.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Cumhuriyetin ekolojisi

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Cumhuriyetin ekolojisi
Cumhuriyetin ekolojisi
Paylaş:
Doğasını, ekolojisini anlamadan Cumhuriyeti kavrayamayız.
Çünkü Cumhuriyet, yalnızca bir toplumsal düzen değil, bir doğal/ekolojik sistemdir.
Bu doğal/ekolojik sistem; doğadan bir dünya görüşü türeten ve ona bağlı bir düzende yaşayan, atalarımız kadim Türklerin düşünce sistemine dayanmaktadır.
Çağımızda doğa bilimine “Ekoloji” denildiği için, biz de Cumhuriyetin doğasını inceleyen bu yazının başlığına “Cumhuriyetin Ekolojisi” dedik.
“Ekoloji” sözcüğü; oikos (ev) ve logos (bilgi) köklerinden gelir.
Cumhuriyet bu anlamda, Türk milletinin kendi evini yeniden yapma iradesidir. Doğayla uyumlu, atıksız, bağımsız ve döngüsel bir yaşam modelidir.
Çünkü doğa gibi Cumhuriyet de kendini onaran, döngüsünü sürekli yenileyen bir sistemdir.
Türkiye Cumhuriyetinin özü; Kadim Türk anlayışının doğal referanslarına ve modern bilime dayalı olarak Türk Milletinin birbiriyle yaptığı bir “Gelecek Sözleşmesi”dir.

A. Cumhuriyetimizin doğuşu
Bizim Cumhuriyet; batı emperyalizminin Türkleri tarihten silmeye kalktığı bir zamanda kuruldu. Bu zamanda bazı bilim insanları doğayı yeniden anlamlandırmaya çalışıyordu.
Einstein uzayı eğiyor, kütlenin enerji olduğunu söylüyor, Marie Curie maddeyi çözüyor, Darwin yaşamın döngüsünü ortaya koyuyordu.
İnsanlık, Türklerin on binlerce yıldır yaptığı gibi yeniden doğadan öğrenmeye başlamıştı.
Atatürk; Osmanlı’nın yıkıldığı bu dönemde, hem kadim Türklerin doğaya dayalı aklına, hem de çağdaşı bilim insanlarının doğayla ilgili bilgilerine hakim ve insanın doğa ile ilişkilerini bilen bir liderdi.
Onun “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözü, sadece bir bilim vurgusu değil, doğanın rehberliğine dönüş çağrısıydı.
Daha açık bir deyişle, Atatürk Cumhuriyeti; doğanın kavranması ve toplumun onun kurallarıyla tasarlanması iradesidir. Bu nedenle Cumhuriyet bir “siyasi devrim” olmaktan ötede, doğaya dayalı bir “düşünce devrimi”dir.

B. Cumhuriyet; akla yeniden dönmektir
Osmanlı son döneminde; bilimden ve doğanın yasalarından kopmuş, dogmaların karanlığında aklını kaybetmişti. Cumhuriyet, o kopuşu tersine çevirdi. Çağın bilimsel aklını, kadim Türk aklıyla harmanlayarak, yeni bir akıl yürütme süreci başlattı.
Yeni Cumhuriyet Sistemi; İnanca değil akla, mucizeye değil bilime, teslimiyete değil özgür iradeye dayandırıldı.
Atatürk; “Benim manevi mirasım bilim ve akıldır” diyerek, Türkleri bilime ve akla yeniden döndürdü ve bunları Cumhuriyete rehber olarak bıraktı. Cumhuriyet Sisteminde; doğanın yasasıyla toplumun yasasını birleştirdi.
Cumhuriyet, bu yüzden; insanın akla, bilime ve giderek doğaya yeniden bağlandığı bir bilinç devrimidir.

C. Cumhuriyet, batı aklının yerine Türk aklının geçmesidir
Cumhuriyet, sadece bir siyasal bağımsızlık değil, Türk aklının yeniden tarih sahnesine çıkmasıdır.
Atatürk, Batı’nın diyalektik, çatışmacı aklına karşı; doğaya dayalı, döngüsel ve bütüncül kadim Türk aklını yeniden sahneye çıkardı.
Batı Aklı; insanı doğadan koparmış, üretimi doğa tahribatına, ilerlemeyi sömürüye, bilimi silaha dönüştürmüştür
Cumhuriyet bu akla bir direniştir. Türk Tarih ve Dil kurumlarının kurulması, bu direnişin kurumsal ifadesidir.
Atatürk’ün tarih anlayışı; Türklerin doğayı yurt edinen ve onun yasalarına göre yaşayan bir millet olduğunu vurgular. Dil anlayışı ise; Türk dilinin doğadan doğduğu bilincine dayalıdır. Bu yüzden, Türkçenin; “yurt”, “orman”, “su”, “gök”, “yağmur”, “kut”, “töre” kelimelerini binlerce yıllık doğa bilincinin izleri olarak görür ve bunları Cumhuriyetin temellerine yerleştirir. Böylece ‘’Cumhuriyetin Ekolojisi’’ oluşur.
Yukarıda da dediğimiz gibi Atatürk; Cumhuriyet’i Batı’nın diyalektik aklına değil, Türklerin doğaya dayalı dünya görüşlerinden doğan ‘’Türk aklına’’ dayandırdı.
Bu nedenle Cumhuriyet, “Batı aklına karşı Türk aklının yeniden gündemlenmesidir.”
Türk aklı, doğayı düşman değil, öğretmen gören bir akıldır. Batı kapitalizminin çatışma merkezli diyalektiğine karşı, doğanın işbirliğine dayalı döngüsünü öne çıkarır. Özetle, Cumhuriyet; rekabetin yerine dayanışmayı, sömürünün yerine üretimi, savaşın yerine barışı koyan Türk aklının insanlığa seslenişidir.

D. Cumhuriyet bir Atatürk tasarımıdır
Atatürk, yalnızca bir kurtarıcı değil, tarihin en büyük toplumsal tasarımcısıdır.
O; doğayı, toplumu, devleti, ekonomiyi, kültürü ve geleceği bir bütün olarak görebilen bir holistik/bütüncül tasarımcıdır.
Cumhuriyet, onun bu holistik tasarım gücünün ürünüdür. Her kurum, doğadaki bir canlı gibi işlev görür: biri bozulduğunda diğeri onu onarır. Ekonomiyle ahlak, bilimle vicdan, üretimle doğa birbiriyle bütünleşmiştir.
Atatürk doğadaki döngüyü ve sürekliliği kurduğu Cumhuriyete taşımıştır. Bu nedenle Cumhuriyet, bir ideoloji değil; doğaya, bilime ve akla dayalı bir yaşam organizmasıdır. Kendi içinde nefes alan, öğrenen, yenilenen bir uygarlık modelidir.
“Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi sadece bir diplomasi cümlesi değil, ekolojik bir felsefedir. Cumhuriyet, insanın doğayı bozmadan, yaşayabileceğini kanıtlayan bir medeniyet önerisidir.

E. Cumhuriyetin ekolojisinin bozulması
Atatürk’ten sonra Cumhuriyetin ekolojisi bozuldu. Cumhuriyet’in akıl ekseni, zamanla din eksenine kaydırıldı.
ABD’nin “yeni dünya düzeni” adını verdiği emperyalist düzen; eğitimde, savunmada, ekonomide ve demokraside Türkiye’nin bağımsızlığını ortadan kaldırdı. Daha da ileri giderek PKK’yı kurdu, Türkiye’yi zayıflattı ve bölünme yoluna soktu. 2000’li yıllardan itibaren de “Ilımlı İslam” modeliyle Cumhuriyetin laik ve milli dokusunu zedeledi.
Böylece Cumhuriyetin doğal/ekolojik dengesi, yani kendi kendine yetebilme yeteneği ortadan kaldırıldı. Bugün artık; doğaya olduğu kadar Cumhuriyet’e de ters düşen bağımlı ve parçalanma üreten bir toplumsal zihin ortamında yaşıyoruz.

F. Atatürk’ün ekolojik Cumhuriyetini savunmak
Bugün 29 Ekim 2025.  Cumhuriyetimizin 102. Kuruluş yıl dönümü. Cumhuriyetimiz başlangıçtaki temel değerlerinden çok uzakta…
Artık bağımsız değil, artık akla dayalı değil, artık Milli bile değil. Hepimizin, bütün Türklerin görevi; onu kuruluş ayarlarına geri döndürmek, yeniden doğal/ekolojik bir Cumhuriyetle geleceğe yürümektir. Türkiye’nin ve hatta dünya Türklerinin kurtuluşu buradadır.