Osmanlı Devletinde yönetimin bozulması, Birinci Dünya Savaşından da İmparatorluğun yenik düşmesi ile birlikte İtilaf Devletleri (İngiltere, Fransa ve İtalya) Osmanlı topraklarını paylaşmak ve Anadolu’da adeta bir sömürge yönetimi kurmak için Sevr Antlaşması’nı Osmanlı İmparatorluğuna imzalatmışlardır. Yıldız Sarayı’nda yapılan Saltanat Şurası sonunda Sultan II. Vahdettin’in görevlendirdiği üç yetkilinin (iki Paşa ve bir Nazır) Sevr’i imzalaması kararlaştırılmıştır. 50 kişinin katıldığı Şurada tek ret oyunu Topçu Feriki (Ferik bugünkü korgeneral karşılığı) Rıza Paşa vermiştir. Rıza Paşa ne yazık ki unutulan kahramanlardadır. İlk ve orta eğitim ders programlarında Ulusal Kurtuluş Savaşı ve Devrim Tarihi konularında ayrıntılara girilmez. Bu konularda okuma listesi de verilmezdi. Üniversite ve sonrasında okuduğumuz tarih kitaplarında ise ayrıntılı bilgilere ulaşmak mümkün. SBF’nde iken Devrim Tarihi dersine giren Prof. Taner Timur ile Türk Siyasi Hayatı dersi veren Prof. İlber Ortaylı’dan çok şey öğrendik.
İngilizlerin savaşa soktuğu Yunanlıları bu savaşa girmemeleri konusunda uyaran ve “Türkler teşkilatlanmayı, taktik uygulamayı biliyorlar, ülkeleri için çarpışıyorlar” diyerek Yunan Yönetimini Anadoluya girmemeleri konusunda uyaran General Metaksas olmuş, Venizelos yanlıları ise Anadolu’yu alacaklarına kesin gözüyle bakmışlardır.
Şevket Süreyya Aydemir’in üç ciltlik Tek Adam eseri, Lord Kinross’un Atatürk: Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Falih Rıfkı Atay’ın Çankaya kitabı ile Atatürk’ün ilk biyografisi sayılan H.C. Armstrong’un, Atatürk hayatta iken yazdığı, Bozkurt (Greywolf) isimli eserlerini tavsiye edebilirim. Bozkurt bir ara Türkiye’de yasaklanmıştı. Nedenini okuyunca anlayacaksınız. Bu eserde açıkça bir hakaret veya küçük düşürme yok. Kitabı Londra’da bir sahafta bulmuştum. Kitap şimdi serbestçe satılanlar arasında. Yabancı dilde yazılan eserleri aslından okumayı tercih ederim. Kelimelerin veya cümlelerin gerçek anlamlarını kavramak çok önemli.
Dedem İzmirli Efe Yusuf Ziya’nın Çanakkale ve İstiklal Harbi ile ilgili anılarını yine Anne tarafından akrabamız Sancar Maruflu ağabeyimizin anlattıkları ile birlikte derledim. İstiklal Madalyası en büyük torun olarak bende. Bundan büyük gurur duymaktayım. Ulusal Kurtuluş Savaşımız, Dumlupınar Baş Kumandanlık Meydan Muharebesi ve diğerleri ile 9 Eylül 1922’de dört yıllık işgalden sonra İzmir’in alınışı İnanılmaz zorluklar içinde yapılan mucizevi savaşlar. Yunan ordusunun asker ve mühimmat üstünlüğü açık kaynaklarda belirtilmiş. Türkler ancak 24 Temmuz 1923’de Lozan Antlaşmasını imzaladıktan sonra dış politikada söz sahibi olmaya başlamışlardır. Atatürk’ün büyük diplomasi dehası ile Hatay, Fransa’dan geri alınmıştır. Türklerin bu savaşı dünyadaki yoksul ve ezilmiş ulusların örnek aldıkları bir savaş olmuştur. Tabii büyük kahraman Mustafa Kemal Atatürk ile silah arkadaşları ve hayatlarını bu uğurda kaybeden askerlerimiz bu başarıları gerçekleştirenlerdir. Onlara minnettarız. Ruhları şad, mekanları her daim cennet olsun.
Tarihte her ülke Türkiye gibi şanslı değil. Onların Atatürk gibi halkını ayağa kaldıran, Türk’üm, doğruyum, çalışkanım diyerek moral veren liderleri olmadı. Bu nedenle de bağımsız olsalar bile bu kağıt üzerinde kalan enerji kaynaklarının paylaşıldığı kısaca sömürge haline getirilen devletler olmalarına yol açtı. Dış ve iç politikalarının gidişatı büyük devletlerin yönetimine geçti. Bu konuda çok sayıda örnek verilebilecek ülke var. Ancak burada iki çarpıcı örneği vermek isterim: İran ve Endonezya.
İran’ın kendi zenginliklerine sahip çıkabilmesi için İran petrolünü millileştiren Başbakan Musadık’ın 1953’de yapılan darbe ile görevden alınışı ve hazin sonunu anlatan Stefen Kinzer, Şahın Bütün Adamları (Allthe Shah’s Men) kitabında ABD ve arkasındaki İngiltere’nin hazırladıkları kumpaslarla Musaddık’ın nasıl görevden alınıp itibarsızlaştırıldığını yazar. İran Petrolleri ABD’nin petrol şirketi ARAMCO tarafından ele geçirilir. 1998’de de İngiltere’nin BP (İngiliz Petrolleri Şirketi) ARAMCO’yu satın alır. ARAMCO’nun Türkiye’de de ticari faaliyetleri bulunmaktadır. Petrol olmadığı için plastik ve kimya sanayilerinde faaliyetleri mevcut. Kinzer’in kitabı aslında bir referans, kaynak kitap niteliğinde. İran’daki operasyonlar bugünkü Orta Doğunun durumunu da anlatıyor. Özetlemek gerekirse bugün İran’daki İslam Cumhuriyeti Batının eseri sayılır. 1979’a kadar teslimiyetçi bir politika izleyen Şahın yönetiminden memnun olmayan Batı, 1979’da hazırladığı bir darbe ile Fransa’da yaşamakta olan Humeyni’yi İran’a getirerek İslam Cumhuriyeti kurdurdu.
İkinci örneğe gelince Hollanda Endonezya’ya XVII. Yüzyılda Hollanda Doğu Hint Adaları Şirketi olarak girmiş. Amblemi olan VOC harflerine hala rastlamak mümkün. Bir ara Japon istilasına uğrayıp dört yıl büyük işkencelere ve kötü muameleye maruz kalan ülke Ahmet Sukarno zamanında bağımsızlığına kavuşmuş. Endonezya doğal kaynaklar bakımından oldukça zengin bir ülke. Sumatra’nın Aceh bölgesinde doğal gaz, petrol ve maden kaynakları, Kalimantan’da altın, doğal taşlar ve elmas yatakları ile Hollanda’nın bu sefer ekonomik hegemonyası altındadır diyebiliriz. Hollanda bugün Endonezya’nın birinci sıradaki ticaret partneri. Hollanda’da yaşayan çoğu güney Molukalı için Endonezya’ya dönüş artık hayal olmuş. Hollanda’nın bugünkü zenginliğinin temelinde Endonezya ile yaptığı ticaret geliyor. Bunu da başka ülkelere kaptırmak niyetinde değil. Endonezya bu zenginliğine karşın halkı fakir olan bir ülke. Görevim sırasında “warung” denilen kenar mahallelerde dört direğe naylon geçirip hayatını sürdürenleri gördüm. Çinliler ve üst düzey ise çok iyi koşullara sahipler. Bunun bir nedeni de “itubisadiatur”. “Her şey ayarlanır” cümlesinin tam karşılığı ise minareyi çalan kılıfını hazırlar atasözü.
Rusya’nın Ukrayna ile savaşı, İran ordusu ve Devrim Muhafızlarının direnişi, İsrail’in saldırgan tutumu ile 2026 Ekim ayında bu ülkede yapılacak seçimler Trump’ın Kasım 2026’da kısmi seçimlere gitmesi dünyadaki belirsizlikleri arttıran unsurlar.
Bugünkü durumu Mevlana ne kadar da güzel tanımlamış: ‘Olmaz dediğin ne varsa hepsi olur. Düşmem dersin düşersin, şaşmam dersin şaşarsın.’ Aman düşmeyelim dikkat edelim.
30 Ağustos 1922 Büyük Taarruz’un dış politikadaki önemi
30 Ağustos 1922 Büyük Taarruz’un dış politikadaki önemi
Paylaş: