Altın, binlerce yıldır güven demekti. İnsanlar paraya değil, altına güvendi. Devletler çöktü, paralar değişti, altın yerinde kaldı. Bugün de belirsizlik arttığında ilk refleks yine altına kaçmak oluyor. Ancak artık karşımızdaki altın, eskisi kadar somut değil. Çünkü altının büyük bir bölümü artık kâğıt üzerinde alınıp satılıyor. Yani altın var ama ortada altın yok. Bugüne kadar insanlık tarihinde çıkarılmış toplam altın miktarı yaklaşık 216 bin ton. Yer altında bilinen rezervlerle birlikte bu miktar 348 bin ton civarında. Bu altın sınırlı. Ölçülebilir. Yerinden oynatılması zor. Merkez bankalarının kasalarında duruyor. Bankaların bilançolarında yer alıyor. Bireylerin yastık altında sakladığı altınlar da bu tabloya dâhil. Fiziki altın bu yüzden gerçek bir varlık. Ama kâğıt altın için aynı şeyi söylemek zor. Altın hesapları, ETF’ler, vadeli işlemler ve türev ürünler, çoğu zaman fiziki altına birebir karşılık gelmiyor. 2022 verilerine göre fiziki altın piyasasının büyüklüğü yaklaşık 5 trilyon dolar civarındaydı. Aynı dönemde kâğıt altın işlemlerinin büyüklüğü yaklaşık 1 trilyon dolar olarak tahmin ediliyordu.
Yani o tarihte kâğıt altın, fiziki altının yaklaşık beşte biri kadardı. Bu oran o gün için “tehlike çanları” çaldırmıyordu. Ama finansal sistemler aniden değişir. Talep patladığında dengeler bir gecede bozulur. Bugün bankadan altın aldığınızda çoğu zaman elinize altın geçmez. Sadece ekranda bir rakam görürsünüz. Bankalar bu rakamların tamamını kasalarında altın tutarak garanti altına almaz. Risklerini türev piyasalarla dengeler. Yani risk, başka bir riskle kapatılır. Bu sistem sakin zamanlarda çalışır. Ama panik başladığında çatlamaya başlar. Son 20–25 yılda türev piyasaların nasıl kontrolden çıktığını gördük. 2008 krizi bunun bedelinin ne kadar ağır olabileceğini gösterdi. Bugün değerli metallere yönelik artan ilgi benzer bir sürecin habercisi olabilir. Evet, regülasyonlar daha sıkı. Evet, bankalar daha fazla sermaye tutuyor. Ama bu, sistemin dokunulmaz olduğu anlamına gelmiyor. Kâğıt altın fiziki altından koparsa, ortaya gerçek olmayan bir değer çıkar. Yani fiktif bir altın algısı oluşur. Bu konu çok konuşulmuyor olabilir. Sosyal medyada pek popüler değil. Ama finans dünyasında bu risk gayet iyi biliniyor. Bu yüzden bu endişeyi dile getirmek abartı değildir. Aksine, sağduyudur. Altına yatırım yapan herkesin kendine sorması gereken soru nettir. Gerçek bir varlığa mı güveniyorum, yoksa sisteme mi? Çünkü tarih şunu defalarca gösterdi. Balonlar patlamadan önce kimse balon olduğuna inanmaz. Patladıktan sonra ise herkes “zaten belliydi” der.
Altının değeri mi artıyor, yoksa illüzyonu mu büyüyor?
Altının değeri mi artıyor, yoksa illüzyonu mu büyüyor?
Paylaş: