Biliyorduk veya en azından seziyorduk bir yalan ile yaşadığımızı.
1960’ta Menderes Rusya seyahati planladığında, seçimlere aylar kala darbe olunca ve çarşaf, çarşaf gazetelerde öğrencilerin asfalta gömüldükleri yalanları yayınlandığında fark edenlerimiz oldu. 1967 ODTÜ olayları, Kıbrıs’ta ABD, bize cezalı çocuk muamelesi yaptığında bazılarımız uyandı.
Yunan Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne üye olduğunda, Akıllı ol mektubunda, Rahip Brunson olayında, Gülen darbe girişiminde sanırım herkes anladı. Son aylarda da hep beraber eski yalanın yıkıldığını izliyoruz.
Rusya ile ABD arasında seçecek olsaydım ben de ABD’yi seçerdim genç Cumhuriyet’te.
ABD karşıtı bir insan değilim. Bilakis çok sevdiğim bir ülke. William Sydney Porter kardeşimin büyük bir hayranıyım, tabii James Baldwin, Hemingway, Steinbeck, Mad Magazine ama dünyaya ilk isimle hitap, ve fast food armağan ettiler, bir de fak yu deyimini. Son üçünün çok da hayranı olduğum söylenemez. ABD tüm dünyayı etkiledi. Dolayısı ile İngiltere’yi de. Kanada artık yeni Başbakanı ile uyandı, Fransa da. İngiltere’de, Almanya da uyanacaktır belki.
1970’lerin başında bir burs ile kısaca çalıştığım ABD’yi doğudan batıya otobüs ile sonra batıdan doğuya kendi arabam ile gezmiştim. O Amerika artık yok. Orta sınıf kaybolmak üzere. Ülke giderek bir plütokrasi (zenginler tarafından idare edilen bir ülke) oldu. Hala John Maersheimer, Jeff Sachs ve Thomas Massie gibi aydınlar üretebiliyorlar. Sonuncusu hem de bir politikacı ki, bu da ABD için bir ümit.
ABD’nin yokuş aşağı gidişi İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra başladı ve sanki Kennedy suikastı ile daha bir belirginleşti.
Soğuk savaş sürecinde, gizli bürokrasi giderek güçlendi. Politikacıları seçtiren ve finanse eden kuruluşlar, AIPAC gibi silah lobisi gibi giderek güçlendiler. Lobiler ve bürokrasi emme basma tulumba gibi çalışmaya başladı. Sistem halka hizmetten kukla politikacıları seçen bir mekaniğe dönüştü. “Politikacının” olan biteni anlaması ve müdahale etmesi giderek imkânsızlaştı. Daha da basitleştirirsek olay AIPAC-CIA mekanizması oldu.
Bu sarmaldan ülkenin kurtulması güç. Gizli silahlar, oy veren makineler. Okurun bu sarmaldan karamsarlığa düşmemesi için gelin mizahtan yardım alalım. Hangi konu hakkında fikir beyan edersek edelim, aldığımız haberlere göre yorum yapıyoruz. Basın kimin elinde? Oligarkların. Onlar da maaş alan ve verileri bize anlatan analistlerin yorumları ile bizleri bir istikamette yönlendirebiliyorlar. Analist kelimesini açalım: Anal ve lysis yani çözülmeden ibaret bir kelime! Yorum dediğin bir gaz mı oluyor böylece? Yalan “Yankee go home”dan döndü kendini ısırdı Minneapoiste ICE Out oldu.
Netice: Abuk ve yönlendiren fikrin ve yorumun ilacı ise düzgün fikir ve yorum. Bu imkân da artık teknoloji sayesinde on binlerle özgür blog ve tv stüdyosu ile mevcut. Sürü düzgün çözümleri zamanla bulacaktır ve insanlar o çözümlerin etrafında saf tutacaklardır üç vakitte! Artık ay mı, yıl mı, on yıllar mı bilemem.
Bir yalan öldü, yaşasın yeni yalan!
Bir yalan öldü, yaşasın yeni yalan!
Paylaş: