Geride bıraktığımız hafta Bakü’deydim. Bakü Devlet Üniversitesi’nin “Garbi Azerbayacan – Batı Azerbaycan” toplantısına misafir konuşmacı olarak davetliydim. Hatırlanacağı üzere, dört yıl önce, Azerbaycan’nın büyük zaferi ile nihayetlenen Karabağ Savaşı sonrası, oluşan Batı Azerbaycan’da yaşayanların statüsü, bir başka deyişe öz yurtlarına barış, güvenlik ve insan hakları temelinde geri dönüş isteği uluslararası hukuk, adalet ve insanlık vicdanı açısından gündemde bulunmaktadır.Hepimizin ve herkesin bildiği gibi Selçuklular döneminden beri Türkleştirilmiş bu topraklar Sovyetler Birliği döneminde Ermenilerin eline geçmişti. Yüz sene öncesine kadar; kültürel, dini, dilsel ve siyasi kimlikleriyle Batı Azerbaycan’da yaşayan Azerbaycanlıların zengin kültürel mirası, tarihi anıtları, camileri, mezarlıkları bugün yoktur.
Uzun vadeli, amaçlı ve sistematik bir asimilasyon politikasının sonucu bugün Batı Azerbaycan'da değiştirilen yer, nehir, göl, dağ adlarıyla Ermeniler sahte bir Ermenistan oluşturmuşlardır. Oluşturulan bu Ermenistan'da; Göycegölü Sevan, Zengi nehri Hrazdan, Alagöz dağı Aragats olmuşsa, bu Ermeni şovenistliğinin kaba bir örneğidir. Allahverdi ilçesine Tumanyan, Hamamlı ilçesine Spitak denilmesi gibi 717 Türk isimli bölgesel-idari bölümün değiştirilmiş olması da şoven ve tahripkar bakışa ayrı bir örnektir.
İsimler değiştirilirken, yaşayanlara uygulanan neydi? Yaşayanlara uygulanan ise sürgündü. Azerbaycan'a ait izler silinmiş, uygulanan temizlik sonucu ve Zengezur'un Ermenistan'a verilmesiyle Azerbaycan'ın ayrılmaz bir parçası olan Nahçivan ile kara bağlantısı kesilmiş ve bölgenin tarihi yeniden yazılmak istenmiştir.
Burada bir duralım:
Bunlar hepimizin bildiği gerçekler! Bugün herşeyin ötesinde bu toprakların insanlarının güvenli ve onurlu bir şekilde barış yoluyla ata yurtlarına dönüşlerinin sağlanmasını temin etmekle mükellefiz. Eğer bölgede kalıcı bir barış isteniyorsa Ermenistan Devleti, Batı Azerbaycanlıların, orada insanca yaşama hakkını vermek ve temin etmek zorundadır.
Unutmayalım ki, hak arama bir özgürlüktür. Bir başka deyişle adaleti bulma, hakkı olanı elde etme ve haksızlığı giderme çabası en medeni yöntemdir. Olaya böyle bakmamız gerekir. Bu arada bu hakları ararken önemle belirtmek gerekir ki aranan hak, var olan haktır.
Bu bir ahlaki haktır da! Bunu dünkü gibi ateş ve acı içinde değil, insani bir hakkın tecellisi olarak gerçekleştirmekle hem bizim hem de Ermenistan tarafının yükümlü olduğuna inanıyorum. Azerbaycanlıların Ata topraklarına dönmeleri bir haktır.
Uluslararası normlara göre hukukun ve adaletin gereğidir. Etik olarak ele alındığında ise uluslararası bir ayıptır. Ahlaki kriterlere başvuracak olursanız, söyleyecek söz bulamazsınız. Dolayısıyla bu hakkın, hukukun, adaletin, etiğin ve ahlaki değerlerin korunup, yaşatılması ve savunulmasını ben bir insanlık görevi olarak görmekteyim. Bu görevin konuşulması, görüşülmesi ve gündemde tutulması hem kültürel miras, hem uluslararası farkındalık oluşturulması önemlidir. Gereklidir. Özetle Batı Azerbaycan gerçeğini, daha çok insana ve daha çok kuruluşa anlatmamız gerekmektedir.