bazıları şeriat isteklerini dillendirmeye ve eyleme dökmeye başladılar. Radikal İslamcı terör örgütleri de PKK ile aynı hakları talep ettiler.
Bütün bu gelişmelerin 90’lı yıllarda görev yaptığım Irak’ta ve geçtiğimiz yıllarda Suriye’de yaşananlarla benzerliği dikkatimi çekti. Bu iki ülkede de benzer şekilde; KDP, KYB ve PKK’nın başını çektiği ayrılıkçı cephe özerklik taleplerini dillendirmiş, yönetimler bu taleplere yapıcı yaklaşmışlardı. Bu yapıcı yaklaşımlar zamanla “etnik hakların kabulü” olarak kayda geçirildi ve ayrılıkçı taleplere dönüştü. Bu durumun yarattığı bölünme tehlikesine karşı önlem almaya çalışan yönetimler “uzlaşmaz taraf” olarak nitelendirildiler ve ABD’nin başını çektiği destekçilerin müdahalesine maruz kaldılar. Ben, PKK ve arkasındaki destek cephesinin; kasıtlı olarak, karşılanması mümkün olmayan taleplerle el yükseltmeye ve süreci çıkarlarına göre geliştirilmeye çalıştıkları, amaçlarının; Türkiye’yi “uzlaşmaz taraf” olarak göstererek dış müdahaleye maruz bırakmak ve bu şekilde bölücü hedeflerine ulaşmak olduğu kanaatindeyim. Ülkemizde dış müdahale tehdidini görenler mutlaka vardır. Bunlardan karar mekanizmasında olanların dış tehdidi bertaraf etmek gerekçesiyle ve “verelim kurtulalım” düşüncesiyle PKK terör örgütünün bölücü taleplerini makul görmeleri son derece tehlikeli olacaktır. Ülkemizde de Irak ve Suriye’deki gibi durumların yaşanmaması için son derece dikkatli olunması gerektiğini düşünüyorum.