Çin hükümetinin resmî internet sitesinde 7 Eylül 2026 tarihinde yayımlanan habere göre, XiJinping'in düşüncelerini ele alan “Ekolojik Medeniyet Düşüncesine Giriş” adlı bir kitap yayınlandı. Bu kitabın öncesinde 2022 ve 2025 yıllarında da aynı düşünceyi ele alan iki kitap daha yayınlanmıştı. Bu yayın sürekliliği ve konudaki ısrar gösteriyor ki, Çin son yıllarda bir ‘’Ekolojik Medeniyet’’ söylem ve ısrarı içindedir.
Bu ısrarlı çabalar; insanın doğayla ilişkisini, ekonomik büyümenin sınırlarını, devletin toplum içindeki konumunu, teknolojik gelişmenin yönünü ve uluslararası düzenin geleceğini birlikte tartışmaya açmak gibi dünyayı değiştirecek köklü bir arayış olarak değerlendirilemez. Çünkü Çin de artık bu bozuk dünya düzeninin bir aktörüdür. O halde Çin'in yeni bir “Ekolojik Medeniyet” arayışının temelinde hangi düşünceler olabilir?
A. Çin'in ekolojik medeniyet anlayışının temelinde hangi düşünceler yatıyor?
Çin'in kadim “İnsan ile Doğanın Birliği / Tian Ren He Yi” geleneği, Marksist düşünce ve bugünkü diyalektik sanayi medeniyetinin tıkanmışlığı, bu arayışın düşünsel temellerini oluşturmaktadır.
Bu anlayışa göre insan, doğanın dışında duran ve doğayı sınırsızca kullanabilen bağımsız bir varlık değil; doğayla birlikte var olan, onun ilişkiler ağı içerisinde yaşayan bir varlıktır. İnsan ile doğa uyumlu bir birliktelik içinde olmalıdır.
Çin'in kadim medeniyet anlayışı, doğanın yalnızca üretimin girdisi olarak görülmesine karşı çıkar; toplumsal ve doğal sistemleri birbirine bağlı bir bütün olarak değerlendirir.
Ancak kadim anlayışlara dayanan bu düşünsel arayışın gerçekten yeni bir medeniyet doğurup doğuramayacağını anlamak için Çin'in mevcut dünya ekonomik düzeni içindeki konumuna bakmalıyız.
B. Çin'in ekolojik medeniyet arayışı ABD–Çin ilişkilerini ve dünya politikalarını nasıl etkiler?
ABD ile Çin arasındaki rekabetin teknoloji, sermaye birikimi, üretim, enerji ve dünya ticaretinin geleceği üzerinde yoğunlaştığı görülüyor. Ekolojik medeniyet düşüncesi, bu rekabette Çin'e yeni bir felsefi ve siyasal çerçeve kazandırmaktadır.
Ancak bu rekabeti doğrudan kapitalist/diyalektik medeniyet ile ekolojik medeniyetin çatışması şeklinde tanımlamak yanlış olur. Çünkü Çin de küresel piyasalara, sermaye birikimine, ihracata ve büyük ölçekli sanayi üretimine dayanmaktadır.
ABD ile Çin, aynı küresel kapitalist piyasa düzeni içerisinde rekabet eden iki aktördür. Devletlerin farklı siyasal ve ekonomik dokularda oluşmuş olmaları, aynı piyasa şartları içerisinde çalışmalarını engellememektedir.
Bu rekabetin üç temel alanı bulunmaktadır.
1. Rekabetin birinci alanı: Enerjinin geleceğidir
Çin'in enerji yaklaşımı; devlet öncülüğünde yenilenebilir enerji, elektrikli ulaşım, batarya ve enerji altyapısında büyük ölçekli sanayi dönüşümüdür.
ABD'nin yaklaşımında ise fosil enerji üretimi, enerji güvenliği, teknolojik üstünlük ve dünya enerji ticareti üzerindeki etkisini koruma hedefleri öne çıkmaktadır.
Uluslararası Enerji Ajansına göre Çin'in 2024 yılındaki temiz enerji yatırımları 625 milyar doları aşmıştır. Ancak aynı Çin, kömür yatırımlarını da sürdürmektedir. Bu nedenle Çin'in ekolojik medeniyet arayışı, fosil enerjiden tamamen kopuş olarak değerlendirilemez.
2. Rekabetin ikinci alanı: Yeni üretim araçlarının mülkiyetidir
Bence konunun can alıcı noktası burasıdır.
Bugünkü sanayi medeniyetinin ve ABD'nin stratejik üretim dokusunda kömür, petrol, çelik, fabrikalar ve ulaştırma altyapısı önemli yer tutmaktadır.
Çin'in yeni stratejik üretim dokusunda ise bataryalar, kritik mineraller, elektrik şebekeleri, güneş panelleri, enerji depolama sistemleri ve bunları yöneten yazılımlar öne çıkmaktadır.
Her iki ekonomi de aynı küresel piyasa düzeni içerisinde çalışmaktadır. Çin'in bu düzene katılımı, 1970'lerde başlayan ve Yahudi asıllı Dış İşleri Bakanı Kissinger’in oluşturduğu ABD–Çin yakınlaşmasıyla hız kazanmış, 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütüne üyeliğiyle yeni bir aşamaya ulaşmıştır.
Burada belki de kritik soru şudur: ABD'nin fosil enerji politikalarına dayalı üretim altyapısının yerini Çin'in yeşil enerji teknolojileri aldığında dünya gerçekten daha bağımsız bir ekonomik düzene mi geçecek, yoksa bağımlılık ilişkilerinin konusu ve merkezi mi değişecek? Daha açık bir deyişle; ABD'nin yerini Çin mi alacak?
3. Rekabetin üçüncü alanı: Dünya düzeninin meşruiyetidir
Çin'in ekolojik medeniyet arayışı, ekonomik kalkınma ile doğanın korunmasının birlikte gerçekleştirilebileceği iddiasına dayanmaktadır. Bu anlayış, gelişmekte olan ülkelerle yeşil altyapı ortaklıkları kurmayı, Çin teknolojilerinin uluslararası pazarlardaki konumunu güçlendirmeyi ve küresel çevre yönetiminde Çin'in düşünsel etkisini artırmayı hedeflemektedir.
ABD'nin yaklaşımındaysa enerji ve teknoloji alanlarındaki üstünlüğünü, doların uluslararası konumuyla birlikte dünya ekonomik düzeninde belirleyici bir güç olarak sürdürme hedefi görülmektedir.
Bu yüzden iki ülke arasındaki ayrımı mutlak bir medeniyet karşıtlığı olarak değil, Çin’in ekolojik dönüşümü kendi ekonomik ve stratejik öncelikleriyle ilişkilendirmesi olarak değerlendirmek daha gerçekçidir.
C. Ekolojik medeniyet gerçekten yeni bir medeniyet midir?
Bu soruya cevap verebilmek için Çin'in ekolojik medeniyet tasavvurunu, mevcut ekonomik düzenle ilişkisi içerisinde değerlendirmek gerekmektedir.
Konuya daha yakından baktığımızda; insan–doğa ayrımının gerçekten aşılamadığını, sermaye birikiminin amacı ve araçlarının köklü biçimde değişmediğini, yeni enerji üretim araçlarının mülkiyeti sorununun devam ettiğini görüyoruz.
Ekolojik dönüşüm, sermayenin yeni bir birikim alanı hâline gelmektedir. Kapitalizmin doğayla ilişkisini temelden değiştirmek yerine, sermayenin doğa üzerindeki egemenliğine yeni bir biçim kazandırmaktadır.
Asıl sorgulamamız gereken şudur: Bu durumda Çin'in ekolojik medeniyet iddiası, mevcut diyalektik sanayi medeniyetinin çevreci bir biçimi olmanın ötesine ne ölçüde geçebilecektir?
D. Sonuç: Ekolojik medeniyet mi, holistik medeniyet mi?
Bütün bunlar gösteriyor ki Çin'in ekolojik medeniyet arayışı, mevcut ekonomik ve toplumsal ilişkiler değişmeden köklü bir medeniyet dönüşümüne ulaşamaz.
Bu hâliyle ekolojik medeniyet arayışı, öncelikle insan–doğa ilişkisini yeniden düzenlemeye yönelen bir program düzeyindedir. Bu program düzeyi; Çin'in de içinde bulunduğu bugünkü kapitalist diyalektik medeniyetin temel sorunlarını çözmek için yeterli değildir.
Çünkü günümüzün medeniyet krizi yalnızca ekonomik veya ekolojik bir kriz değil; üretim, tüketim, mülkiyet, yönetim ve düşünce biçimlerinin birlikte değerlendirilmesini gerektiren bir sistem krizidir.
Kapitalist diyalektik medeniyetin tıkanmışlığının çözümü, yalnızca ekolojik bir medeniyet arayışında değil, gerçek bir “Holistik Medeniyet” anlayışında aranmalıdır.
Holistik medeniyet, düşünmenin yöntemini, bilgi üretimini, insan–sermaye ilişkilerini, demokrasiyi, ekonomiyi ve doğayı birlikte ele alan daha kapsamlı bir medeniyet tasavvurudur.
Çin'in ekolojik medeniyet anlayışı, holistik medeniyet tasavvuruyla örtüşen yanlar taşısa da onunla aynı şey değildir.
Aynı piyasa içerisinde, aynı sermaye birikimi araçlarıyla ABD ile bilek güreşi yapan Çin'in ekolojik medeniyet anlayışı da mevcut medeniyetin tıkanıklığını aşamaz.
Çünkü mesele, dünya ekonomisinin yönetiminin ABD'den Çin'e geçmesi değil; dünyayı yöneten düşünce sisteminin değişmesidir.
Bu nedenle insanlığın ihtiyacı, mevcut medeniyetin yalnızca çevreci bir biçimi değil; insanı, doğayı, ekonomiyi ve demokrasiyi bir bütün olarak kavrayan yeni bir holistik medeniyet anlayışıdır.
Çin’in ekolojik medeniyet arayışı
Çin’in ekolojik medeniyet arayışı
Paylaş: