.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Devlete güven sarsılmamalıdır

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Devlete güven sarsılmamalıdır
Devlete güven sarsılmamalıdır
Paylaş:
Fon dolandırıcılığının açığa çıktığı tarihten bu zamana kadar yaklaşık 40 gün geçti. Olaya adı karışan yüzlerce kişiye her gün yenileri, dolandırılan para miktarına her gün milyarlarca lira ekleniyor. Zaman geçtikçe olayın boyutunun ne kadar büyük olduğu, dolandırıcılığı tezgahlayanların kimler olduğu, resmi devlet görevlilerinin, bürokratların, siyasetçilerin ve yakınlarının, bakanlık ve milletvekilliği yapmış şahısların, hatta ülkemizin yönetim sistemi değiştirilmeden önce Başbakan Danışmanı olarak görev yapmış olan akademik kariyer sahibi eski bir milletvekilinin bile bu dolandırıcılıkta parmakları olduğu konuşulup yazılıyor. Her şey gün gibi ortadayken yargısal sistemin işleyişinde birtakım aksamalar olduğu, yargının sorumlulardan bazılarına dokunmaktaki isteksizliği, yargıya müdahale edildiği kuşkusunun giderek yaygınlaşmaya başladığı da dikkat çekiyor.
Tablo bu kadar açık ve netken siyasi ortamda ve basında olayın ele alınış şeklindeki farklılıklar, olayda parmağı olanlardan bazılarının sorumluluklarının ortaya konması ve yargısal sürece dahil edilmeleri konusundaki isteksizlik, denetim ve gözetim sorumluluğu olanları sorgulamaktan, yargılamaktan kaçınılması, ülkemizin yönetimini üslenmiş siyasetçilerin sorumluluktan kurtulma çabaları da dikkatlerden kaçmıyor.
Her şey vatandaşlarımızın ve hatta dünyanın gözü önünde oluyor, duyarlı basınımızda her gün bu konu haber yapılıyor ve tartışılıyor, uluslararası finans kuruluşlarının tespitleri, tepkileri ve ülkemize karşı uygulamaya koydukları yaptırımlar bütün aşıklığıyla paylaşılıyor.
Benim üzerinde durmak istediğim konu bu ve benzer olayların vatandaşlarımız üzerindeki etkileri, bu denli ağır hasar veren bir olaya yaklaşım tarzları arasındaki zıtlıkların ülkemizi nerelere sürükleyebileceğidir.
Son yıllarda ülkemizin dört bir tarafı ateş çemberine dönmüştür. Böyle bir ortamda; vatanımızı, milletimizi, hak ve menfaatlerimizi korumak için vatandaşlarımız arasındaki birlik-beraberliğin muhafaza edilmesi ihmal edilemeyecek derecede hayati önemdedir. Buna karşılık olup bitenler ve bunların karşısında takınılan tavırlar kuşku uyandırıcı, endişe verici ve güven sarsıcıdır.
Bende bu olumsuz düşüncelere neden olan olaylardan bazıları şunlardır:
Olayın vahametini, devletimize ve milletimize karşı olumsuz etkilerini, olayı planlayan, uygulayan, göz yuman, görevini ihmal edenlerin kimler olduğunu ve bunlara ne gibi yaptırımlar uygulanacağını, ekonomik tahribatını, kamusal etkisini, halkımızın moral ve motivasyonu üzerindeki olumsuzluğu bertaraf etmek için neler yapılacağını devlet ciddiyeti içinde ele almak ve vatandaşlarımız üzerindeki olumsuz havayı dağıtmak yerine “yapacağız, edeceğiz, hassasiyetle takip ediyoruz, kim olursa olsun affetmeyeceğiz…” gibi nutuklarla algı oluşturulmaya, olayı açığa çıkaranları, eleştirenleri, sorgulayanları hedefe koyarak dikkatler başka yönlere çekilmeye çalışılmaktadır. Son zamanlarda daha da ileri gidilerek ülkemizde olup biteni sorgulayan gazetecilere; casusluk, haber yapmamak suretiyle çetelere yardım etmek, hakaret, yanıltıcı bilgi yaymak gibi akla gelmeyecek bahanelerle yaptırım uygulanmaktadır.
Olayların üzerine nasıl bir titizlikle gidildiği algısını güçlendirmek için yapılanlar da hayret vericidir. Geçtiğimiz günlerde basında; bazı “hatırlı kişilerin” kayyum atanan belediyelerden birisinde başkan yardımcısı olan ve yüksek miktarda rüşvet parasıyla yakalanan birisi için Cumhurbaşkanı katında ricacı olduğu ancak bunların taleplerinin kabul edilmediği, kendilerine “siz bu işe karışmayın” denilerek “kestirip atıldığı” haberi yer aldı. Yetkililerin rüşvet ve rüşvetçilerle ilgili hassasiyetini vurgulamak için böyle bir haberi yapanlar, rüşvetçiye referans olanları sorgulama gereği duymadılar. Bu “hatırlı kişilerin” bu rüşvetçiyle nasıl bir ilişki içinde oldukları, hangi cesaretle bir rüşvetçiye Cumhurbaşkanlığı seviyesinde referans olabildikleri, yetkililerin bu davranışı neden sorgulamadığı, bunlar ve bunlar gibilerin neden takip altına alınmadığı, bu “hatır” ilişkisinin niteliği konu bile edilmedi. Böyle olunca aklıma “Başka suçlular için de böyle talepler geliyor mudur? Bunlardan çok daha fazla hatırlı kişilerin talepleri kabul görüyor mudur? Böyle hatırlı kişiler daha başka taleplerde de bulunuyorlar mıdır?” soruları takıldı.
Bu fon dolandırıcılığı ve buna benzer hadiselerde olayın vahameti; çoğunlukla, oluşan maddi kaybın büyüklüğü ile vurgulanmaya çalışılmaktadır. Bence toplumda oluşan güven kaybı, maddi kayıplardan çok daha önemlidir. Bu dolandırıcılık; finans sistemimize, kamu kurumlarımıza, devlet yönetimimize, devlet adamlarımıza, siyasi sistemimize duyulması gereken güveni çok büyük ölçüde sarsmıştır. Devletimizi yönetenler bunu da hesaba katmalı, yaklaşımlarını buna göre belirlemeleridirler.
Bu tablo son yıllarda önümüze konulanların da sorgulanmasına neden olmaktadır. Son yıllarda halkımız; inanç değerlerimiz üzerinden yoğun şekilde etki altına alınmaya çalışılmaktadır. Halkımızı inanç değerlerimizle etkilemeye çalışan kesime mensup olanlardan bazılarının adlarının böyle bir dolandırıcılığa karışması, inanç değerlerimizin istismarıyla geldikleri makamlar ve elde ettikleri servetler kafalarda pek çok soru işaretine neden olmakta, inanç değerlerimizi koruması gerekenlere duyulan saygı ve güveni yok etmekte, hatta inanç değerlerimizin sorgulanmasına neden olmaktadır.
Bu ve benzer olaylar çaresizliğe düşen insanları yanlış yollara sürüklemektedir. Nitekim ülkemizde hemen her alanda dolandırıcılık olaylarında büyük bir artış dikkat çekmektedir. Bu durum ahlaki değerlerimizdeki yıpranmayı ortaya koymakta, insani değerlerimizin, vicdani değerlerimizin erozyona uğradığını göstermektedir.
Liyakatsiz insanların hak etmedikleri makamlara getirilmesi, bu insanların getirildikleri makamların yetkilerini istismar ederek kendilerine ve kendilerini bu makamlara getirenlere çıkar sağlama girişimleri devlet geleneğimizi ve devletimizin saygınlığını yok etmektedir. Bu da halkımızın devletimize duyduğu güveni zayıflatmaktadır.
Son zamanlarda halkımızın arasındaki bağlarda zayıflamanın artmakta olduğu dikkat çekmektedir. Ahde vefa duyguları büyük ölçüde zayıflamıştır. Vatanımızın bütünlüğü, milletimizin birlik beraberliği için canını veren şehitlerimizin ailelerinin, bu uğurda kan döken, uzuvlarını yitiren gazilerimizin hak arayışları bile verilen onca söze rağmen havada kalmıştır, pek çok kimsenin umurunda bile değildir.
Bunlar gibi olaylara daha pek çok ilaveler yapılabilir. Özetlemek gerekirse; yaşadıklarımız, bu günümüzü de geleceğimizi de tehdit eder nitelikte olaylardır. Yaşadıklarımızı daha iyi değerlendirebilmek için yakın tarihimize göz atmakta yarar vardır. Bu ve benzer olaylar devam ettiği, tekrarını önlemek için önlem alınmadığı, halkımızın devletimize olan güveninin yeniden tesis edilmediği durumlarda çocuklarımıza ve torunlarımıza bırakacağımız ülkemizin ne durumda olacağı çok iyi hesaplanmalıdır. Türk Ulusunun; birbirine, devletine ve yöneticilerine sarsılmaz bir güven duyması halinde neler yapabileceği Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde yaptıklarıyla kanıtlanmıştır.