17 Ağustos 1999 tarihindeki büyük Marmara depremine dek ülkemizin yüzde 92’sinin yıkıcı bir deprem kuşağında yaşadığının pek farkında değildi halkımız. Coğrafya kitaplarında deprem ülkesi olarak yalnızca Japonya’nın geçtiğini anımsıyorum. Oysa on binlerce kişinin hayatını yitirdiği Erzincan Depremi 27 Aralık 1939 tarihinde olmuştu. Daha sonraki yıllarda Torbalı, Gediz, Dinar, Varto, Lice vb. depremleri de halkımızın hafızasından silinip gitmişti nerdeyse… 1996 tarihinden itibaren İzmir İnşaat Mühendisleri Odasının, İzmir Büyükşehir Belediyesiyle birlikte yürüttüğü uluslararası RADIUS projesine ve ona bağlı ‘İzmir Deprem Master Planı’ çalışmalarına medya ve kamuoyu ilgisi yok denecek kadar azdı.
Büyük Marmara depremi sonrası
Bu nedenle 17 Ağustos 1999 tarihi, deprem afetine karşı bilincin geliştiği bir dönüm noktası olarak kabul edilebilir. Aradan 27 yıl geçtikten sonra bu farkındalığın getirdiği uygulamaların neresindeyiz? Depreme, genel olarak da sel, yangın vb. afetlere karşı tavır alınmasında ne durumdayız?
60 bine yakın canımızı yitirdiğimiz, ardında on binlerce yaralı ve milyarlarca lira zarar bırakan 1999 depremi, yöneticilerin, medyanın, akademinin, genel olarak da halkımızın bilinçlenmesinde her şeye karşın önemli bir uyarı oluşturdu. Hastaneler, okullar, çok sayıda kamu yapısı ve binası yenilendi ya da güçlendirildi. Hala düzeltme bekleyen birçok eksiğine karşın Yapı Denetim Sistemi yürürlüğe girdi. ‘Ulusal Deprem Konseyi' oluşturuldu ama 2007 yılında AKP iktidarı tarafından ortadan kaldırıldı. İşleyişindeki büyük aksaklıklara ve yetersizliklere karşın ‘Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’ – AFAD81 ilimizde örgütlendi. Valilik, Belediyeler, Üniversiteler, Kalkınma Ajansı, Meslek Odaları vb. katılımıyla AFAD’ın eşgüdümü sağladığı‘İl Afet Risk Azaltma Planı’ (IRAP) hazırlandı her il için. Ancak söz konusu ildeki “riskleri saptamak, zararları en aza indirmek ve bu yönde kurumların sorumluluklarını saptamak” amacıyla hazırlanan IRAP çalışmalarının ete kemiğe bürünmediği, pek bir işe yaramadığı, raporlardaki saptamaların genelde kağıt üstünde kaldığı, 2023 tarihindeki Kahramanmaraş- Pazarcık depremi sonrası görüldü. Ne yazık ki 11 İl için hazırlanmış olan IRAP’ların yararı görülmedi.
Eğitim eksikliği
Marmara depremi ve Kahramanmaraş depremleri sonrası gelişen farkındalığa karşın halkımız hala afetlerin bir kader olduğuna, afet risklerini azaltmanın mümkün olmadığına inanıyor. Bunu aşmanın yolu da EĞİTİM! ‘Afet Psikolojisi Platformu’ (APP) Başkanı Dr. Yeşim Ünal’ın Apaçık Radyoda 26 Ağustos tarihli ‘Altın Saatler’ programında dillendirdiği gibi Japonya’da bu afet eğitimi her boyutuyla daha ana okullarda başlıyor. Özel öğretmenleri var. Ders programları ‘afet’ konusunu içeriyor. Bizde AFAD’ın yılda bir yaptığı gibi “Çök-Kapan-Tutun” gösterisiyle sınırlı değil!
Acil çözüm için güçlendirme
Ülkemizde 26 milyon civarında bina var. Bunun yarıdan fazlası 2000 yılından önce inşa edilmiş. Binaların yüzde 60’ının depreme karşı tehlikede olduğu var sayılıyor. Bu kadar binanın hemen yenilenmesinin olanaksız olduğu açık. Bu nedenle içindekilerin ölümüne yol açan yıkılma olanağı en fazla olan binaların yani en riskli binaların saptanması yaşamsal bir görev oluyor.
Türkiye Deprem Vakfı Başkanlarından Prof. Dr. Alper İlki, 19 Ağustos tarihli Apaçık Radyonun ‘Altın Saatler’ yayınında İstanbul’da 2000 yılı öncesi inşa edilmiş yapıların yaklaşık yüzde 20’sinin, 2000 yılından sonra yapılmışların yaklaşık yüzde 2’sinin riskli olduğunu ifade etti. Bunlar da 120bin bina anlamına geliyor. İstanbul’da yaklaşık 1 milyon 200 bin bina olduğuna göre yüzde 10’una, giderek en riskli olarak yüzde 5’ine yoğunlaşmanın mantıklı olduğu anlaşılıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesinin Bayraklı, Bornova, Karşıyaka’nın bir bölümünde yaptırdığı 118 bin binayı içeren ‘envanter’ çalışmasında ise en riskli bina sayısının 4400 olduğu ortaya çıktı.
En riskli binalardan başlamak
Demek ki işe en riskli binalardan başlanması gerek hükümetin gerekse Büyükşehir Belediyelerinin en acil görevleri olarak önlerinde duruyor. Yenileme yaparken en hızlı ve en ekonomik çözüm olarak güçlendirmenin seçilmesi de önemli. Dünyadaki örnekler bu yönde. ÇŞİD Bakanlığına bağlı Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğünün eşgüdümünde hazırlanan ‘Güçlendirme Yönetmeliği’nin bir an önce sonlandırılması ülke yararına olacak. Ayrıca güçlendirme işlemini hızlandırıcı ve teşvik edici mevzuatın bir an önce çıkarılması, bunun yanısıra mali desteklerin devreye sokulması gereklidir.
Başta AFAD olmak üzere yetkili makamların özellikle medyayı kullanarak afetlere karşı riskleri azaltma programlarını yaygınlaştırması afetler konusunda farkındalığı derinleştirecektir. Yoksa halkımızın heyecanları hızla sönümleniyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter yardımcılarından İnş. Müh. Oktay Özel’in anımsattığı gibi, 2023 Kahramanmaraş depremleri sonrası İstanbul’da ‘Hızlı Tarama’ isteyen başvuruların sayısı günde 100 bin civarındayken, bugün bu sayı ayda 5 bine düşmüş durumda.
İzmir’de Büyükşehir Belediyesi ile Dokuz Eylül Üniversitesi işbirliğiyle yürütülen ‘Deprem Master Planı’ gibi çalışmaların diğer riskli kentlere de yayılması, 1999 Depremi sonrası İstanbul’da başlatılan ‘Mahalle Afet Gönüllüleri’ (MAG) gibi oluşumların riskli illerde canlandırılması, en riskli binaların saptanmasını amaçlayan ‘envanter’, ‘hızlı tarama’, Yapay Zeka kullanan ‘hızlı çözüm’ yöntemleri gibi uygulamaların yalnız yerel yönetimlere bırakılmadan yaptırım gücü daha etkin olan ÇŞİD Bakanlığı tarafından Meslek Odalarını da kapsayan eşgüdüm içinde yürütülmesi önümüzdeki görevlerin başında geliyor.
NOT: Yukarıda sözünü ettiğim yayınların tamamını internette Apaçık Radyonun ‘podcast’ bölümünden bulabilirsiniz.
Afetlere dirençli hale gelmek
Afetlere dirençli hale gelmek
Paylaş: