MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 22 Ekim 2024 tarihinde terörist başı Apo’yu “Meclis’e gelsin DEM Parti grubunda konuşsun” diyerek Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’ne davet etmesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu açılımı “tarihi bir fırsat penceresi” olarak gördüğünü söylemesi ile başlatılan ve adına “Terörsüz Türkiye” denilen süreç bir buçuk yılı geride bıraktı. Gelinen aşamada belirsizlikten, tedirginlikten, güvensizlikten başka hiçbir şeyin elde edilemediği görülüyor.
Süreci başlatan, sürdüren ve sürdürülmesine katkı sağlayanların başlangıçtaki heyecanlarını yitirdikleri, sonuca ulaşmak için acele etmedikleri dikkat çekiyor. Bu durumun Bölücü Terör Örgütü (BTÖ)’nün sözcüsü konumundaki DEM Parti’yi ve gelişmeleri Kandil’den izleyen BTÖ elebaşılarını rahatsız ettiği anlaşılıyor.
Geçtiğimiz hafta basına açıklamalar yapan DEM Parti sözcüleri “açılımın tıkandığını” söylemişlerdi. Bunun üzerine “1 Temmuz’da TBMM tatile girmeden önce gerekli yasal değişikliklerin yapılmaması halinde sürecin sona erebileceği” yorumları yapılmaya başlandı. Basında sürecin tıkanmasının nedeni olarak; iktidarın “önce silah bırakılması”, BTÖ’nün ise “önce yasal düzenleme yapılması” şartını dayattıkları dillendirilmeye başlandı. Bu tespitler Numan Kurtulmuş’un “örgüt silah bırakma takvimine riayet etse süreç çoktan tamamlanırdı” “PKK silah bıraksın yasa iki saatte çıkar” sözlerine dayandırıldı.
Ardından mikrofon uzatılan BTÖ elebaşılarından Murat Karayılan; "iktidarın süreçte somut ve yasal adım atmadığını" vurgulayarak "Şu an itibarıyla süreç iktidar tarafından dondurulmuştur, bize yansıyan ve bizim gördüğümüz budur” şeklinde beyanda bulundu. Karayılan’ın; iktidara atfedilen “Önce silah bırakma, ardından yasal düzenleme” şartı için de “Bu tutum; en hafif deyimle işi yokuşa sürmedir, teslimiyeti dayatmadır. Pratik sahada bunun gerçekleşmesinin mümkünatı yoktur. Ortadoğu kaynıyor. Her tarafta vızır vızır dronlar, füzeler uçuşuyor. Mevcut durumda güçlerimizin güvencesi; kurduğumuz güvenlik sistemi ve silahlarımızdır. Yasal bir güvence olmadan bizim bu zeminde silah bırakmamız akıl dışı olur” ifadelerini kullandığı basına yansıdı. Bu ifadeler BTÖ’nün ayrılıkçı zihniyetinin düzeltilemeyeceğinin, düzeltmeye de niyetleri olmadığının en açık göstergesidir. Bu yaklaşım mazur görülemez. Mazur görülmesi ve destek verilmesi de gaflet ve cehalet olarak izah edilemez.
Bunlara ilave olarak; süreçteki yavaşlamanın yapılacak yasal düzenlemenin içeriği ile ilgili anlaşmazlıktan kaynaklandığı, iktidarın yasal düzenleme kapsamına alınacak teröristleri “silah kullanma, kullanmama, kırmızı bültenle aranma” gibi kategorilere ayrıma düşüncesinin Apo tarafından reddedildiği, Apo’nun; “özel bir yasa çıkacaksa ayrım yapılmadan herkesi kapsaması, herkesin tek bir yasadan yararlanması gerektiği” şartını ileri sürdüğü haber yapıldı. Bu da terörist başının Türkiye Cumhuriyeti Devleti nezdinde muhatap alınmasının sonuçları açısından ibret niteliğindedir.
AKP’nin son grup toplantısında konuya değinen Erdoğan; sürecin devam ettiği, tıkanmanın söz konusu olmadığı yönünde ifadeler kullandı. Adalet Bakanı Akın Gürlek; “Terörsüz Türkiye ve yeni anayasa ihtiyaçtır” diyerek sürecin asıl maksadının anayasa değişikliği olduğunu dile getirdi. MHP Grup Toplantısında konuyu etraflıca ele alan Devlet Bahçelide hamaset dolu ifadelerle terörün sonlandırılması gerektiği, bunun ülkemizin kalkınması için gerekli olduğu, barış, kardeşlik, huzur ve güven konularını içeren uzun bir konuşma yaptı sonunda da “Öcalan’a statü meselesinin mutlaka ele alınması gerektiğini” “süreç takip komisyonu kurulmasını ve bunun adının 'Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü' olmasını” önerdiğini dile getirdi.
Bahçeli’nin önerileri BTÖ’nün 5-7 Mayıs Fesih Kongresinin yıldönümünde kabul gördü, takdirle karşılandı. Bu zamana kadar PKK adını kullanan BTÖ’nün adını “Apo’cu Hareket Yönetimi” olarak değiştirdiği, örgütün çatı yapılanması KCK’nın açıklamasının “Apo’cu Hareket” imzasıyla okunduğu haberleri duyuldu. Bu arada söze giren Avareş kod adlı terörist Mustafa Karasu; “Apo’nun statüsü belli olmazsa süreç ilerlemez. Çözüm olmazsa mücadelemiz devam eder. Kürt sorununun, alevi sorununun, demokrasi sorununun çözümü için itirazımıza devam ederiz. Çözüm için klasik ulus devlet yapısının değişmesi, konfederasyon yapılanmasının, demokratik entegrasyonun gerçekleşmesi lazım” sözleriyle BTÖ’nün dağ kadrosunun zihniyetini ilan etti. Silah kuşanmış teröristlerle çektirdiği fotoğrafları yayımlayarak tehditler savurdu.
Bütün bunların ardından gelişmeleri ele alan iktidara yakın medya “Terörsüz Türkiye adı verilen sürecin önümüzdeki günlerden itibaren yeniden hız kazanmasının beklendiği, bu kapsamda iktidarın yasal düzenleme gerektirmeyen adımları kısa sürede atabileceği” haberleri yapmaya başladı.
Ülkemiz bu konularla meşgulken PKK’nın Suriye uzantısı YPG’nin 4 tugay halinde Suriye ordusuna entegre edildiği, bu tugayların; Suriye’nin kuzeyine, Fırat’ın doğusundan Akdeniz’e kadar Türkiye sınırına konuşlandırıldığı haberleri geldi. Bunun ne anlama geldiği son derece açıktır. Türkiye’de kendisini feshettiği söylenen BTÖ’nün gerçekte feshetmediği, Türkiye’de adını değiştirerek, bölge ülkelerinde başka isimler kullanarak emperyalist projeye hizmete devam ettiği, bunun da ülkemiz için büyük bir tehdit olduğu inkâr edilemez bir gerçekliktir…
Bu tablo bende; Ekim 2024’te büyük bir heyecanla başlatılan sürecin öncesinde hiçbir hazırlık yapılmadığı, BTÖ’nün arkasındaki emperyalist desteğin ve siyasi çapının hesaba katılmadığı, hangi taleplerle sahneye çıkacağının öngörülemediği, süreçte planlanan aşamaya gelmeden son derece hamasi ve son derece bağlayıcı açıklamalar yapıldığı/yapılmaya devam edildiği, plansız ve programsız hareket edildiği, sürecin inisiyatifinin BTÖ’ye kaptırıldığı kanaatini güçlendirdi. Böyle bakınca; ısrarla uyarılarda bulunan siyasetçilerin, akademisyenlerin ve askerlerin terör destekçisi ilan edilerek bütün uyarılarına kulak tıkanmasının, hatta bazılarının “halkı kin ve düşmanlığa tahrik. Cumhurbaşkanına hakaret” gibi suçlamalara muhatap edilmelerinin, Emekli General Naim Babüroğlu, Emekli Albay Ümit Yalım, Emekli Albay Orkun Özeller, Emekli Albay Alican Türk gibi birlikte uzun yıllar görev yaptığım, kendilerini çok yakından tanıdığım, vatan ve millet sevgilerine bizzat tanık olduğum, meslek yaşantılarının büyük bölümünü terörle mücadelede geçirmiş, terörle mücadelenin her seviyesinde büyük tecrübe sahibi emekli askerlerin orduevlerine girişlerinin bile yasaklanmasının ne anlama gelebileceğini sorgulama ihtiyacı duydum.
Öyle görünüyor ki; gelinen aşamada, BTÖ’nün silahlı mücadele safhasından siyasi mücadele safhasına geçmesi için fikir birliği oluşturulmuştur ve yoğun bir çabanın içine girilmiştir. BTÖ’nün ülkemizin meşru siyasi sistemine entegrasyonu için yapılması gereken anayasa ve yasa değişiklikleri konusunda fikir düzeyinde önemli ilerleme kaydedildiği dikkat çekmektedir. Böyle giderse; bundan sonraki aşamalarda, Irak ve Suriye’dekine benzer şekilde BTÖ’nün silahlı unsurlarının Türk Silahlı Kuvvetlerine entegre edilmesi bile gündeme getirilebilecektir.
Son zamanlardaki tablo; ülkemizde böyle bir uygulamayı destekleyecek iş birlikçilerin sayısının tahminlerin üzerinde olduğunu göstermektedir. Kanaatim odur ki; süreç, vatanımızın ve milletimizin ihtiyaçlarına göre değil, bölgemizi dönüştürmek için uygulamaya konan emperyalist projenin gereklerine ve tarafların siyasi çıkarlarına göre şekillendirilmektedir. Bu şekilde milletimizin birlik ve beraberliğinin, vatanımızın bütünlüğünün korunması son derece zor ve hepimiz için sıkıntılı olacaktır.
Çözüm sürecinde gelinen nokta: Tedirginlik ve güvensizlik
Çözüm sürecinde gelinen nokta: Tedirginlik ve güvensizlik
Paylaş: