Her ölümün erken olduğuna inananlardanım. Ve gene inanırım ki, kimse işlerini bitirip de ölmez.
Ebediyete intikal eden her insanın arkasından güzel sözler söylenir, ağıtlar yakılır. Gel gör ki, düşünen, yazan, çizen ve meselesi olan insanların ölümü daha acıklı, daha hüzünlü olur.
Çetin Beyin ölümü de böyle oldu. Düşünen ve meselesi olan insandı Çetin Bey.
İzmir’de gazetecilik yapmak, İzmir’de bir gazeteyi yaşatmak hiç de kolay bir iş değildir. Yazımın başında söyledim, meselesi olan insanın eseridir, böyle işler.
İzmir’den, İstanbul’a, bir grup meslektaşıyla birlikte geldiğinde Çetin Gürel’i tanımıştım. Ben siyaset için Ankara’ya, O ise İstanbul’dan İzmir’e döndüğünden, birbirimizden koptuk.
Aradan yıllar geçti İzmir’de basın camiasında bir prestij gazetesi haline getirdiği Gözlem Gazetesi’ni yayınlıyordu.
Zannediyorum, on beş yıl önceydi, karşılaştığımızda yazmamı istedi. Onur duydum. Daha sonra eşim Müjgan Suver’e de aynı teklifi yapınca ikimizde Gözlemli olduk.
Arkadaşlığımız hiç eskimedi.
Aksine pek gelişti.
Ne var ki, benim aydınım sorumluluğuna müdrik olmadığı için Çetin Bey gibi meselesi olan insanları pek anlayamıyor. İdraki kadar anlıyor, takdir edebiliyor.
İzmir’de kalemiyle ve her biri başlı başına bir fikir abidesi olan yazar kadrosuyla aydınlanma alevini ateşe dönüştüren Çetin Gürel’in yüksek hatırası karşısında saygı ile eğilirken, muhterem Eşinin ve kıymetli evlatlarının haklı acılarını paylaşıyorum.
ÇETİN Bey’in ardından
ÇETİN Bey’in ardından
Paylaş: