Cumhuriyet’in 102. yılına girerken, bu toprakların en derin nefeslerinden biri kulaklarımızda yeniden yankılanıyor: Özgürlük, eşitlik ve cehaletle mücadele.
Bu üç kelime, 1923’te yalnızca bir yönetim biçimini değil, bir yaşam biçimini de değiştirdi. Çünkü Cumhuriyet, sadece bir rejim değil; insanın, özellikle de kadının, kendi kaderini eline almasının hikâyesidir.
Yüzyıllar boyunca toplumda “görünmeyen” kişi olarak sayılmayan kadın, Cumhuriyet’le birlikte hem tarih sahnesine hem de toplumsal yaşama adım attı.
Kadın artık, köy okulunda öğretmen; şehirde doktor, parlamentoda milletvekili; fabrikada mühendis, tarlada üretici; evinde anne, toplumda yurttaş olabilmeye başladı.
Cumhuriyet, kadınlara yalnızca erkeklerle eşit haklar değil, var olma cesareti verdi.
Bu dönüşüm elbette kendiliğinden olmadı. Kadınların eşit haklar mücadelesi çok daha önce başlamıştı
Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet’in kurucu kadroları da kadının hayatın dışında bırakıldığı bir toplumun medeniyet yolunda ilerleyemeyeceğini çok iyi biliyordu.
Onun için Atatürk, “Dünyada her şey kadının eseridir” derken, sadece bir övgüde bulunmuyor; bir inancı, bir vizyonu dile getiriyordu. O vizyon, Cumhuriyet’in özüdür: Kadınlar olmadan hiçbir devrim tamamlanamazdı.
Cumhuriyet’in kuruluş ilkeleri — laiklik, halkçılık, eşitlik — kadının özgürleşmesinin temelini teşkil etti. Laiklik, kadının inancı ile yaşamı arasında seçim yapmak zorunda kalmadan, özgürce var olmasını sağladı.
Halkçılık, her vatandaşın cinsiyetine, makamına bakmadan aynı haklara sahip olduğu fikrini yerleştirdi. Eşitlik ilkesi ise kadına sadece yasal haklar değil, toplumsal meşruiyet kazandırdı.
Kadınlar bu çağrıyı duydu ve peşine takıldı.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında Halide Edip Adıvar kalemiyle, Sabiha Gökçen gökyüzünde, Afet İnan kürsüde, Nezihe Muhiddin kadınlara siyasette öncülük etti.
Onlar, savaş meydanında cepheye mermi taşıyan ellerin, barış zamanında kalem, stetoskop, harita ve yasa taşıyabileceğini gösterdi. Kadınlar artık sadece bir toplumsal rol değil, ülkenin bağımsızlığı için erkeklerle birlikte mücadele veriyor, gelecek inşa ediyordu.
Aradan geçen 102 yılda, Türkiye’nin her köşesinde bu hikâye büyüdü, çoğaldı, bilim ve akil rehberliğinde çağdaş biçimlerde yazılmaya devam etti.
Bir köy okulunda sabahın ilk ışıklarıyla sınıfına giren öğretmen; tıp fakültesinde nöbet tutan genç kadın doktor; yerel mecliste söz alan kadın muhtar… Hepsi Cumhuriyet’in sessiz kahramanlarıdır.
Her biri, “Ben varım, ben yaparım, ben değiştiririm” diyerek o büyük mirası bugüne kadar taşıdı. Ama kadınların mücadelesi hiç bitmedi, hâlâ yürünmesi gereken yolların olduğunun farkındalar.
Eşit temsil hâlâ tam sağlanmış değil. Kadınların emeği çoğu zaman görünmez kalıyor. Şiddet, ayrımcılık, ekonomik eşitsizlik gibi yaralar hâlâ iyileşmeyi bekliyor.
İşte bu yüzden, Cumhuriyet’in kadınlara kazandırdığı hakları yalnızca kutlamak değil, günümüzde olduğu gibi korumak ve geliştirmek zorundayız.
Çünkü Cumhuriyet ve demokrasi sadece bir miras değil; Türk vatandaşları için her kuşakta yeniden inşa edilmesi gereken bir sorumluluktur. Kadınların sesinin, özgürlüğünün kısıldığı, emeğinin değersizleştirildiği bir ülkede Cumhuriyet’in ışığı eksilir. Ama her defasında bir kız çocuğu okula gittiğinde, bir kadın yönetimde söz sahibi olduğunda, bir genç kız bilimin peşinde koştuğunda o ışık yeniden parlar.
Cumhuriyet, kadınla tamamlanır; çünkü bir ulusun özgürlüğü, kadınlarının özgürlüğüyle ölçülür. Kadınların sustuğu bir ülke ilerleyemez; kadınların yürüdüğü bir ülke ise asla geri dönmez. Cumhuriyet, bir erkeğin veya bir grubun değil; kadınla erkeğin omuz omuza, eşit yurttaşlıkla kurduğu bir medeniyetin adıdır.
Bugün, Cumhuriyet’in 102. yılında geçmişe teşekkür etmenin, geleceğe söz vermenin zamanıdır. Teşekkür, o cesur kuşağadır — Cumhuriyet’in harcını alın teriyle yoğuran kadınlara ve erkeklere… Söz ise bugünün kadınlarınadır — haklarına sahip çıkan, geleceğini kurmaktan vazgeçmeyenlere. Bu söz, bir temenni değil, bir yemin gibi yankılanmalı:
Hiçbir karanlık, Cumhuriyet’in kadın eliyle yakılan ışığını söndüremeyecek. Hiçbir baskı, kadının aklıyla ve yüreğiyle kurulan bu uygarlığı geri çeviremeyecek.
Çünkü Cumhuriyet yalnızca 1923’te değil, her sabah uyanan, düşünen, üreten ve direnen kadınlarla yeniden doğar. Cumhuriyet, kadının sesinde büyür; kadının emeğinde yaşar; kadının kalbinde sürer.
Cumhuriyet kadınla tamamlanır
Cumhuriyet kadınla tamamlanır
Paylaş: