.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast
Folkart Orion

CHP’nin Bitmeyen İktidar Arayışı

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
CHP’nin Bitmeyen İktidar Arayışı
CHP’nin Bitmeyen İktidar Arayışı
Paylaş:
Hikâye aslında 2000’li yılların hemen başında başladı.
2002 seçimlerinde AK Parti yüzde 34 civarında oy alarak tek başına iktidara geldi.
AK Parti’yi kuran kadrolar Milli Görüş geleneğinden ayrıldıklarını ve artık farklı bir siyasi anlayışı temsil ettiklerini söylüyordu.
Ancak partinin muhafazakâr köklerden gelmesi, toplumun laik ve seküler kesimlerinde ciddi bir endişe yarattı.
Bu kesimler, kendi yaşam biçimlerinin ve Cumhuriyet’le özdeşleştirdikleri değerlerin zaman içerisinde zarar görebileceğini düşünüyordu.
Sosyolog Nilüfer Göle’nin “endişeli modernler” olarak tanımladığı bu insanlar ağırlıklı olarak şehirli, Batılı yaşam biçimine yakın, laiklik konusunda hassas ve Cumhuriyet değerlerine bağlı kesimlerden oluşuyordu.
Bu kitlenin siyasetteki en önemli adresi ise Cumhuriyet Halk Partisi oldu.
Ancak CHP’nin çok eskiye dayanan temel bir sorunu vardı.
Parti kendi seçmenini büyük ölçüde koruyabiliyor fakat Türkiye’nin geniş kesimlerinden tek başına iktidar olacak ölçüde oy alamıyordu.
Nitekim 1950’den bu yana CHP hiçbir genel seçimde tek başına iktidar olabilecek çoğunluğa ulaşamadı.
Bu nedenle CHP’nin seçim başarısızlıklarını yalnızca Kemal Kılıçdaroğlu veya başka bir genel başkan üzerinden değerlendirmek eksik kalır.
Ortada kişilerden daha büyük, sosyolojik ve tarihsel bir problem bulunuyor.
CHP kendi seçmenini ikna etmekte zorlanmıyor.
Asıl sorun, kendisine oy vermeyen seçmeni ikna etmekte başlıyor.
Kemal Kılıçdaroğlu da bu gerçeği görerek özellikle son Cumhurbaşkanlığı seçiminde farklı bir yol izlemeye çalıştı.
CHP’yi merkeze ve merkez sağa açarak farklı siyasi görüşlerden seçmenleri aynı aday etrafında toplamayı hedefledi.
Çünkü Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmanın yolu yalnızca CHP seçmeninin oyunu almaktan değil, toplumun yarısından fazlasını aynı aday üzerinde buluşturmaktan geçiyordu.
Kılıçdaroğlu bunu başaramadı.
Kurulan geniş ittifaka rağmen seçim kaybedildi.
Ancak seçim sonucunun başarısız olması, uygulanan yöntemin arkasındaki matematiğin bütünüyle yanlış olduğu anlamına gelmiyor.
Çünkü bugün de muhalefetin karşısında aynı gerçek duruyor:
CHP tek başına yüzde 50 artı 1’e nasıl ulaşacak?
Cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından CHP’de yönetim değişti.
Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu’nun öncülük ettiği “değişim” hareketi parti içerisinde güç kazandı.
Ardından gelen yerel seçim başarısı bu yeni yönetime duyulan güveni daha da artırdı.
Uzun yıllardır AK Parti iktidarının değişmesini isteyen CHP seçmeni açısından yeni bir umut doğdu.
Ancak burada önemli bir ayrıntıyı unutmamak gerekiyor.
Yerel seçim kazanmakla Türkiye’yi yönetmek için yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmak aynı şey değil.
Yerel seçimlerde yüzde 30 veya yüzde 40 bandındaki oylarla birçok belediyeyi kazanabilirsiniz.
Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise toplumun yarısından fazlasını ikna etmek zorundasınız.
Tam da bu nedenle muhalefet içerisindeki her yeni bölünme, iktidar hedefini biraz daha zorlaştırabilir.
CHP’den ayrılarak kurulacak yeni partiler veya siyasi hareketler büyük ölçüde yine CHP’ye yakın seçmenlerden oy alırsa ortaya yeni bir seçmen kitlesi çıkmaz.
Var olan oylar farklı partiler arasında bölünür.
Bir başka ifadeyle pasta büyümez, yalnızca daha fazla parçaya ayrılır.
Muhalefetin temel sorunlarından biri de yıllardır burada yatıyor.
AK Parti karşıtlığı çoğu zaman siyasi stratejinin önüne geçiyor.
“AK Parti gitsin de kim gelirse gelsin” düşüncesi güçlü bir duygusal tepki yaratabilir ancak tek başına seçim kazandırmaya yetmez.
Seçmenin karşısına ülkeyi nasıl yöneteceğini anlatan bir programla, güven veren bir kadroyla ve toplumun farklı kesimlerini bir araya getirebilecek bir siyasi anlayışla çıkmak gerekiyor.
2002’nin Türkiye’si ile bugünün Türkiye’si de artık aynı değil.
Aradan yirmi yılı aşkın zaman geçti.
AK Parti değişti.
CHP değişti.
Seçmen değişti.
Türkiye’nin siyasi ve toplumsal şartları değişti.
2000’li yılların başında seküler kesimlerde çok güçlü olan yaşam biçimine müdahale endişesinin yanına bugün ekonomi, hayat pahalılığı, adalet, eğitim, güvenlik ve gelecek kaygısı gibi çok daha geniş sorunlar eklendi.
Dolayısıyla bugünün seçmenini yalnızca eski siyasi korkular üzerinden okumak artık yeterli değil.
CHP açısından da asıl mesele tam burada başlıyor.
Kendi seçmenini bir arada tutmak önemli ama yeterli değil.
İktidar olmak isteyen bir siyasi parti, kendisine bugüne kadar hiç oy vermemiş insanlara da ulaşmak zorunda.
Muhafazakârı, milliyetçiyi, merkez sağ seçmeni, kentli seküleri ve kararsızı aynı gelecek fikri etrafında buluşturabilmek gerekiyor.
Kemal Kılıçdaroğlu bunu geniş bir ittifak modeliyle denedi ve başarılı olamadı.
Şimdi Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu çizgisinin önünde aynı soru duruyor.
CHP kendi sınırlarının dışına çıkabilecek mi?
Yoksa muhalefet kendi içerisinde daha fazla parçalanarak aynı seçmen kitlesinin oyları için birbirleriyle mi yarışacak?
Çünkü siyasetin matematiği bazen oldukça basittir.
Aynı yüzde 40’ı dört farklı parçaya bölerek yüzde 50’ye ulaşamazsınız.
Yeni seçmen kazanmak zorundasınız.
CHP’nin yaklaşık üç çeyrek asırdır çözemediği temel mesele de aslında budur.
Kendi mahallesinde güçlü olmak başka şeydir.
Türkiye’nin çoğunluğunu ikna etmek başka şey.
İktidarın yolu ise kendi mahallenizden değil, o mahallenin sınırlarının dışına çıkabildiğiniz gün açılır.