Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Tayfun Akçay: 126 Kahraman ve Montrö gerçeği!

7.2.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Konuk yazarımız Avukat Tayfun Akçay, 1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile ilgili bilgilerini okuyucularımızla paylaştı.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi, “savaşmadan; silâhsız, yedi düvele karşı” yapılmış; kazanılmış bir meydan muharebesidir.

Günümüzde herkesin kendinde, üzerinde söz söyleme hakkını bulduğu bir konu haline gelen Montrö Boğazlar Sözleşmesi, adından da anlaşılacağı gibi tarafları olan bir mutabakat metnidir.

Yaşamımızda her Türk Vatandaşının, uzaktan yakından bildiği, vazgeçilmez parçası olan “Kira Sözleşmeleri” bile, bütün açmazlarıyla içtihatlarda dahi belirginlik kazanılmamışken (ki, İstanbul Barosu, en yetkin kişi  Prof. Dr. Baki KURU’nun nezaretinde ciltler dolduracak çalışmalar yapmaktadır), Montrö Sözleşmesi konusunda “Biliyorum” diyen uzmanların büyük çoğunluğu, hakimler, savcılar gibi hukuk eğitimi almış kişiler dahi “içerikleri dolu” yorum yapamamaktadırlar.

Bunun nedeni çok açıktır ve Prof. Dr. Seha Meray’dan bu yana uluslararası sözleşmeleri çok yönlü, özellikle dünya siyasi tarihine vakıf, hukuk felsefesi irdelemelerine yetkin, temayüz etmiş, herkesin fevkinde genel kültürü olan, altyapı oluşturacak düzeyde her bilim dalında birikimli yetişmiş bilim adamı olmamasından kaynaklanmaktadır.

Ne yazık ki, tartışmalarda, resmen “beka sorunumuz” olan, üzerinde gölge dahi düşürülmemesi gereken bir Lozan Hükmünü (ki, Montrö Boğazlar Sözleşmesi de bu nitelikte, koruma altına alınmıştır) ortadan kaldırtmaya tevessül edecek kadar bilgisiz; bilinçsiz ağızlara müstahak kalınmaktadır.

“Lozan Hükmü” dedim, işin özü bu işte: Lozan görüşmelerinde iki husus, anlaşmanın en önemli noktasını oluşturuyordu. Birincisi Boğazlar, ki Misak-i Milli sınırları içerisinde olduğu için en hayati konuydu; diğeri de malûm Musul sorunu..

Lozan Antlaşması, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşuna, tüm dünyanın da kabul ettiği Türk Devletlerinin son halkasının vazgeçilmezliğine boyun eğip, “Hasta Adamın” ölmediğinin, ölmeyeceğinin kabulü anlamınadır.

İşte özellikle İngiliz Lordları, “bir yenilgi daha almadan”, kendi kamu oylarına “Kazanım” diye aktardıkları “Boğazların Hakimiyetini Türkiye Cumhuriyeti’ne vermeme” ile “boyun eğdikleri antlaşmanın sekteye uğramasına” sığınıyorlardı.

Boğazlar, her ne kadar bizim kabul ettirdiğimiz Misak-i Milli Hudutları içerisindeyse de; “askerden arındırılmış, açık deniz kurallarının işleyeceği, müdahale edilemeyecek yerler” olarak tescil ettirilmiş olmakla, bunu bir başka Çanakkale mağduriyetine uğramayacaklarının teminatı saymışlar, geleceği teminat altına almış olacaklarını düşlemekle yetinmişlerdi.

İşte, Montrö Zaferimiz burada başlamaktadır:

Günümüzde “Konuyu biliyorum” diye, kalem oynatanların çoğu, roman okur gibi antlaşmalara göz gezdirenlerdir ki, antlaşma metinlerinin lâfzı (kelime anlamı) ile yetinmektedirler. Aslında; Yasaların ruhu asıldır. Bu hukuk öğrenimi görmeye başlayanlara öğretilmeye çalışılan ilk düsturdur. Ancak, bunu dikkate alan ne yazık ki, çok azdır. Bu yaklaşım uluslararası anlaşmalarda ters işler. İç hukuk da, önce lâfzı; sonra ruhu asılken; uluslararası anlaşmalarda hükümler öncelikle ruhuyla irdelenir.

Devletimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk ve “Lozan Kahramanı”, İsmet İNÖNÜ’nün dehalarıyla yakın geleceğin konjonktürü hesap edilip; Karadeniz’de sahili olan devletlerin de çekincelerini kendine kalkan edinip; boğazların hakimiyetine işbu Montrö Boğazlar Sözleşmesi’yle Lozan Antlaşmasının, “atiye terk edilmiş eksik maddesini perçinleyerek” tarihe kazımışlardır.

İlk aşamada Ruslar, yakın tehlikeyi savmak için bu antlaşmaya sarılmışlarsa da, sonraki yıllarda gündeme taşıdıkları “Boğazlardaki Sovyet emelleri” diplomatik başarılarımızla püskürtülmüştür.   

Bugün Ruslar, Kanal İstanbul tartışmalarını “kötü adam olmamak için” sessizce izlemektedir. Yarın projenin uygulama faslı gelirse, ne yapacaklarını göreceğiz.

 

Bu yazımın amacının “Montrö Boğazlar Antlaşması’nın kutsiyeti üzerine düşünce yoğunlaştırmak olması” sebebiyle Kanal İstanbul’a mümkün olduğunca değinmemeğe özen göstermeye çalıştım. 

Sadece şu kadarını belirtmeliyim; Batı’nın yekvücut, “Misak-i Milli sınırlarını kanala getirip dayatma” özlemleri içerisinde oldukları unutulmamalıdır.

İsmet Paşa’nın son günlerinde, söylediklerinden biri de; unutulmaması gereken şu sözleri olmuştu: “…Belki her şeyi gördüm, bildim, diyebilirim; ancak, bir tek şeyi bilemeden gözüm kapalı gideceğim: Churchill, Roosevelt ve Stalin Yalta’da ne kararlaştırdılar ?”

O bilemeden gitti ama; biz emanetçiler olarak teyakkuzda olmak zorundayız…

İngilizlerin “emellerini Amerikalılara devrettiği anlamına gelen” günümüzün “kanal yapma” dayatmaları karşısında başta deprem gerçeği önemini korumakla beraber, “saf dışı bırakılabileceği sanılan” Montrö Boğazlar Antlaşmasını delme, deldirtme özlemi duyulması, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kalbine, iki su yoluyla hançerin saplanmasını istemek” anlamına gelmektedir.

İmzalarının giderek artacağına inanarak, dünyada Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil etme yetkisini üstlenmiş, yurtsever ve aydın, dahası henüz yok edilemeyen gurur kaynağımız Dışişlerimizin emekli Misyon Şeflerimizin 126 imzalı kamuoyu duyurusuna, kulak vermeliyiz.

“Montrö üzerine” ne üniversiteler konuşuyordu, ne meslek kuruluşları, ne sivil toplum örgütleri, ne de “kendilerini Atatürk’ün emanetçisi sayan ve haykırması gereken” coşkulu kalabalıklar; ne mutlu ki, 126 imza ile onlar konuştu.

Anlaşılan o ki, “onları izleyecek” olan bizler bu devleti emekli öncülerimizle beraber koruyabiliriz!..

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Türkiye İsrafı Önleme Vakfı’nın (TİSVA) binlerce mikrogirişimci kadınları arasından seçilen 7 kadının başarı hikâyesini anlatan 7 KİBELE adlı belgesel, dün akşa...

15 Temmuz kahramanlarından Komiser Yardımcısı Turgay A., internet üzerinden yasadışı bahis oynatmakla suçlanıyor.

A Spor'da yayınlanan 8 Dakika programında tartışma yaşandı. Programın sunucusu Setenay Cankat ile Göktuğhan Argın arasındaki tartışma sonrası Argın stüdyoyu terk etti.

Rusya'dan son dakika kritik bir İdlib açıklaması geldi. Açıklama, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Meclis grup toplantısında konuşmasının ardından jet hızıyla geldi.

Ankara'da Matematik öğretmeni olduğu iddia edilen İnan Avşar'ın, eğitim sistemini eleştirerek, bu sistem içinde olmamaya karar verip intihar ettiği iddia edildi.

Yazdığı kitabın tılsımlı olduğunu söyleyen Tuğçe Işınsu isimli kadın, sosyal medyanın gündeminde. Işınsu'nun çektiği video birçok paylaşım alıyor.

Tokat'ta Kayacık Köyü Şehit Haluk Yılmaz İlkokulu'nda okula başlayan Fındık Köpek, mavi önlüklü fotoğraflarıyla sosyal medyada gündem oldu.

Yazarlar
Website Security Test