“Ölü Deniz” sunumu Youtube’da 12 milyon tıka varmış. Göktaş yetenekli, bence pek Volker Pispers, George Carlin, Trevor Noah çapında olmasa da. Kendisi başta herkes ve her şey ile dalga geçiyor. Kendisi ile dalga geçmesi de zaten tüm ülke için bir umut olmasının ana nedeni. Bu da Celal Şengör ve merhum Ortaylı ile olan farkı. Gerek Ortaylı gerek Şengör son derece yetenekli akademisyenler ve (epey de kendileri ile) dolu insanlar. Genelde politikacılarımızda da bu çok aşikar, kendi heykellerini o denli iştah ile yapıyorlar ki “çimento yetmez”. Yetmiyor da zaten, insanlar sıkılıp bırakıyorlar. Gönül isterdi ki kendileri yeter diyebilselerdi. Bu dine karşı saygısızlık vs türü suçlamalar da geçici bir fenomen, sanırım bilgiye ulaşım kolaylaştıkça tüm bu hikayelerin sonu gelecek. Yüz yıl falan sonra mı bilemem.
Merhum Ortaylı ile sadece bir akşam yemeği yedim. Çok dingin bir insan ile konuştuğum hissine kapılmamıştım.
Göktaş’ın Celal Şengör’e ‘dalyarak’ demesine gelince, sanki “Fruko” da diyebilirdi. Malum 70’li yıllarda gösteri yapanlar, beyaz miğferli, otobüsle kamyon arası araçla gösteriye gelen polislere öyle derlerdi. ODTÜ’lü gençler işaret parmaklarını ağızlarına sokar, yanağı şişirdikten sonra parmağı aniden dışarı çıkarınca POP diye gazoz açma gibi bir ses çıkartırlardı. Sanırım bu Fruko firması da Şengör ailesinin.
Şengör ile hiç tanışmadım. ‘Alçakgönüllük’ örneğini de bir TV programında vermişti:
Efendim Oxford mu, Cambridge mi bir üniversite kütüphanesinde Lyell in veya Hutton’un bir kitabını istemiş. Kitap ayakkabı kutusunda dağılmak üzere gelmiş. O da hayret ederek kütüphaneciye sormuş ‘neden böyle?’ diye. Kütüphaneci eski kitap onarımının pahalı olduğunu söyleyince de Şengör çek defterini çıkartmış ve o yüklü parayı ödemiş. Birkaç hafta sonra ciltlenen kitabın kapağı içine bağış için bir teşekkür yazılacağı söylenince üstat “Bu üniversiteye de, yazara da, bana da yakışmaz demiş!” ve tevazu göstermiş.
İyi de, yılda 10 kişinin alıp okuyacağı bir kitapta bir Türk’ün bağış yaptığı yazılsa, bunu biri fark ederse “helal olsun” der. Bunu TV’de on binlerce insana anlatmak neyin nesi? O programdan sonra -Göktaş’ın ıslak hamburger boykotu misali- ben de Şengör’ü bir daha izlemedim. Ama itiraf edeyim ıslak hamburger de yemedim ve sanki merak ediyor muyum? Göktaş sakın bu ıslak hamburgerciden gizli reklam için milyonları cebe indirmiş olmasın?
Göktaş’a (32 yaşında!) orta yaşlı gazetecilerin “sen” diye hitap etmeleri de ayrı bir nüans. Neyse, nüanslar bol. Umarım uzun sürmez bu olay (Göktaş) ve diğer olay (İmamoğlu) ve öteki olaylar (siz seçin, doldurun), çünkü AYIP boyutunda. Yeter gari!
Dücane Cündioğlu, vaktiyle sağ aktivist olarak işkence de görmüş ve bir açık mektup ile Deniz Göktaş’ı desteklemiş. Benim babam da 1960 darbesinden sonra yurda dönüp ters kelepçe ile götürüldüğü Yassıada’da işkence görmüştü. Bunlar tarih oldu. Bakınız Cündioğlu ne yazıyor: (Tüm metin internette)
“Sanıyorum kamu vicdanı da kendisi adına korkmaktan çok ülkemiz adına utanmış olmalı“…” ülkenin sağduyusunu yitirmemiş büyük bir kesiminin benimle aynı deneyimi yaşadığına inanıyorum ve bu nedenle bu tür nobranlıkları ülkem adına tehlikeli buluyorum.”
Deniz Göktaş, Şengör ve Dücane Cündioğlu
Deniz Göktaş, Şengör ve Dücane Cündioğlu
Paylaş: