Avrupa Birliği, küresel ticaret haritasını yeniden çiziyor. Brezilya, Hindistan, hatta yıllardır mesafeli durduğu Latin Amerika ülkeleriyle serbest ticaret anlaşmaları imzalıyor ya da masaya oturuyor. Peki aynı AB, 1996’dan beri kendisine fiilen entegre olan Türkiye ile Gümrük Birliği’ni güncellemekten neden kaçıyor? Bu sorunun yanıtı teknik değil, bütünüyle siyasi. Kaldı ki 1996'ların sanayi ticareti mantığında kalan Türkiye–AB Gümrük Birliği artık çağ dışı kalmıştır. Çünkü hizmetler, tarım ve e-ticaret, yeşil dönüşümü kapsam dışı bırakır.
Türkiye, AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı anlaşmalara otomatik olarak uyum sağlamak zorunda ama masada söz hakkı yok. Yani yükümlülük var, yetki yok. Buna rağmen AB, yıllardır herkesin kazançlı çıkacağı bir güncellemeyi bilinçli olarak askıda tutuyor. Çünkü Türkiye, AB için artık bir “ticaret ortağı” değil; bir baskı aracı. AB, Brezilya ve Hindistan’la anlaşma yaparken demokrasi, hukuk devleti ya da ifade özgürlüğü gibi başlıkları ön koşul haline getirmiyor. Bu ülkelerle pazarlık sert ama pragmatik. Türkiye söz konusu olduğunda ise ticaret dosyası, sürekli siyasi taleplerle kilitleniyor. Çifte standart tam da burada başlıyor. Asıl rahatsızlık ekonomik de değil. Türkiye, Avrupa için hâlâ vazgeçilmez bir üretim üssü, lojistik merkez ve genç iş gücü kaynağı. Sorun şu: Türkiye kontrol edilemeyen, bağımsız bir aktöre dönüştü. AB’nin istemediği tam olarak bu!
Gümrük Birliği güncellense ne olur?
Türkiye’nin ekonomik manevra alanı genişler. Avrupa pazarında daha rekabetçi hale gelir. Karşılıklı bağımlılık artar. Yani AB’nin Türkiye üzerindeki siyasi kaldıraçları zayıflar.
İşte bu yüzden dosya sürüncemede. AB’nin Brezilya ve Hindistan’la hızla ilerlemesi, Türkiye’ye verilen mesajı açık ediyor: “Seni ortak değil, dosya olarak görüyorum.” Bu yaklaşım ne adil ne de sürdürülebilir. Avrupa, kısa vadeli siyasi konfor uğruna uzun vadeli stratejik bir ilişkiyi aşındırıyor. Türkiye açısından tablo daha net: Gümrük Birliği artık sadece ekonomik bir mesele değil, ekonomik egemenlik ve eşitlik meselesi. Üyelik süreci fiilen donmuş durumda. Bu tarihte nadir görülür bir durum. Siyasi ortaklık yok ama derin ekonomik bağımlılık var.
Türkiye bu masada olmayıp yükümlülük taşıyan ülke konumunu kabullenmek zorunda değil.
AB Gümrük Birliği’ni güncellemekten neden kaçıyor?
AB Gümrük Birliği’ni güncellemekten neden kaçıyor?
Paylaş: