28 Ekim 1922 tarihinde, Çankaya Köşkü'ndeki akşam yemeğinde, Atatürk’ün konukları İsmet Paşa, Ruşen Eşref, Kazım Özalp ve Fethi Bey gibi dönemin ünlü şahsiyetleridir ve Atatürk, misafirlerine “Yarın cumhuriyeti ilan ediyoruz” diyecektir.
Yemek sonrası İsmet Paşa ile birlikte kanun tasarısına son şeklini verirler: “29 Teşrinievvel 1339 tarih ve 364 sayılı Teşkîlât-ı Esâsiye Kanunu’nun Bazı Mevaddının Tavzihan Tadiline Dair”’ kanunun ilk maddesi şu şekilde kaleme alındı: “Hâkimiyet, bilâkaydü şart Milletindir. İdare usûlü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir. Türkiye Devleti’nin şekl-i Hükûmeti, Cumhuriyettir.”
Böylece Cumhurbaşkanlığı makamı oluşturularak parlamenter sisteme geçildi ve Türk ulusu olarak yaşadığımız en büyük sosyolojik değişikliklere yol açan ve sonrasında da hukuk, kadın hakları, eğitim ve kültürde yapılan reform ve devrimlerle modern toplumlar arasına katılacağımız süreç başlamış oldu.
Atatürk, bu tarihten bir ay önce, Avusturyalı bir gazeteciye (Neue Freie Presse) verdiği röportajda, “cumhuriyet” sözcüğünü ilk kez kullandığında, 1876 yılına kadar mutlak Monarji, sonrasında da meşrutiyet rejimi dışında bir yönetim deneyimi olmayan ülke insanları için bir hayli dikkat çekici bir vizyon olmuştu. Çünkü halkın tek bildiği şey, padişahın mutlak egemenliği idi.
Ancak Mustafa Kemal’in önderliğinde başlayan millî mücadelenin ilk aşamasından itibaren vurgulanan değişmez deklarasyon hep halk iradesinin egemen olacağı bir statüko idi. Örneğin 23 Temmuz 1919 yılında toplanan Erzurum Kongresi’nde ilan edilen bildirinin üçüncü maddesi “Ulusal iradeyi egemen ve millî kuvvetleri etkin kılmak esastır” şeklindedir. Nitekim,23 Nisan 1920’de, İstanbul’un işgali sonrası Meclis-i Mebusan’ın dağıtılmasının hemen ardından, Büyük Millet Meclisi Ankara’da toplandığında, halkın iradesinin en üst organı da fiilen çalışmaya başlamıştı. 20 Ocak 1921'de ilk anayasamız Teşkilât-ı Esâsîye, bu meclisin çatısı altında hayata geçirilmiş, 1 Kasım 1922'de aldığı bir başka kararla da saltanat kaldırılmıştı.
Cumhuriyet, sadece halkın egemenliğini ifade etmez, aynı zamanda dünya milletleri bağlamında ülkenin bağımsızlığı ve hür iradesinin de nişanı anlamındadır. Bir işgal müstemlekesi iken, tüm sömürge altındaki ülkelere ilham verecek düzeyde şanlı bir kurtuluş savaşı ile özgürlüğüne kavuşan saygın bir ulusun doğuşunun abidesidir. Keza, cumhuriyet elbette ülkenin yönetim biçimidir ancak “cumhuriyet ruhuna” doğası gereği eklemlenen demokrasi ve laiklik ile şekillenecek hükümet sistemini de inşa eder. Zaten, cumhuriyetin ilanı ile birlikte hayata geçirilen Atatürk Devrimleri, halkın yüzyıllardır geri kaldığı çağdaş normlar ve yaşam biçiminin hızla topluma enjekte edilmesi düşüncesinin bir zuhurudur. Ek olarak, cumhuriyet, milletin birliği ve ulusal kimliğinin vasfının da dünyaya bir ilanı hüviyetindedir.
İşin özü, “Cumhuriyet” sayesinde, Anadolu insanı olarak, yepyeni bir ülkü için ortak mücadele zemininde dayanışma bağlarını sımsıkı oluşturarak, her bir kişinin eşit haklara sahip ayrıcalıksız yurttaşlar halinde, yarına umutla bakan bir ulus kurabilmeyi başardık…
Bir asrı geçen, tam olarak yazarsak 103 yılı geride bırakan Cumhuriyet deneyimimiz, ulusumuz için en büyük onur ve kıvançtır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu ve ilk Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ü minnetle anarken, O’nun ve tüm silah arkadaşlarının hatıraları önünde saygı ile eğiliriz.
29 Ekim…
29 Ekim…
Paylaş: