.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Ben Kemeraltı için ne yapabilirim?

Okuma Süresi: 3 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Ben Kemeraltı için ne yapabilirim?
Ben Kemeraltı için ne yapabilirim?
Paylaş:
Bu sefer Kemeraltı’nın sorunlarını değil, Kemeraltı’nın geleceğinde bizim rolümüzün ne olabileceğini konuşmak istiyorum sizinle. Çünkü uzun yıllardır Kemeraltı denildiğinde hep aynı cümleleri duyuyoruz: “Belediye şunu yapmalı.” “Hükümet bunu yapmalı.” “Birileri gelip Kemeraltı’nı kurtarmalı.”

Elbette merkezi yönetimin, yerel yönetimlerin ve kamu kurumlarının önemli sorumlulukları vardır. Ancak bugün biraz farklı bir soruyu sormak istiyorum: “Ben Kemeraltı için ne yapabilirim?” Çünkü kentler yalnızca devlet eliyle korunmaz. Kentler; esnafıyla, akademisyeniyle, öğrencisiyle, sanatçısıyla, gazetecisiyle, yatırımcısıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla ve o kentte yaşayan insanlarla yaşar.

Kemeraltı’nın hikâyesi de böyledir. Kemeraltı sıradan bir çarşı değildir. Burası 2.500 yıllık bir yaşam alanıdır. Burası yalnızca alışveriş yapılan bir yer değildir. Burası İzmir’in hafızasıdır. Sokaklarında Antik Smyrna’nın, Helenistik dönemin, Roma’nın, Bizans’ın, Aydınoğulları Beyliği’nin, Osmanlı’nın ve Cumhuriyet’in izleri vardır. Yüzyıllar boyunca Levantenlerin, Rumların, Ermenilerin, Yahudilerin, Türklerin ve daha birçok kültürün birlikte ürettiği yaşam burada şekillenmiştir. Bu nedenle Kemeraltı yalnızca İzmir’in değil, Akdeniz medeniyetlerinin ortak hafızasını taşıyan eşsiz bir kültür alanıdır.

Kemeraltı yalnızca binalardan oluşmaz. Yıllardır Kemeraltı üzerine çalışırken şunu gördüm: Bir çarşıyı ayakta tutan yalnızca taş binalar değildir. İnsanların anıları, hikâyeleri ve birbirleriyle kurdukları ilişkiler de en az yapılar kadar değerlidir. Bir dükkân tabelası, bir han avlusu, bir kahvehane sohbeti, bir ustanın çırağına öğrettiği meslek, bir aile işletmesinin kuşaktan kuşağa aktardığı hikâye de Kemeraltı’nın parçasıdır. Bugün UNESCO Dünya Mirası sürecinde olan bu alan, aslında yalnızca İzmir’in değil, insanlığın ortak kültürel mirası olabilecek niteliktedir.

Ancak burada kritik bir soru ortaya çıkıyor: Bu mirası kim koruyacak? Sadece belediye mi? Sadece devlet mi? Yoksa hepimiz mi? Dünyadaki başarılı örneklere baktığımızda tarihi bölgelerin yalnızca kamu yatırımlarıyla yaşatılmadığını görüyoruz. Kent sakinleri sahip çıktığında başarı geliyor. Yerel işletmeler sürece katıldığında başarı geliyor. Üniversiteler araştırmalar yaptığında başarı geliyor. Sanatçılar üretim yaptığında başarı geliyor.
Gençler ilgi gösterdiğinde başarı geliyor. Kemeraltı’nın da buna ihtiyacı var.

Peki, bir akademisyen ne yapabilir? Araştırabilir. Yazabilir. Tez hazırlayabilir. Kemeraltı üzerine bilimsel bilgi üretebilir. Çünkü kayıt altına alınmayan her değer zamanla kaybolur. Bir gazeteci ne yapabilir? Kemeraltı’nı yalnızca yangın çıktığında ya da bir bina yıkıldığında haber yapmak yerine; buradaki insan hikâyelerini anlatabilir. Esnafı tanıtabilir. Kent belleğini görünür kılabilir.Bir sanatçı ne yapabilir? Sergi açabilir. Atölye düzenleyebilir. Söyleşiler düzenleyebilir. Sokak sanatlarıyla insanları Kemeraltı’na çekebilir. Kültürel etkinlikler üretebilir. Çünkü kültür olmayan yerde yaşam da zayıflar.

Bir esnaf ne yapabilir? Belki de en önemli görevi üstlenebilir. Dükkânının önünü temiz tutabilir. Tarihî dokuya uygun davranabilir. Müşteriye yalnızca alışveriş yaptırmak yerine ona Kemeraltı deneyimi yaşatabilir. Çünkü turistler artık ürün değil, hikâye satın alıyor.

Bir üniversite öğrencisi ne yapabilir? Belgesel çekebilir. Fotoğraf arşivi oluşturabilir. Dijital içerik üretebilir. Sosyal medyada Kemeraltı’nı anlatabilir. Bugün dünyanın birçok yerinde bir bölgenin tanıtımını milyonlarca liralık reklam kampanyaları değil, gençlerin ürettiği içerikler sağlıyor.

Peki, sıradan bir vatandaş ne yapabilir? Aslında en güçlü katkıyı o sağlayabilir. Kemeraltı’na gelerek. Buradan alışveriş yaparak. Misafirlerini buraya getirerek. Tarihi yapılara sahip çıkarak. Yanlış gördüğünde tepki göstererek. Çünkü sahiplenme olmadan koruma mümkün değildir.

Kemeraltı’nın en büyük sorunlarından biri fiziksel değil, algısal bir sorundur. Birçok insan Kemeraltı’nı geçmişte kalmış bir yer olarak görüyor. Oysa Kemeraltı geçmiş değildir. Yaşayan bir organizmadır. Ve yaşaması için yeni kuşaklarla buluşması gerekir. Gençlerin gelmediği, üretimin olmadığı, kültürün yaşamadığı bir tarihî bölge zamanla açık hava müzesine dönüşür.

Bizim hedefimiz müze değil. Yaşayan bir Kemeraltı’dır. Herkese bir öneri sunmak istiyorum. Kemeraltı için büyük projeler beklemek yerine küçük ama sürekli katkılar üretelim. Bir fotoğraf paylaşmak. Bir araştırma yapmak. Bir etkinlik düzenlemek. Bir öğrenciyi buraya getirmek. Bir dükkânın hikâyesini kaydetmek. Bir tarihî yapıyı tanıtmak. Bunların her biri Kemeraltı için atılmış bir adımdır. Kentler büyük projelerle değil, küçük katkıların birikmesiyle dönüşür.

Belki de bugün sormamız gereken soru şudur: “Eğer yarın Kemeraltı olmasaydı, neyi kaybederdik?” Sadece dükkânları mı? Hayır. İzmir’in hafızasını kaybederdik. Çocukluğumuzu kaybederdik. Kent kimliğimizi kaybederdik. Bizi biz yapan hikâyeleri kaybederdik. Bu nedenle Kemeraltı’nı korumak yalnızca bir koruma faaliyeti değildir. Bu aynı zamanda geleceğe bırakılacak bir miras meselesidir. Hepimiz kendimize tek bir soru soralım: “Ben Kemeraltı için ne yapabilirim?” Eğer bu soruya samimiyetle cevap verebilirsek, Kemeraltı’nın geleceği için en önemli adımı atmış olacağız. Çünkü Kemeraltı’nı kurtaracak olan tek bir kurum değil; Kemeraltı’nı seven insanların ortak iradesidir.