Toplumlar, yaşamlarında deneyimledikleri doğa ve iklim koşulları ile sosyal olaylardan etkilenmişler ve bu etkinin kollektif bilinçlerindeki tezahürü ile bir takım festival ve bayram ritüelleri inşa etmişlerdir. Eski Türklerdeki bayram gelenekleri ile ilgili ilk kaynaklar Çin orijinlidir. Göktürkler, atalarının Ötüken bölgesinde bulunan bir mağaradan çıktıklarına inandıkları için her sene belli zaman dilimlerinde bu mağaranın önünde özel bir tören gerçekleştirirlermiş. Buradaki kurban adamalar ve bütün klanın katıldığı ritüeller, Çin kaynaklarında ayrıntılı betimlenmiştir. Hun halklarının içinde de yaygın olarak kutlanılan, Gök Tanrı ve yerin ruhlarına kurban kesilerek büyük bir bayram şekline getirdikleri seremoniler bilinmektedir. Dede Korkut Kitabı'nda da özel bayramlardan bahsedilir.
Türk destanlarında (Manas, Ergenekon, Dede Korkut), Çin Yıllıklarında ve İlhanlı tarihçi Reşideddin'in 'Camiü'l-Tevarih adlı eserinde, eski Türklerdeki bayram geleneklerinden bahsedilirse de, 'bayram' kavramı ile ilk kez Kaşgarlı Mahmut'un 11. YY’de yazdığı 'Divan'da dikkat çeker. O, sözcüğün kökeni olarak 'Bedhrem' i belirtir ve Oğuzların bunu 'beyrem' şekline getirdiğini yazar. Kaşgarlı Mahmut'a göre, bayram, eğlenceyi ve sevinci kapsayan mutlu günlerdir ve çiçekler süslü, geceleri de aydınlatılan bir bayram yerinde kutlanır.
Bayramlar, Türklerle ilgili kayıtların görüldüğü 8 ila 11. YY’den çok daha önceleri de insanlığın yaşamında vardı, hiç kuşkusuz. Örneğin Çatalhöyük'te bulunan milattan önceki VI. binyılına ait duvar resimleri, bereketli bir sürü avının ardından tanrıya minnet duygusu ile O'nun huzurunda yapılan toplu bir dans seremonisini tasvir eder. Yaşadığımız coğrafyada yerleşik ilk toplumların binlerce yıllık deneyimleri sonrası ritüel hale getirdikleri, ilkbahar yağmurları ile toprağın ilk tohumla buluşması, belki ilk ürünlerin hasadı, bağ bozumları şeklindeki doğa olaylarının insanlık hafızasında yorumlanması, bayramları şekillendirmiştir. Klanların eski ve unutulmayan zaferleri ya da eski veya büyük toplumsal değişikliklerin yıl dönümleri ya da kraliyet ailesindeki tahta değişiklikleri gibi olaylar hep bayram kutlamalarına neden olmuştur.
Dini olmayan bu tür bayramlarda yeme, içme, eğlence ve dayanışmanın pik yaptığı bir tür toplumsal iyilik hali ön plandadır. Yine de eğlencelerde toplu olarak yapılan ateş ya da kutsal bir objenin etrafında dönme ritüeli, uygarlık tarihi kadar eskidir ve 11. YY’nin ünlü tarihçi ve alimi İbnü'l-Kelbî'in naklettiğine göre göre Arapların İslam öncesi Câhiliye devrindeki ibadetlerinin esasını oluşturmaktadır: O zamanlar, Araplar tanrılaştırdıkları heykellerin ya da putların etrafında dönerek dinsel seremonilerini yaparlardı. Her kabile, en az bir puta tapardı ve her putun da değişik aylarda özel kutlama günleri olurdu. Birçok Arap kabilesinin birlikte kutladığı tek ortak bayram ise, 'Hac' idi.
Hicaz ama özellikle de Mekke Bölgesi'nde, iki büyük panayır kurulur, tüm kabilelerin bireyleri en güzel giysiler içinde birbirlerine değişik ikramlarda bulunur ve hediyeler sunar, yenilir, eğlenilir, ardından da Arafat'a çıkılırdı. Mekkeliler, bayram nedeni ile gelen tüm kabile üyelerini düşman bile olsa iyilik ile karşılar, her türlü kötülükten sakınır ve herkese "Kâbe'nin misafirleri" olarak saygı gösterirlerdi. Kutsal addedilen bir nesne etrafında dönme şeklindeki ibadete, çok daha önceki yüzyıllarda, Hindular, Budistler, Persler, Romalılar ve Şamanist Türklerde de gözlenegelmiştir.
Ramazan Bayramı, dinimizce farz kılınan orucun da sona ermesini muştular. Kelime, Arapça rama; yani ("kuru sıcak") kökünden gelmekte. Olasılıkla bu ibadet, ilk uygulandığında yaz aylarına rastlamış olmalı, çünkü Hicri takvim bir ay takvimidir ve yıllar, güneş temelli miladi takvime göre 11- 12 gün kısa sürer. Sonuçta da Ramazan Bayramı önceki yıla göre 11-12 gün daha erken kutlanır. Gerçekten de her 33 senede bir Ramazan Bayramı aynı ay ve gün olacağından, Ramazan Bayramı ilk kez de Hicretin ikinci yılından itibaren kutlandığı göz önüne alındığında, 624 yılı Ramazan'ın çok sıcak yaz günleri olan temmuz-ağustosa rast geldiğini kolaylıkla hesaplayabiliriz.
İslam Dünyası içinde sadece ülkemizde, bu bayram için Şeker Bayramı denmesi de çok ilginçtir. Osmanlı İmparatorluğu zamanlarında, bu bayram için kullanılan isim "Iyd-ı Fıtır" idi. Buradaki 'lyd' bayram demektir,'fıtr' da fitre ve sadaka olarak bilinen yoksullara dair bir dini yardım eylemi anlamındadır. Orucunu tutan ve fitre dahil tüm sorumluluklarını yerine getiren Müslümanlar için artık bayram olarak kutlanacak yani şükredilecek günler gelmiştir. İşte o zamanlar fitre için şükür sadakası tanımlaması da yaygın olarak kullanılıyormuş. Buradaki 'şükür' sözcüğünün zamanla 'şeker' e dönüştüğü sanılıyor. Ancak, Ramazan Bayramı'nın başlangıcında, hurma ve şekerleme yenilmesi geleneğimizin olduğunu ve gelen misafirlere tatlılar ikram ettiğimizi de unutmamak gerek!
Tüm okuyucularımın 'Şeker Bayramını' kutlarken, tüm milletimiz için mutluluk, huzur, refah, barış ve sağlık dolu nice bayramlar dilerim.
Bayramlar
Bayramlar
Paylaş: