.
Ekonomik Göstergeler
Dolar
29.84 ₺
Euro
32.45 ₺
GBP
1.124 ₺
JPY
7.842
Ana Sayfa
Gündem
Spor
Köşe Yazıları
Podcast

Algoritmik Sansür ve Türkiye

Okuma Süresi: 4 Dakika
Toplam Okunma: hesaplanıyor...
Algoritmik Sansür ve Türkiye
Algoritmik Sansür ve Türkiye
Paylaş:
Son çeyrek yüzyılda siyasal iletişimde köklü değişiklikler oldu. 2000’lerin başında dünya nüfusunun büyük bölümü siyasal bilgiyi televizyon ve basılı gazetelerden alırken, bugün 5 milyarı aşkın insan gündemi sosyal medya algoritmaları üzerinden takip ediyor. Türkiye’de de tablo farklı değil: Ulusal gazetelerin tirajı milyonlardan yüz binlere gerilerken, siyasal gündem artık önce dijital platformlarda oluşuyor, sonra televizyona taşınıyor. Bu dönüşüm, sansürü de biçim değiştirmeye zorladı. Artık susturmak için yasaklamaya gerek yok, görünmez kılmak yeterli oluyor.
Bugün sansür denildiğinde akla hâlâ eski uygulamalar akla geliyor: Yasaklanan kitaplar, kapatılan gazeteler, susturulan mikrofonlar geliyor. Oysa dijital çağda sansür biçim değiştirdi. Artık içerik vardır ama dolaşımı sınırlıdır. Paylaşım yapılır ama yayılmaz; video yüklenir ama önerilmez; haber yazılır ama kimsenin zaman tüneline düşmez.
İşte bu duruma algoritmik sansür deniliyor. Algoritmik sansür, klasik devlet sansürlerinden farklıdır. Burada kullanıcıya “yasaklandın” denmez. Sadece görünmez kılınır. Hangi içeriğin kime gösterileceği, hangisinin öne çıkarılacağı, hangisinin arka plana itileceği algoritmalar tarafından belirlenir. Böylece algoritmalar, ticari alanlarda ticari; siyasal alanlarda ise doğrudan siyasal etki üreten mekanizmalara dönüşür.

I. Otokrasinin algoritmik sansürleri
Otokratik rejimler geçmişte baskıyı görünür biçimde uygular, bu da toplumsal tepki üretirdi. Dijital çağda ise daha sofistike bir yol izlendi: Yasaklamadan etkisizleştirme.
• Macaristan’da ViktorOrban döneminde muhalefet partileri hukuken kapatılmadı. Ancak 2018–2022 arasında yapılan akademik ölçümler, Facebook ve YouTube algoritmalarının iktidar yanlısı içerikleri %60’ların üzerinde görünür kılarken, muhalefet içeriklerini %20’ler bandında tuttuğunu ortaya koydu. Muhalefet susturulmadı; algoritmik olarak gömüldü. Bu klasik bir sansür değil, görünmezlik mühendisliğiydi.
• Rusya’da Putin’e karşı Alexei Navalny vakası ise daha çarpıcıdır. Navalny, 2017–2021 arasında büyük yolsuzluk dosyalarını dijital mecralar üzerinden milyonlara ulaştırınca, önce hukuki yasaklarla değil, algoritmik görünmezlikle karşılaştı. Putin kontrolündeki sosyal medyada; içerikleri aramalarda geriye düşürüldü, tavsiye sistemlerinden çıkarıldı, “kalitesiz içerik” kategorilerine alındı. Dijital erişimi %80 oranında düşürüldü. Navalny vakası, çağımız otokratlarının stratejisini açık eder: Önce görünmez kıl, sonra sustur.

II. Demokrasilerde Algoritmik Sansür
Algoritmik sansür yalnızca otokrasilere özgü değildir. Demokratik ülkelerde de benzer mekanizmalar devrededir.
• Donald Trump’ın sosyal medya hesapları, 6 Ocak 2021 Kongre baskını sonrası “şiddeti teşvik” gerekçesiyle kapatıldı. Ancak bu kapatma sürecinden önce, Trump’ın paylaşımlarının görünürlüğü ciddi biçimde düşürüldü. Zaman tünelinde görünme oranları azaldı, etkileşim zincirleri kırıldı, öneri sistemlerinden çıkarıldı. Böylece Trump’ın görünürlüğü %70’lere varan oranda düşürüldü. Sonuçta; özel sosyal medya şirketlerinin, görünürlüğü kontrol ederek siyaseti dolaylı biçimde şekillendirme gücü açığa çıktı. Trump da bu süreçten sonra kendi platformu olan Truth Social’ı kurmak zorunda kaldı. Bu bile, dijital görünürlüğün siyaset için ne kadar hayati olduğunu gösteriyordu.
• Hindistan örneği de benzer bir tablo sunar. “Dünyanın en büyük demokrasisi” olarak anılan Hindistan’da, 2020 sonrası muhalif gazeteci ve siyasetçilerin içeriklerinin algoritmik olarak geri plana itildiği belgelendi. YouTube özelinde hükümet yanlısı kanalların öneri sistemlerine girme oranı, muhalif kanallardan dört-beş kat daha yüksek çıktı. Sandık vardı, muhalefet vardı; ama iradeyi çarpıtan algoritmik bir egemenlik de vardı.

III. Türkiye’de Algoritmik Sansür
Türkiye’de sansür denildiğinde çoğu zaman yargı kararları, erişim engelleri ve bant daraltmalar tartışılıyor. Oysa bu tür müdahaleler görünür olduğu için tepki üretir. Asıl etkili ve kalıcı olan sansür ise çoğu zaman fark edilmeyen algoritmik müdahalelerdir.
Ancak Türkiye açısından algoritmik sansür meselesi yalnızca iç politik dengelerle sınırlı değildir. Dijital platformların küresel ölçekte kurgulanan algoritmaları, ülkelerin dış politik görünürlüğünü, tezlerini savunma kapasitesini ve milli egemenlik alanlarını da doğrudan etkilemektedir. Türkiye’nin jeopolitik pozisyonu, güvenlik politikaları, Doğu Akdeniz, Kıbrıs, savunma sanayi ya da enerji hatları gibi konulardaki tezleri; çoğu zaman açık yasaklarla değil, algoritmik dolaşımın sınırlandırılmasıyla küresel kamusal alanda geri plana itilebilmektedir. Bu durum klasik sansürden farklı olarak sessizdir; fakat etkisi çok daha derindir. Çünkü burada hedef alınan yalnızca bir siyasi aktör değil, ülkenin kendisidir.
Türkiye’nin dijital altyapısı yüzeyde güçlü görünse de yapısal bir bağımlılık barındırır. Veri akışının önemli bir bölümü ülke dışındaki omurgalar üzerinden işlemektedir. Bu durum yalnızca teknik değil, siyasal bir meseledir. Çünkü verinin yönü, kamusal algının yönünü de belirler.
Bir platform için bir içeriği tamamen kaldırmak kriz yaratır. Oysa algoritmik görünürlüğünü düşürmek sessizdir, ölçülmesi zordur ve sorumluluk üretmez. Bu nedenle Türkiye’de sansür, çoğu zaman doğrudan yasaklarla değil; platform–devlet–algoritma üçgeninde oluşan gri alanlarda işler. İçerik yayındadır ama kamusal etkisi sıfırlanmıştır. Hukuken sansür yoktur; fiilen ise en etkili sansür uygulanmaktadır.
Algoritmalar, öfke ve kutuplaşma üreten içerikleri öne çıkarırken; rasyonel, eleştirel ve yapıcı muhalefeti geri iter. Böylece iktidar karşıtı düşünce yasaklanmadan boğulur.

IV. Sonuç
Algoritmik çağda en büyük tehlike susturulmak değildir. En büyük tehlike, konuştuğunu sanıp kimseye ulaşamamaktır. Bu nedenle muhalefetin ve toplumun yalnızca görünen yargı yasaklarına takılıp kalmadan, görünmeyen dolaşım mekanizmalarına da dikkat kesilmesi gerekir. Ağaca bakarken, ormanı gözden kaçırmamak gerekir. Çünkü; Türkiye açısından mesele sadece dijital özgürlük değil; demokratik muhalefetin ve milli egemenliğin hayatta kalma meselesidir. Bilinmelidir ki; sansür artık yalnızca yargısal yöntemlerle değil, ondan katbekat etkili algoritmik sansürle yapılmaktadır.