.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Değişmekte olan dengeler ve Türkiye

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Değişmekte olan dengeler ve Türkiye
Değişmekte olan dengeler ve Türkiye
Paylaş:
13-15 Mayıs 2026 tarihlerinde, Çin’e beklenen resmi ziyareti gerçekleştiren ABD Başkanı Trump, iki lider zirvesinde önceliği ve liderliği Çin Devlet Başkanı XiJinping’e kaptırdı sayılır. Diplomatik gafları ile bilinen Trump, karşılama töreninde Xi’nin boyunun ne kadar uzun olduğunu belirterek ve tören kıtasındaki uzun boylu seçme askerlere de eliyle gönderme yaparak genelde Çinlilerin ne kadar kısa olduklarını vurgulamış oldu. Aslında boy, pos gibi kişisel, etnik ve doğal özelliklerin gündeme getirilmesi hatta ima edilmesi bile uygun olmayan davranışlardandır Tabii bunu yapan Trump olunca dış politika uzmanları gereken notu veriyorlar.
Ukrayna’ya ait ve Türkiye’nin de Osmanlılardan kalan bir yükümlülüğünün bulunduğu Kırım’ı, Rusya2014’de ilhak edince ve Rusya’nın bu eylemine yeterince tepki verilmeyince, sonraki yıllarda bundan cesaret alan İsrail gibi ülkelerin işgalleri başladı.
Başkan Xi, Trump’ı bu ziyaretinde en ağır şekilde eleştirdi. Xi, Trump’ın “Tukidides Tuzağı”na düşmemesini istedi. Tukidides Tuzağı nedir bir bakalım: Atina kuvvetli bir Şehir Devleti olunca üstünlük ve toprak kazanmak amacıyla M.S.431’de,Spartalılara saldırıyor. Spartalılar sayıca az (300) olmalarına karşın 27 yıl süren ve Peloponez Savaşları denilen bu savaştan Pers Krallığının da yardımı ile zaferle çıkıyorlar. Atinalı Tukidides de bu savaşta Atinalılar ile birlikte savaşıyor. Tukidides, Peloponez savaşlarını anlattığı kitabında Atinalıların düştüğü bu tuzaktan bahsediyor ve bu tuzağın adı tarih boyunca kendi ismi ile yani “Tukidides Tuzağı” olarak anılıyor. Tukidides Tuzağı kavramını 2012’de, G. Allison isimli Amerikalı dış politika yazarı kitabında kullanınca kavram dış ilişkilerde kullanılmaya başlanıyor.
Burada savaşı kazanan Spartalılar, Çin Devlet Başkanı tarafından umulmayan gücü ile Çin, yenilen ise kuvvetli olduğunu zanneden ve Spartalıları yerlerinden, yurtlarından sürmeye kalkan, yükselmekte olduklarına inanan Atinalıları ABD olarak tanımlanmıştır.
Özetle, Xi, Trump’a “fazla yakıp yıkma senden önce biz Asya’nın en eski gücüyüz, ayağını denk al” diyor. Başkan Xi,  Trump’ı İngiltere Kralı III. Charles’dan sonra uyaran ikinci devlet adamı sayılır. Trump’ın Türk basınında pek yer almayan “Altın Kubbe” füze savunma projesi de Çin gezisinde gündeme geliyor. Gündeme getiren tabii Çin Devlet Başkanı Xi, aynı zamanda ABD’nin 175 milyar Dolar bütçeli bu projesi için silahlanma yarışını başlatacağını belirtiyor.
Trump’ın hemen ardından Rusya Devlet Başkanı Putin’in, bence “zamanlaması manidar” ziyaretinin ise Rusya ve Çin arasında 2001’de imzalanan Dostluk Anlaşmasının 25.yıldönümü nedeniyle yapıldığı Rus basınında yer alıyor. Aslında her iki Devlet de birbirine muhtaç diyelim. Çin, petrolünü ve askeri amaçla kullanılan dronlarını Batının ve ABD’nin yaptırım uyguladığı Rusya’dan alıyor. Rusya da Çin’den aldığı paralarla Ukrayna savaşını sürdürmeye çalışıyor. ”Sibirya Gücü” denilen Moğolistan’dan geçecek Sibirya’da sona erecek doğal gaz hattı ise hala belirsizliğini koruyor.
Putin ve Xi’nin bu ziyaret sırasında 20denfazla ekonomi ve teknoloji içerikli anlaşma imzaladıkları Çin Devlet Televizyonunda açıklandı. Çin’in kendisine ait olduğunu ileri sürdüğü Tayvan’ın gündeme getirilmediği anlaşılıyor. Trump’ın şerefine verilen akşam yemeği gerek masa düzeni, süslemeleri ve menüsü ile olağanüstü idi. Deniz ürünlerinin bulunduğu tabakları örten pırıltılı jelatinin istakoz suyundan yapılan ve yenilen özel bir jelatin olduğunu da bu vesile ile öğrendim.
Bu önemli ziyaretlerden sonra Avrupa’ya dönersek 15-17 Haziran 2026 tarihlerinde Fransa’nın Evian kentine yapılacak olan G7 Zirvesi Trump’ın da katılacağını belirtmesi bakımından dikkatle izlenmesi gerekecek. ABD, İngiltere, Kanada, İtalya, Fransa, Japonya ve Almanya gibi ekonomileri, demokrasileri güçlü ülkelerin bulunduğu G7’de AB de temsil edilmektedir. Bir ülkenin ekonomik açıdan güçlü olup olmadığını böylece G 7 üyesi olup olmayacağını Dünya Para Fonu (IMF) saptamakta.
Gündemde yapay zeka, çocuklar için daha güvenli bir dijital ortam, çevre, 2026 Temmuz ayında Türkiye’de yapılacak NATO Zirvesine ilişkin konuların ele alınacağı Fransızlar tarafından açıklanmış (www.elysee.fr ) sitesinden de takip etmek mümkün. 14 Haziran Trump’ın 80. yaş gününe denk geldiği için Fransızlar Zirve tarihini bir gün sonraya kaydırmışlar. Trump, G7 Zirvesinde topraklarına göz koyarak ABD’nin bir eyaleti olmasını istediği Kanada, İran savaşında kendisine yardım etmedikleri için kızdığı ve ağır sözler sarf ettiği Fransa, İtalya ve Almanya liderleri ile konuşacak, “eski ve yıpranmış Avrupa” dediği AB Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen ile görüşecek ve hepsiyle aynı masaya oturacak.
Trump’ın İran’a yönelik tehditleri ve İsrail’in ABD desteğiyle Filistinlilere uyguladığı şiddet, işkence ve soykırım devam etmekte.

Sonuç:
Dünya bugüne kadar görülmeyen şiddet dolu savaşlarda insanların hunharca öldürüldüğü bir dönemden geçerken Türk dış politikasının bu değişimlere uygun olarak yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Cumhuriyetin kuruluş ilkeleri ve Atatürk devrimleri Türkiye’nin yerinin Batı ve onun değerleri olduğu artık anlaşılmıştır. Arap örgütleri ve Arap ülkelerinin durumu ortada. İran füzeleri, Arap ülkelerini de vurdu. ABD ise Trump gidene kadar güvenilmez bir ülke konumunda. Batının Türkiye’ye güven duyması önemli. Avrupa’nın yeni bir güç olarak ortaya çıkması imkansız görünse de artık savaşlar füzelerle yapılıyor. Türkiye’nin demokrasisini kuvvetlendirmesi, ifade özgürlüğüne önem vermesi, hukukun üstünlüğünü yargının tarafsızlığının ve bağımsızlığının sağlanması, yani yumuşak gücünü İngiltere, İtalya gibi kuvvetlendirmesi gerekiyor. Neden farklı inançtaki insanlar İngiltere veya Almanya’ya göç etmek istiyorlar? İngiltere’de Kral, Anglikan Kilisesinin başı ve onun koruyucusu sayılıyor. Ama demokrasi herkesin yan yana yaşamasına imkan tanıyor. O nedenle Müslümanlar dahil göçmenlerin çoğu Suudi Arabistan veya diğer Arap ülkeleri yerine İngiltere’yi tercih ediyor. Dubai’nin bombalanmasından sonra yeni merkez olarak Budapeşte’nin adı geçiyor. Bu neden İstanbul değil? Yanıt gayet açık. Macar Başbakan, demokrasinin işleyeceğinin garantisini şimdiden verdi. Yargının çok yakında tarafsızlığına ve bağımsızlığına kavuşacağını ilan etti. Ekonomide reformlar yapılacağını açıkladı
Türkiye’de ise diplomasinin yapısını iyi oturtmak gerekiyor. Devamlı dışarıdan büyükelçi ataması da istikrarlı bir Dışişlerinin yapısına uygun görünmüyor. Bir diplomat mesleğe girdikten itibaren yetişmeye başlıyor, diplomasinin ayrıntılarını öğreniyor. Yani uzun yıllar sonunda büyükelçi olarak atanıyor. Buna son verilmesi, genç diplomatların önünün açılması tutarlı ve güçlü bir dış politikayı etkileyecek unsurlardan biri sayılır. Bunun için gelecek nesillere yatırım yapmak lazım.