Bir siyasi partiyi ortadan kaldırmanın tek yolu kapısına kilit vurmak değildir. Bazen daha karmaşık ve daha az görünür yöntemler vardır. Örneğin partinin adı yerinde kalır, amblemi değişmez, genel merkezi açıktır veya zorla içeri girilir, Cumhuriyet Halk Partisi- Halkın Birinci Partisi yazan tabelası duvardadır. Fakat onu birinci parti yapan irade, yönetim, kadrolar, siyasal gelenek ve üyelerin tercihleri başka bir yere itilmiş olabilir.
İşte bu noktada hukuk ile meşruiyet arasındaki hassas ayrım ortaya çıkar. Hukuk, demokratik düzenin güvencesidir. Ancak hukuk adına yapılan her müdahale, kendiliğinden demokratik meşruiyet yaratmaz. Mahkeme kararları elbette bağlayıcıdır, fakat mahkemelerin görevi siyaseti kurmak değil, hukukun sınırları içinde kalmasını sağlamaktır.
Siyasi partiler sıradan özel hukuk kuruluşları değildir. Demokratik anayasal sistemlerde partiler, halkın yönetime katılmasının temel araçlarından biridir. Bu nedenle bir partinin yönetiminin kim tarafından belirleneceği sorusu, yalnızca teknik bir tüzük tartışması olarak görülemez. Sorunun merkezinde şu soru vardır: Siyasi iradenin gerçek sahibi kimdir?
Genel başkanlık makamı, esas olarak partinin kendi kuralları içinde oluşan iradenin sonucudur. Delegelerin ve üyelerin tercihiyle ortaya çıkan bir liderlik, demokratik meşruiyetini bu süreçten alır. Yargının görevi ise bu sürecin hukuka uygun yürüyüp yürütülmediğini denetlemektir.
Burada temel bir ilkesel sınır vardır: Yargısal denetim ile siyasal iradenin ikame edilmesi birbirine karıştırılmamalıdır. Bir mahkeme, hukuki bir ihlali tespit edebilir; ancak toplum nezdindeki siyasi temsil gücünü kendiliğinden üretemez. Siyasetin gerçek meşruiyet kaynağı, en nihayetinde örgütlü halk iradesidir.
Bu nedenle mesele yalnızca "bir partinin genel başkanı kim olacak?" sorusu değildir. Asıl mesele, demokratik sistem içinde siyasi karar verme yetkisinin nerede başlayıp nerede bittiğidir. Bugün bir parti için kabul edilen bir yöntem, yarın bütün siyasi yapılar için bir emsal hâline gelebilir.
Demokrasi yalnızca sandık günü kullanılan oylarla yaşayamaz. Demokrasi, seçimler arasında da siyasi örgütlerin kendi iradelerini özgürce oluşturabilmeleriyle var olur. Eğer bir partinin ruhu, tarihi, üyeleri ve seçmenleri devre dışı bırakılarak yalnızca tüzel kişiliği korunuyorsa, ortada hukuken yaşayan ama siyaseten tartışmalı bir yapı ortaya çıkar.
Bugün olduğu gibi demokrasi, yalnızca tabelaların ve resmi kayıtların korunmasına indirgenirse, geriye canlı bir siyasal hayat değil, yalnızca içi boşalmış kurumların sessizliği kalır. Çünkü bir siyasi partiyi parti yapan şey kapısındaki isim değildir; o isme yıllar boyunca anlam veren kuruluş ilkeleri ve o hedeflere ulaşmak isteyen insanların ortak iradesidir.
Ve demokrasilerde en tehlikeli tasfiyeler, bazen en sessiz olanlardır. Kapılar kapanmadan, tabelalar sökülmeden, hatta her şey yerli yerindeymiş gibi görünürken gerçekleşen tasfiyeler…
Siyasi tarih, partilerin yalnızca seçimlerde yenilerek ortadan kalkmadığını göstermektedir. Bazı dönemlerde devlet müdahaleleriyle partiler tamamen kapatılmış, bazı dönemlerde ise siyasi hareketler farklı isimler ve yapılar altında yollarına devam etmek zorunda kalmıştır.
Bu deneyimler, siyasi bir örgütün varlığının sadece hukuki kaydından ibaret olmadığını ortaya koymaktadır. Bir partinin hukuki kişiliği sona erebilir, fakat onu meydana getiren toplumsal taban, siyasi gelenek ve fikir dünyası farklı bir örgütlenme biçimi içerisinde ve gittikçe büyüyerek yaşamaya devam edebilir.
Bunun tersine bir durum da düşünülmelidir: Hukuki kişilik yerinde dururken, partinin oluşmasını sağlayan kadroların, programının ve tabanının iradesinin etkisiz hâle geldiği bir süreç yaşanabilir mi? Eğer böyle bir durum ortaya çıkarsa, tartışılması gereken mesele sadece hukuki mülkiyet veya yönetsel yetki değil, siyasi temsilin meşruiyeti olacaktır.
Demokratik sistemlerin temel sorularından biri burada ortaya çıkar: Bir siyasi örgütü gerçek anlamda yaşatan unsur nedir? Resmî kayıtlar mı, bina ve amblem mi, yoksa ortak bir siyasal hafıza ve hedef etrafında birleşmiş insanların iradesi mi?
Bu soruya verilecek cevap, yalnızca bir partiyle ilgili değildir. Çünkü demokrasinin kalitesi, muhalif veya iktidardaki bütün siyasi yapıların kendi iç iradelerini ne ölçüde özgür biçimde oluşturabildiğiyle ölçülür.
Bir siyasi partiyi kapatmak, demokrasi açısından ağır bir müdahaledir. Ancak daha incelikli bir soru vardır: Bir partinin adı ve hukuki kişiliği korunurken, onu var eden siyasi irade ortadan kaldırılırsa buna ne ad verilecektir?
Belki de çağımızın en zor demokrasi sorularından biri budur: Bir yapının tabelasını koruyarak onun ruhunu değiştirmek mümkün müdür?
Butlan kararı CHP'yi tasfiye kararı mıdır?
Butlan kararı CHP'yi tasfiye kararı mıdır?
Paylaş: