Londra’da 6–7 Eylül’de düzenlenen Yahudi-Kürt Konferansı’nda İsrailli akademisyen Ofra Bengio’ya “Kürtlerin annesi” denildi. İsrail Dışişleri Bakanı da dört ülkede yaşayan Kürtlerin henüz siyasi bağımsızlığa ulaşamadığını belirten bir mesaj gönderdi. Bir bilim insanına verilen unvanı konuşup bir devletin verdiği siyasi mesajı arka plana itersek, toplantının asıl önemini gözden kaçırırız.
Ben bu gelişmeyi, daha önce Büyük İsrail Projesi çerçevesinde tartıştığım toprak, nüfus ve su ilişkisi içinde değerlendiriyorum. Mesele yalnız iki toplumun yakınlaşması değildir. Sorulması gereken, bu yakınlaşmanın bölge devletleriyle nasıl ilişkilendirileceğidir.
A. Dostluk söyleminin siyasi karşılığı
Konferans programında ortak tarihin yanında Siyonizm, Kürt ulusal hareketi ve gelecekteki işbirliği modelleri bulunuyor. Düzenleyiciler de kültürel bağların siyasi ve akademik ilişkilerle geliştirilmesini amaçladıklarını açıklıyor. Dolayısıyla siyasi boyutu bizim yakıştırdığımız bir toplantıdan söz etmiyoruz. Bu boyut, toplantının kendi gündeminde bulunmaktadır.
“Yahudilerin yazdığı Kürt tarihi” başlıklı yazımda tartıştığım mesele, tarih anlatılarının güncel siyasi hedeflerin hizmetine sokulmasıydı. Bugün de aynı soruyu soruyorum: Geçmişteki komşuluğu araştırmak mı amaçlanıyor, yoksa bundan gelecekteki stratejik bağlılığın gerekçesi mi oluşturuluyor? Tarihsel yakınlık, hiçbir halkı başka bir devletin siyasetini benimsemeye mecbur etmez.
Bir akademisyene bütün bir halk adına “annelik” atfedilmesini bu nedenle basit bir iltifat saymıyorum. Benim itirazım araştırmaya veya toplumların dostluğuna değil, bu dostluğun siyasi himayeye dönüştürülmesi ihtimalinedir. Hiçbir konferans heyeti bütün Kürtlerin iradesinin sahibi değildir; hiçbir devlet de kendisini bir halkın doğal koruyucusu ilan ederek onun geleceği üzerinde hak kazanamaz.
B. Büyük İsrail’in nüfus meselesi
Büyük İsrail kavramını yalnız dışarıdan üretilmiş bir söylenti gibi değerlendiremeyiz. Netanyahu, 12 Ağustos 2025’teki televizyon söyleşisinde bu vizyonla güçlü bağını ifade etmişti. Sonradan komşu Arap ülkelerinde toprak talebi olmadığını açıklaması da kayda geçirilmelidir. Dolayısıyla siyasi söylemle belirli bir operasyon planını aynı şey saymıyorum; fakat kavramın siyasi karşılığını da görmezden gelemeyiz.
Üstelik nüfus mühendisliği yalnız teorik bir tartışma değildir. Reuters’in 4 Eylül haberinde, İsrailli bakanların Gazzelilerin bölgeden ayrılmasına yönelik önerilerini yeniden gündeme getirdiği aktarılıyor. Bu, Kürtlere ilişkin tezi kanıtlamaz; ancak nüfusun bölgesel siyasetin dışında tutulamayacağını gösterir.
Burada kastettiğim, bugünkü İsrail’in geniş ve boş bir ülke olduğu değildir. Tartıştığım mesele, genişletilmek istenen hâkimiyet alanıyla onu sürdürebilecek insan gücü arasındaki ilişkidir. İsrail’in kendi nüfusu, böyle geniş bir hâkimiyet tasarımını tek başına taşıyabilir mi? Toprak kazanmak başka, o toprağı üretimle, yerleşimle ve siyasi bağlılıkla yönetebilmek başkadır.
Benim nüfus tezim şudur: Kürtleri İsrail’e veya İsrail merkezli bir bölgesel düzene çekme arayışı, genişleme hedefinin ihtiyaç duyabileceği insan unsuruyla birlikte düşünülmelidir. Bu yalnız bugünkü sınırlara göç anlamına gelmez; insanların yaşadıkları coğrafyayla birlikte bir nüfuz alanına bağlanması ihtimalini de içerir. Nüfusu taşımadan, nüfusun siyasi yönünü değiştirmek de böyle bir hesabın parçası olabilir.
Konferans, Kürtlerin İsrail’e topluca yerleştirilmesini öngören bir kararın kanıtı değildir. Burada ortaya koyduğum, açıklanmış bir göç programı değil, dikkatle gözlenmesi gereken stratejik bir ihtimaldir. Ancak bağımsızlık söyleminin, destek veren devletin nüfus ve nüfuz hesabından bağımsız olduğunu da peşinen kabul edemeyiz.
C. Nüfustan sonra su gelir
“Siyonizmin kördüğümü: Dicle-Fırat” yazımda bu meselenin ikinci ayağını ele aldım. Benim BİP değerlendirmemde genişleme, yalnız sınır çizmekten ibaret değildir; nüfusun yaşayacağı, tarımın yapılacağı ve üretimin sürdürüleceği kaynakları da gerektirir. “Dicle-Fırat suyu yoksa BİP de yoktur” derken, “Nil’den Fırat’a” diye tarif ettiğim genişleme senaryosunun kaynak bağımlılığını vurgulamıştım. Bugün de sorum değişmiyor: Böyle bir bölgesel düzen kimin toprağı, kimin insanı ve kimin suyuyla sürdürülecektir?
Bir haritayı büyütmekle yaşanabilir bir ülke kurulmaz. Suya, gıdaya, enerjiye ve bunların devamlılığını sağlayacak ilişkilere ihtiyaç vardır. Nüfusu siyasi yakınlaşmayla kazanmayı düşünen bir strateji, o nüfusun hayatını sürdürecek kaynakları da hesaba katmak zorundadır. Toprağı, insanı ve suyu ayrı ayrı konuştuğumuzda, aralarındaki egemenlik ilişkisini göremeyiz.
Bu yüzden Türkiye’nin güneyindeki gelişmeleri yalnız örgüt isimleriyle ve günlük güvenlik haberleriyle değerlendirmeyi yetersiz buluyorum. Havzalar, tarım alanları, enerji altyapıları ve ulaşım bağlantıları da aynı değerlendirmeye girmelidir. Dinî söylemlerin arkasındaki maddi ihtiyaçları görmeden, bölgenin geleceğini doğru okuyamayız.
D. Türkiye’nin cevabı ne olmalıdır?
Türkiye’nin karşısındaki meseleyi Kürtlerle karşıtlık kurarak açıklamak, eleştirdiğimiz bölgesel hesapların işini kolaylaştırır. Kürt yurttaşlarımız bu ülkenin misafiri değil, sahibidir. Karşı çıkılması gereken, onların varlığı değil; herhangi bir siyasi hareket üzerinden ortak vatanın dış nüfuz alanlarına bölünmesi ihtimalidir. Millî birlik, bu ayrımı kararlılıkla korumayı gerektirir.
Türkiye kendi çözümünü, toprak bütünlüğünü koruyan güvenlik politikasıyla üretimi, hukuk güvencesini ve havza planlamasını birlikte yürüterek kurmalıdır. Komşularıyla kaynakları çatışma aracına dönüştürmeyen, fakat kendi egemenliğinden de vazgeçmeyen bir işbirliği geliştirmelidir. Türk dünyasıyla bağlarını güçlendirirken, kendi yurttaşları arasındaki ortak gelecek iradesini de büyütmelidir.
Londra’daki toplantıyı önemli bulmamın nedeni budur. Başkalarının hangi tarihi anlattığını, hangi dostluğu kurduğunu ve hangi geleceği önerdiğini birlikte okumalıyız. Yalnız söylenen sözlere değil, o sözlerin bağlanabileceği toprak, nüfus ve kaynak hesabına bakmalıyız.
Ve son cümleyi şöyle kurmalıyız. İran, Türkiye, Irak ve Suriye Kürtleriyle ve Türkiye’nin suyuyla Büyük İsrail kurulamayacaktır. Herkes hesabını buna göre yapmalıdır.
Büyük İsrail’in nüfus ve su hesabı
Büyük İsrail’in nüfus ve su hesabı
Paylaş: