Son zamanlarda Atatürk’e, O’nun ilke ve devrimlerine, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş değerlerine yönelik saldırıların dozunu artırmaya başladılar. Bu saygısızlığa müdahale etmesi gereken makamların tepkisizliğinin ve bazılarının destekleyici tavır ve davranışlarının; failleri ve arkalarındaki odakları her geçen gün daha da cesaretlendirdiği dikkat çekiyor. Son günlerde tanık olduğumuz olaylar; saygısızların hiçbir engele takılmadan yollarına devam ettiklerini, söylem ve eylemlerini alenileştirdiklerini ortaya koyuyor.
Geçtiğimiz günlerde, Memur-Sen Genel Başkanı’nın “Anadolu, 100 yıllık narkozdan çıkıyor. Yüklerinden kurtulan bir Türkiye var” sözlerini sarf ettiği basına yansıdı. Bu konuşmadaki “100 yıllık narkoz” tanımlaması ve arkasından söylenenler Cumhuriyetimizin kuruluş değerlerine ve başta Atatürk olmak üzere kurucu kadroya saygısızlık olarak yorumlandı ve ulusal değerlerimize saygılı vatandaşlarımızın tepkisini çekti. Ardından yapılan savunma niteliğindeki açıklamada, özür dilemek yerine, tepki gösterenler “provokatör ve istismarcı” olarak itham edildi.
Bu olayın yankısı devam ederken Manisa Turgutlu’daki bir okulda bir öğretmenin; derste, Atatürk’e “Sarhoş, kadın düşkünü” dediği, bazı öğrencilerin şikayetçi oldukları ve tanık olarak ifade verdikleri, öğretmenin önce tutuklandığı, bir süre sonra “suç iddiasının kapalı mekânda olması ve suçun unsurlarının oluşmadığı” gerekçesiyle beraat ettirildiği, adliye önünde kendisini bekleyen topluluk tarafından tekbirlerle karşılandığı basına yansıdı.
Aynı gün gazetelerde; Millî Eğitim Bakanlığı’nın, Eğitim-İş Sendikası tarafından her yıl düzenlenen “Gençlerden Atatürk’e Mektup” yarışmasını bu yıl reddettiği, bu tutumun tepki görmesi ve sorgulanması üzerine Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in “Burası bir hukuk devleti, böyle hukuksuzlukları gidin başka yerde yapın” şeklinde açıklama yaptığı haberi yer aldı.
Göreve getirildiği günlerden bu yana cereyan eden bu ve benzer olaylar; Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in “Atatürk’ten ve Laiklik ilkesinden rahatsızlık duyduğuna” yorumlanmaktadır. Bu yorumlara ilişkin sorulan bir soru üzerine Yusuf Tekin’in “Atatürk ve laiklikle ilgili herhangi bir yerde söylediğim herhangi bir olumsuz cümleyi, yaptığım herhangi olumsuz bir şeyi getirin onu tartışalım” dediği basında yer aldı.
Bakan Tekin; bu sözleri sarf ettikten kısa süre sonra, Atatürk ve laiklik karşıtı olduğunu gizlemeyen ve bunu her fırsatta en ağır ifadelerle dile getiren Ali Akbaş’ın imzaladığı “GARGAT1- Kemalist Esaretin Gerçek Sahipleri” isimli kitapla basına pozlar verdi. Yazarın bu kitabı; Atatürk İlke ve Devrimleri ile Cumhuriyet dönemine ve 5816 sayılı Atatürk’ü Koruma Kanunu’na yönelik eleştiri içeren bir kitap olarak tanıtılmaktadır. “Burası bir hukuk devletidir” diyen Bakan Tekin’in; 5816 sayılı kanunu alenen çiğneyerek, anayasamızla teminat altına alınan laiklik ilkesine alenen karşı çıkarak; sosyal medyada “Kahrolsun Kemalizm, yaşasın şeriat”, “En büyük düşmanım Kemalizm”, “Antikemalistim, şeriatçıyım” şeklinde paylaşımlar yapan birisinden Atatürk’e ve Cumhuriyet değerlerimize saygısızlık içeren bir hediye kabul etmesi ve bununla pozlar vermesi bütün yorumları teyit eder, bütün savunmaları etkisiz kılar niteliktedir.
Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarının; Millî Mücadele yıllarımızdan bu yana, ülkemizi hedefine koyan emperyalist odaklarla iş birliği içinde yaptıkları çalışmalar tarihçilerimiz tarafından bütün kanıtlarıyla ortaya konmuştur/konmaktadır. Ülkemizde halen bu emperyalist cephenin güdümünde şeriat ve hilafet hayali kuran yıkıcı odaklarla, sözde Büyük Kürdistan hayali kuran iş birlikçi bölücü odaklar faaliyetlerini aralıksız sürdürmektedirler. Ülkemizi hedefine koyan emperyalist odaklar ve içimizdeki iş birlikçileri; 100 yıldan fazla süredir uğraşmalarına rağmen Atatürk sayesinde başarıya ulaşamamışlardır. Bu yıkıcı ve bölücü odakların hedeflerine ulaşmalarının önündeki en büyük engel Atatürk ve Atatürkçü Düşünce Sistemidir.
Bir de bu ortamdan çıkar sağlamaya çalışanlar vardır. Atatürk; Gençliğe Hitabesinde, bunları “Şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edenler…” olarak tanımlamıştır. Bunlar tarihi olayları çarpıtarak işlerine geldiği gibi yorumlamaktadırlar. Atatürk’ü her fırsatta kötülerler, O’na “sarhoş, ayyaş” derler, camilerin kapısına kilit vurulduğundan, ahır yapıldığından, vatandaşın Kur’an öğrenmesinin yasaklandığından ve Laikliği savunanların bunları da savunduğundan bahsederler. Cumhuriyet’in ilk yıllarını “Eski Türkiye” olarak isimlendirirler. O yıllardaki zorlu koşulları dikkatlerden kaçırıp; yoklukları, sıkıntıları, teknolojik imkanların olmamasını istismar ederler. Hatta Cumhuriyetin ilk yıllarındaki teknolojik imkanları günümüzün imkanlarıyla kıyaslamaya kalkarlar. Bunları yaparken atalarımızın zorluklar ve yokluklar içinde kurup işlettiği fabrikaları, işletmeleri, limanları, ormanları, tarlaları ve daha pek çok ata mirasını satıp ülkemizi yabancı tefecilere muhtaç ederler. Halkımızı siyasi amaçları doğrultusunda ayrıştırmaya, kutuplaştırmaya, düşmanlaştırmaya çalışırlar. Düşmanla iş birliği yaparak milli mücadelemizi engellemeye çalışan vatan haini isyancıları, “keşke Yunan galip gelseydi” diyen meczupları muteber ilan ederler. Algı çalışmalarının bilimsel yönü olmamasına rağmen Atatürk’ü ve Cumhuriyetimizi karalamaya ısrarla devam ederler. Bunu yaparken Atatürk İlke ve Devrimlerine karşı en küçük bir eleştiri getiremezler. Bunları kavrayacak bilgi ve birikimleri de yoktur. Buna rağmen bu ilkeleri halkımızın gündeminden çıkarmaya çalışırlar. Bu zamana kadar bazı konularda ilerleme kaydetmişlerdir. Şimdi de Laiklik, Milliyetçilik ve Halkçılık ilkelerini hedef almışlardır. Çünkü halkımızın inanç değerlerine ve kültürüne bağlılığı en kolay istismar edecekleri noktalarımızdır. Bu ilkelerin olmadığı bir ortamda yıkıcı ve bölücü hedeflerine daha kolay ulaşacaklarına inanırlar.
Son zamanlarda Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlığının yeniden canlandırılmasında küresel emperyalist odakların katkısı ve bölgemizdeki gelişmelerin etkisi de vardır. Irak, Suriye, İran gibi bölge ülkelerinin başına gelenler ülkemizdeki Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarını umutlandırmış görünmektedir.
Benim inancım odur ki; bir devletin, varlığını sürdürmesi, ülkesinin bütünlüğünü koruyabilmesi, halkının birliğini muhafaza edebilmesi için değişmez ve değiştirilemez ilkelere sahip olması gerekmektedir. Atatürk İlke ve Devrimleri Türkiye Cumhuriyeti’nin birlik, beraberlik ve bütünlüğünün teminatıdır. Bu nedenle yegâne kurucu önderimiz Atatürk’e saygı duymak her bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının görev ve sorumluluğudur. Atatürk’e saygı duymak O’nun İlke ve Devrimlerine sahip çıkmak, O’nun İlke ve Devrimlerine sahip çıkmak da vatanımıza ve milletimize sahip çıkmak demektir. Aksini savunanların, Atatürk’ü gönüllerden silmeye kalkışanların niyet ve maksatlarının, ilişki ve irtibatlarının, kimlere hizmet ettiklerinin dikkatle sorgulanmasında yarar vardır.
Atatürk'e saygısızlığın dozu artırılıyor
Atatürk'e saygısızlığın dozu artırılıyor
Paylaş: