Uygarlıkların ilerlemesinde, uygarlıklar arası bilgi alışverişlerinin artmasında, kültürlerin gelişmesinde denizlerin başat bir rol oynadığını biliyoruz. Sömürgecilik, daha sonraları sömürgeciliğin bir üst aşaması olan emperyalizm denizler üzerine egemenlik kurma mücadelesi değil mi? Son yıllardaki siyasi ve askeri olaylar, bunların dünya çapında yarattığı kargaşa, deniz geçişleri ve adalar konusundaki anlaşmazlıklara dayanmıyor mu çoğunlukla? Günümüzde dünya ticaretinin yüzde 80’den fazlasının denizler üzerinden gerçekleşmesi de denizlere egemen olmanın ne denli önemli olduğunun bir göstergesi sayılır.
Denizlerin bu denli önem kazandığı bir ortamda Urla merkezli ‘360 derece Tarih Araştırmaları Derneği’nin düzenlediği “Denizden Okunan İnsan – Denizin Hafızasında İnsanlığın Sessiz Hikayesi” başlıklı toplantı çok zihin açıcı oldu benim için. Dernek kurucularından Sidar Duman’ın yönlendirici konumundaki toplantıda Patara kazılarını yürüten Prof. Dr. Havva İşkan (Işık) ve Yaşar Müzesi müdürü Rıdvan Gölcük deniz ve denizcilerle ilgili önemli konulara değindiler.
Havva İşkan Hoca, uygarlıkları denizler üzerinden denizcilerin taşıdığından, bunun sonucu oluşan Akdeniz uygarlıklarının öneminden söz etti. Havva hoca, denizciliğin ata milletinin Fenikeliler olduğunu vurgularken suların köpüklerinden doğan Afrodit’in denizcilerin koruyucu Tanrıçası olduğunu da anımsattı; Afrodite’in değişik tanımlarından söz etti. Rıdvan Gölcük ise dünyanın en çok okunan kitaplarının başında gelen İlyada ve Odysseia destanlarının yaratıcısının Meles nehrinin kenarında doğan Homeros olduğunu belirtirken “içinde yaşadığımız coğrafya daha ziyade bir su dünyası, su coğrafyası; Akdeniz dünyası suyla şekillenmiş bir dünyadır” dedi.
Ölümsüz iki destan ve Nolan’ın filmi
Hemşerimiz Homeros’tan söz etmişken onun Milattan Önce (M.Ö.) 8. yüzyıl dolaylarında dillendirdiği ODYSSEİA destanını temel alan filmden söz etmemek olmaz.
İngiliz yönetmen Christopher Nolan’ın aynı adlı filmi sinema dünyasında büyük çalkantılara yol açtı. Yoğun bir reklam kampanyasıyla piyasaya sürülen filmden nefret eden de var beğenen de.
Örneğin Fazıl Say filme on üzerinden sıfır vermiş; birilerine yüz milyonlarca dolar kazandıracak bir promosyon ürünü olduğunu belirtiyor. Yönetmenin dünyada 3-4 tane bulunan,130 kg. ağırlığındaki IMAX 70 mm. kamera kullanması da reklam kampanyasının başka bir öğesi. Tümüyle bu teknikle çekilmiş filmi ekrana doğru olarak yansıtabilecek sadece 41 salon var bütün dünyada. Gerisi sözde IMAX salonlar. IMAX kamerada şerit değiştirmenin 3 dakikayla sınırlanması Nolan’ı ister istemez Amerikan usulü hızlı kurguya yönlendirmiş ki özellikle hareketli sahnelerde bundan çok yararlandığı anlaşılıyor.
Üzerinde çok tartışılan başka bir konu da oyuncu seçimiyle ilgili. Sanki Oscar armağanı seçicilerine pas atmış Nolan. Destanda 10 yıl süren Troya savaşına neden olan Güzel Helen bir zenci güzeli Lupita Nyong’o. Tanrıça Athena rolünde ise bir melez, Zendaya var. Sinon rolü için transeksüel bir oyuncu seçilmiş. Taliplilerin yıllarca tıkındığı saraydaki ozan rolünü oynayan siyahi rapçi Travis Scott. (Tipik bir tragedya korosu havasındaki bu sahneleri çok beğendiğimi itiraf etmeliyim!) Bazıları bu karışıklığı önemsemezken, biz de Filistinli İsa’nın sarışın gösterildiği Cecil de Mille filmlerini ya da rönesans resimlerini hatırlamadan edemiyoruz. 2004 tarihli Troy filminde Helene’i oynayan Diane Kruger Alman yani kuzeyli değil miydi? O zaman kimsenin sesi çıkmamıştı.
Aynı zamanda senaryoyu da yazmış olan yönetmen, Homeros’un metniyle istediği gibi oynamış. Odysseus’un Kral Alkinoos ile birlikte olduğu Phaiak Adası ziyafeti gibi birçok önemli sahne filmde yok. Filmin sonu ise tümüyle farklı bağlanıyor. Destan, Odysseus’un babası Laertes’in yanındayken çıkan çatışmanın Athena’nın barış girişimiyle yatışmasıyla sona eriyor. Filmde iseIthaka adasındaki Krallığı biricik oğullarına bırakarak güneşin battığı yere yani bilinmezliğe doğru denize açılan bir karı-koca görüyoruz. Tartışma çıkaran diğer bir olgu da filmde kullanılan dil. Destanları İngilizce’ye çeviren ilk kadın çevirmen olan Prof. Emily Wilson’un, kendi çevirisini esas aldığını söyleyen Nolan’ın filmini, günümüzün küfürlerini kullandığı, kadınlara yeterince önem vermediği vb. gerekçelerle“berbat”diye nitelendirmesi de ortalığı karıştırdı. Bazı eleştirmenler tarafından post-modern ve feminist bir dil kullandığı ileri sürülen Emily Wilson’un çıkışı da reklamın bir parçasıydı belki! Bilemiyorum!
Anlaşılan Nolan, esas olarak gittikçe sinemadan sosyal medyaya kaçan genç kuşağı hedeflemiş. Rapçiler, hareketli kavga sahneleri, iddialı çekim açıları… Ne var kiçok önemli bir eksiklik var: Akdeniz’in kendine özgü ruhu, renkleri, giderek kokusu yok filmde. İnsanın içi kararıyor.
Bütün bu ayrıntıları filme ilginin çoğalması amacıyla vurguluyorum. Film sayesinde dünyanın her yerinde Homeros destanlarını içeren kitapların satışlarının müthiş arttığı da bir gerçek. Bizde bile artışın yüzde yüzleri çok aştığını belirtiyor kitapevleri.
Homeros’u Sahiplenmek
Bugüne kadar Akademiya’nın yüksek duvarlarını aşamamış bu toprakların has destanlarından birinin önündeki engellerin Nolan’ın filmi sayesinde aşılmasına seviniyorum.
Ancak şu ana dek ne Bakanlık yetkilileri ne de İzmirli yöneticiler, filmin Anadolulu içeriğine sahip çıkmak için bir girişimde bulunmadı bildiğim kadarıyla. Sadece Yaşar Müzesi yetkililerinin film piyasaya çıkmadan Nolan’a bir çağrı yaptığını, yönetmenin ise buna bir tepki göstermediğini biliyorum. Siyasetçilerin Homeros’u bizden saymaktan çekindiklerini düşünüyorum. Konak tünelinin açılış töreninde, zamanın Başbakanı Binali Yıldırım’ın Buca çıkışındaki Bulvara “Homeros” adını verdiği için İzBB eski başkanı Aziz Kocaoğlu’na laf attığını unutmadım.
Neler yapılabilir? Keşke halka açık ortamlarda Homeros okumaları yapılsa ve bu okumalara yerel yöneticiler de katılsa! Keşke Homeros ve bağlantılı konularda okullarda, müzelerde, şenliklerde vb. yerlerde geniş kitlelerin katılımıyla söyleşiler gerçekleştirilse! Keşke Aziz Kocaoğlu döneminde Bornova’da oluşturulan ‘Homeros Vadisi’ni daha sonraki ilgisizliğinden kurtarıp cıvıl cıvıl bir mesire yerine dönüştürülse!
Yabancı gezginler dahil insanları bu etkinliklere çekecek çeşitli yöntemler bulunabilir. Örneğin Homeros destanlarının uzantısı “TroyalıKadınlar” gibi sahne oyunları sahnelenebilir; böylece destanın bilinirliği, yüklendiği anlam genişletilebilir. Uluslararası Adnan Menderes Havaalanına güzel bir Homeros heykeli konması ve alımlı bir tanıtım yapılması bir ara gündeme gelmişti ama gerçekleştiren olmadı.
Ayrıca, Nedim Atilla dostumuz Egedesonsöz’deki köşesinde yazdığı gibi Kral Tantalos’un efsanesi de kullanılabilir. Tantalos, Odysseus’un Hades’teyken gördüğü Tanrıların gazabına uğramış üç büyük lanetliden biridir. İlk olarak Sayın Prof. Ekrem Akurgal Bayraklı’da halk arasında da yaygın Tantalos mezarı söylencesine dikkat çekmiş, varsayılan mezar yeri sit alanı ilan edilmiş ama sonuçta hiçbir şey yapılmamıştı. İlgililerin dikkatine sunulur!
Akdeniz kokmayan Odysseus filmi
Akdeniz kokmayan Odysseus filmi
Paylaş: