İTB Aralık Ayı Olağan Meclis Toplantısı İzmir Ticaret Odası (İZTO) Meclis Salonu’nda İTB Meclis Başkanı Ömer Gökhan Tuncer yönetiminde gerçekleştirildi. Toplantıda konuşan Kestelli, 2025 yılını değerlendirdi ve 2026 yılına dair öngörülerde bulundu. 2025 yılında, tarım sektöründe son yılların en zor dönemlerinden birinin yaşandığını hatırlatan Kestelli, “Şubat, mart ve nisan aylarında ülkemizin hemen hemen tamamını etkisi altına alan zirai don hem üretimde hem de üreticide ciddi yaralar açtı. TÜİK verilerine göre toplam sebze üretiminde yüzde 1, tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde yüzde 10 ve meyve ürünlerinde yüzde 30’ün üzerinde rekolte kayıpları oluştu. Bu kayıpların en dramatik örneğini de kayısıda gördük. Normal şartlarda 90–100 bin ton rekolte beklenen bir üründe, hasat zamanı 5-10 bin tonları konuşur hale geldik. Antep fıstığında yüzde 60, kirazda yüzde 70’lere varan oranda bir düşüş söz konusu. Arpa-çavdar ve yulaf gibi tahıllarda yüzde 25-30 olan rekolte kaybı, nohutta yüzde 30, kırmızı mercimekte yüzde 45’lere ulaşmış durumda. Geleneksel ürünlerimizden pamuk, kuru üzüm, kuru incir, zeytin ve zeytinyağında da üretim kayıpları yaşandı. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de tarımsal üretim, küresel iklim krizi ile adeta test ediliyor” dedi. Kestelli, tarım ve gıda sistemlerinin çevresel ve jeopolitik risklere direncini artırmak gerekliliğinin altını çizdi.
“Köklü zihniyet değişimi şart”
Tarımda yaşanılan sorunların doğrudan gıda sektörüne ve dolayısıyla halka yansıdığını ve enflasyonun üzerinde de yukarı yönlü bir baskı oluşturduğunu dile getiren Kestelli, “Gıda sanayi ve tarım, et ve tırnak gibi iç içe geçmiş bir bütünün iki parçası gibidir. Gıdayı konuşurken, aslında eş zamanlı olarak tarımı da konuşuyoruz. Küresel iklim krizi, tarımsal üretimimizi hem miktar hem kalite açısından etkileyerek ürün arzını öngörülemez hale getiriyor ve bu belirsizlik gıda sanayine yansıyor. Rekabetçi bir tarım ve gıda sistemi için, verimliliği artıran, katma değeri yükselten ve tarladan sofraya kadar zincirin tamamını birbirine kenetleyen köklü bir zihniyet dönüşümüne ihtiyacımız var” dedi.
“Tam entegrasyon”
Zihinsel dönüşümün dört ana sütun üzerinde inşa edilmesi gerektiğini vurgulayan Kestelli, bunları şöyle açıkladı: “Birinci ve en temel sütun, tam entegrasyondur. Gıda sektörü için tarımsal sürdürülebilirlik bugün bir sosyal sorumluluk alanı değil, doğrudan rekabet gücünü belirleyen bir varoluş meselesidir. Nitekim, gıda sanayinin 100 birimlik üretiminin 44 birimi tarımsal üretime dayanıyor. İklim değişikliğinin tarımsal üretimi giderek daha belirsiz hale getirdiği bir dünyada, arz sürekliliğini sağlayamayan hiçbir sanayi yapısının uzun vadede ayakta kalması mümkün değildir.
“Katma değer ve ihracat stratejisi”
İkinci dönüşüm alanı, katma değer ve ihracat stratejisidir. Bugün küresel ticarette rekabet sadece fiyat üzerinden şekillenmiyor. Dünya artık ürünü değil; o ürünün nasıl üretildiğini, karbon ayak izini, izlenebilirliğini ve çevresel etkisini de satın alıyor. Türkiye’nin ihracatta asıl sıçrama yapacağı alan; standart kaliteyi güvence altına alıp bunun üzerine markalaşmayı, izlenebilirliği ve sürdürülebilir üretim anlayışını ekleyebildiği noktadır.
“Güven ve şeffaflık”
Üçüncü dönüşüm alanı, güven ve şeffaflıktır. Tedarik zincirinin sağlıklı işlemesi için piyasa güveni vazgeçilmezdir. Kayıtlı ticaretin yaygınlaşması, merdiven altı olarak tabir ettiğimiz üretimlerin engellenmesi, fiyatların şeffaf ve adil biçimde oluşması, belirsizlikleri azaltan en önemli unsurlardır. Bu nedenle, özellikle destek politikalarının, fiyatı yapay olarak yukarı taşımadan; üreticilerimizin gelirini ve iklim riskini koruyan ve kalite-verimlilik dönüşümünü teşvik eden bir yapıya dönüştürülmesi gerekmektedir.
“Dijitalleşme ve teknoloji”
Dördüncü ve tüm bu dönüşümü mümkün kılan temel araç ise dijitalleşme ve teknolojidir. Tarladaki sensörden fabrikadaki otomasyona, lojistik takibinden rafa kadar uzanan dijital izlenebilirlik sistemleri; hem maliyetleri düşürecek hem de karar alma süreçlerini hızlandıracaktır.”
“Güçlü potansiyele sahibiz”
Tarım ve gıda sanayisinin tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ciddi meydan okumalarla karşı karşıya olduğunun; ancak aynı zamanda çok güçlü bir potansiyele sahip olduğunun altını çizen Kestelli, “Başta ilgili Bakanlıklarımız olmak üzere, sektörün tüm paydaşlarının desteği ile bu potansiyelimizi ortaya çıkarabilecek ve vatandaşlarımızın gıda güvencesini teminat altına alabilecek, tarımı, sanayiyi ve ticareti aynı hedef doğrultusunda buluşturan bütüncül politikaları oluşturabileceğimize inanıyorum” ifadelerine yer verdi.
“Tarım dönüm noktasında”
Tarımın tüm dünyada bir dönüm noktasında olduğunu ve 2026'ya girerken hem benzeri görülmemiş fırsatlar hem de ciddi risk ve belirsizlikleri barındırdığını kaydeden Kestelli, “Gelişmelere karşı kendimizi hazırlamalı, planlarımızı yapmalı ve yol haritamızı çizmeliyiz.
Bu yeni dönemde Akıllı Tarım uygulamaları ön plana çıkmaya başladı. Su hasadı, kuraklığa dayanıklı tohumlar, sıfır toprak işleme, onarıcı tarım gibi uygulamalar hızla yaygınlaşıyor.
Karbon Tarımı yeni bir gelir kapısı haline geliyor. Gelişmiş ülkelerde çiftçiler, topraktaki karbonu artırarak karbon kredisi satmayı planlıyor. Hassas Tarım, Yapay Zekâ Uygulamaları ve Robotik konularından artık bahsetmiyorum bile. Bu uygulamaların artık içindeyiz. Ülke olarak bu konuda iyi bir başlangıç yaptığımızı düşünüyorum. İTTM de bunun en iyi bir örneği” diye konuştu.
Kestelli, “2026 tarımı, iklim değişikliği ve teknolojik devrim gibi iki büyük dalganın kesişiminde şekillenecek gibi görünüyor. Bu dalgaları yakalayanlar kazanacak, geleneksel yöntemlerde ısrar edenler ise zorlanmaya devam edecek. Bu yüzden ne olursa olsun değişimi yakından takip etmek ve ona uyum sağlamak zorundayız” diyerek sözlerine son verdi.
“Hedef, güçlü üretici, sağlıklı tüketici”
Ömer Gökhan Tuncer de “Ekonomik açıdan 2025 yılında yem maliyetleri, enerji giderleri ve finansmana erişim sorunları, hayvancılık işletmelerimizin üzerinde ciddi baskılar oluşturdu. Özellikle küçük ve orta ölçekli üreticilerimiz bu baskıyı daha yoğun hissetti. Üstüne bir de yıl boyunca şap hastalığı gibi salgınlarla mücadele edip durduk. Buna karşın, hijyen ve verimlilik odaklı işletmelerin görece daha dayanıklı olduğunu gördük. Bu tablo bize şunu gösteriyor. Hayvancılıkta sürdürülebilirliğin anahtarı, planlı üretim ve maliyet kontrolü” dedi. Tuncer, “2026 hedeflerimizde; güçlü üretici, sağlıklı tüketici ve korunmuş doğal kaynaklara yer vererek tüm gayretimizle çalışmaya devam etmeliyiz” ifadelerine yer verdi.
“2026 tarımı, iklim ve teknolojinin kesişiminde şekillenecek”
İzmir Ticaret Borsası (İTB) Yönetim Kurulu Başkanı Işınsu Kestelli, “2026 tarımı, iklim değişikliği ve teknolojik devrim gibi iki büyük dalganın kesişiminde şekillenecek. Bu dalgaları yakalayanlar kazanacak, geleneksel yöntemlerde ısrar edenler ise zorlanmaya devam edecek” dedi.
Paylaş: