Günümüz dünyasının temel meselesi; insan hayatını taşıyan reel değerler ile borsalarda ve fonlarda dolaşan finansal değerler arasındaki büyüyen uçurumdur.
Bugün ekonominin dili, bu iki değeri aynı şeymiş gibi anlatıyor. Oysa reel değerler ile finansal değerler aynı şey değildir; hatta giderek birbirinin karşıtına dönüşmektedir. Emeğe, sermayeye, toprak ve girişimcilik gibi üretim faktörlerine dayanan reel değerler; insanın ve toplumun gerçek hayatını şekillendiren değerlerdir. Finansal değerler ise; doğrudan somut üretim olmak zorunda olmayan, fakat parasal olarak değerlenmiş her türlü hak, alacak, senet, menkul kıymet, türev ürün, borç ilişkisi ve en önemlisi beklenti fiyatıdır.
Görülüyor ki; finansal değer, reel değerin kendisi değil; onun üstüne kurulan bir temsil, bir beklenti ve çoğu zaman büyütülmüş bir gölge değerdir. Sorun da zaten burada başlamaktadır.
1. Değerin iki ayrı evreni
Yukarıda anlatılmaya çalışıldığı gibi, bugün ekonomi iki ayrı evrende akmaktadır.
Birincisi reel değer evrenidir.
Bu evrende hayat vardır; toprak ekilir, fabrikalar üretir, enerji akar, yollar yapılır, insanlar çalışır, bilgi üretilir. Bu evren; emeğin, alın terinin, üretimin ve gerçek hayatın evrenidir.
Reel değer; sofraya ekmek, eve ışık, şehre yol, hastaya ilaç, öğrenciye bilgi olarak döner. Hayatın omurgası buradadır.
İkinci evren ise; finansal değer evrenidir.
Bu evrende ise hayat değil, fiyat vardır. Paranın fiyatı, kredinin genişliği, varlıkların şişen değeri, hisse senetleri, tahviller, fonlar, beklentiler hep finansal değer evreninin unsurlarıdır. Bu evrende değer üretilmez, fiyatlanır.
Ve bugün insanlık, bu “iki değer evreni”nin giderek birbirinden koptuğu bir dönemi yaşamaktadır.
2. Finans evreninin yükselişi
Bir zamanlar finans, üretimin hizmetkârıydı. Tasarruflar yatırımlara gider, kredi üretimi besler, sermaye emeği büyütürdü. Ama zamanla bu ilişki tersine döndü. Finans; üretimi destekleyen bir araç olmaktan çıkıp, kendi başına büyüyen bir alan haline geldi. Ve o andan itibaren;
• Üretmeden kazananlar arttı,
• Fiyatlayanlar, üretenlerin önüne geçti,
• Değer, üretimden koparak fiyatlara taşındı.
Böylece ekonomi, üretim ekonomisi olmaktan çıkıp finansman ekonomisine dönüşmüştür.
3. Üretim değerleri ile finansal değerlerin gerçek asimetrisi
Bugün Uluslararası Para Fonu (International MonetaryFund), Dünya Bankası (World Bank), Finansal İstikrar Kurulu (Financial Stability Board) ve özellikle de Bank for International Settlements verileri birlikte okunduğunda ortaya şöyle bir tablo çıkıyor: Bugün dünya yılda yaklaşık 125 trilyon dolarlık reel değer üretirken, finansal sistem türev değerler dahil 800 trilyon dolarlık bir büyüklük yaratmaktadır. Yani finansal değerler; reel değerlerin yaklaşık altı katından fazla bir değere ulaşmaktadır.
Bu durum, dünya ekonomisinin artık ikiye bölündüğünü göstermektedir:
• Yaşayanların ekonomisi 125 trilyon dolar,
• Fiyatlayanların ekonomisi 800 trilyon dolardır.
Bu fark büyüdükçe;
• Emek reel zeminde kalır,
• Sermaye finansal zeminde büyür,
• Gelir dağılımı bozulur,
• Servet dar bir alanda yoğunlaşır,
• En önemlisi, insan; ürettiği değere ulaşamaz hale gelir.
Çünkü tarih boyunca değer; önce üretimle ilişkilendirildi, sonra parayla ölçüldü, sonra finansal araçlarla temsil edildi.
Bugün ise değer; üretimden koparak, kendi başına dolaşan soyut bir varlığa dönüşmüştür. Bu, insanın kendi emeğine yabancılaşmasının yeni biçimidir.
Toplumsal olarak da; reel değer küçümsendiği için emek itibarsızlaşmış, üretim önemini kaybetmiş, kısa yoldan zenginleşme kültürü yayılmış, toplumda adalet duygusu zayıflamıştır.
4. Finansal spekülasyonun merkezi
Bugünkü finansal spekülasyonun merkezi; ABD’dir. Doların rezerv para olması, Federal Reserve politikaları ve Wall Street üzerinden işleyen borsa ve fon düzeni, finansal sistemi küresel hale getirmiştir. Bugün dev fonlar; şirketleri, sektörleri, hatta ülkeleri fiyatlayabilmektedir. Böylece değer, üretimden değil; sermaye akışından doğar hale gelmiştir. Aynı varlık; farklı finansal araçlar üzerinden defalarca işlem görmektedir. Bir üretim değeri bir kez üretilir; ama Amerikan finansal sisteminde onlarca kez “değer” olarak çoğaltılır.
Bu durum bir değer üretimi değil, değer illüzyonudur. ABD, adeta bir değer illüzyonistidir. ABD’nin finansal spekülasyonu yalnız dünya ekonomisini değil, dünya siyasetini de şekillendirmektedir. Belirsizlikten kazanç üreten finansal yapı, siyasette de kriz üreten aktörler üretmektedir. Bu bağlamda Donald Trump ve Benjamin Netanyahu gibi figürler; mevcut finansal spekülasyon dünyasının ortaya çıkardığı sonuçlardır.
Bu liderler, dünya için istikrar değil; finansal sistemin temeli olan kaostan ve savaştan yana duran bir siyasal iklimin sembolleridir.
5. Bu dünya yönetilemez
Baştan beri söylediğimiz gibi, dünya ekonomisinde iki değer sistemi vardır. Reel değer sistemi 125 trilyon dolar civarında, finansal değer sistemi ise 800 trilyon dolar civarındadır. Bu büyük fark da gösteriyor ki; dünya artık neyin değer olduğu konusunda anlaşamıyor. Yönetimin temeli olan ortak değer ölçüsü kaybolmuştur. İşte bu yüzden bu dünya yönetilemez.
Çünkü yönetmek; sadece siyasi iktidar kurmak değildir. Yönetmek, aynı zamanda ortak değer oluşturmaktır.
Bugün insanlık tam bir değer bunalımın içindedir. Reel hayat başka bir yöne, finansal hayat başka bir yöne akmaktadır. İnsan hayatını ayakta tutan gerçek değerler ile ekranlarda büyüyen sanal değerler arasında artık kapanamaz bir mesafe oluşmuştur. Bu mesafe kapatılmadıkça; yalnız ekonomi değil, siyaset de bozulacak, toplumsal yapı da aşınacak, insan da kendi emeğine ve kendi hayatına yabancılaşmaya devam edecektir.
İşte tam da bu yüzden; herkesin aynı değeri referans almadığı BU DÜNYA YÖNETİLEMEZ.
Bu dünya yönetilemez
Bu dünya yönetilemez
Paylaş: