Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Melisa’ya (1)

11.9.2020
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Ödemiş'te intihar eden Melisa’nın ardından 14 yaşındaki kızımın çizdiği resim

Ah güzel müntehir çocuk.

Kime yakışmış ki şimdi seni güzellesin intihâr. Beş Eylül gecesi, kıyıp canına, çektin gittin. Katlanılmaz bulduğun acılara son vererek. Şimdi şu satırları yazarken senin en sevdiğin şarkılardan birini dinliyorum: House of Cards (2) İskâmbil kartlarından ev. Anlıyorum ki sana kendini iyi hissettirecek bir ev hayâl ediyordun bu şarkıyla. O evi bulacak fırsatın olmadı. Üzgünüm güzel kızım. Artık öyle bir evin olmayacak. Yaşım senden epeyce büyük. Matematik problemine çevirelim mi? Şu andaki–ve artık hep kalacağın-yaşının üç katından sekiz fazla. Baban, ders çalışmadığın için yükleniyormuş ya sana. Hadi çözüp de bırakalım masaya. Bu kez mutlu olsun o da. Hani, fotoğrafını çektiğin ve kendini asmak için bırakılmış halatın hemen yanına.

Sevgili Melisa, yaşım seni ürkütmesin. Yoongi’nin (3) Army’si (4) olmasam da K-Pop’u severim. Hatta kızımla beraber dans etmişliğim bile oldu. Seninkilerin müziği sahiden güzel bu arada. Haberin yoktur sanırım. Dünyanın dört bir yanından binlerce Army sayfanda şu anda. Senin gidişin için göz yaşı döküyor. Sesini duyuramadın ya hayatta iken. İşte öldün ve demişsin ya “Benim gibi birini asla tanımak istemezdin Yoon!” diye. Şimdi seni herkes tanıdı işte. Ah ki ah! Bu tanımak, Azrail ile tanışmak ise ölüm diz çöküp özür dilesin önünde. Ve ölüme en uzak, en genç ve en çocuk yaşında; randevuya yetişmek telaşında neyeydi? Kızlarımız bizi gömmeli Melisa! Biz, kızlarımızı değil! Nasıl erken bir vedadır seninki.

Oysa “Tetiği çektim!” demeden önce çığlıklarını bırakmışsın o sayfanın üzerine.(5)Kendini anlatmaya, anlatırken anlamaya, anlarken suçlamaya, suçlarken çare aramaya çalışarak! Ve en büyük suçu kendine yıkarak.  Senin yaptığın “şey” üzerine çok okudum Melisa. Üzerine yazılar yazdım hatta. (6) Ve yaptığın şey’e dair en korkunç olanın kendini suçlamak olduğunu anladım. Sadece çaresizlik değil bu. Varlığının ayrıca kendi üzerine yıkılmasının acısı. İşte bunu hissetmek canımı acıtıyor güzel kızım. Bu, dehşet bir şey çünkü. Seziyorum.

Ah Melisa senin suçun yok. Duy beni lütfen.  Sen “şımarık bir kız” değilsin dediğin gibi. “Kötü bir çocuk” da. İnan sıradan olmak suç değil şu dünyada.  Kimse bize sormadı yaşamak istiyor musun diye. Geldik ve yaşamanın hakkını verip –artık o hak ne ise- çekip gideceğiz vakti geldiğinde. Lakin senin yaşında değil. Hakkını vermek derken elimizden ne gelirse o. Ne eksik ne fazla.

İnsan, en kolay, en yakınında kim varsa onu acıtıyor. İnsan; canı çok acıyorsa en yakınındakinin canını acıtarak kendini sağaltacağını sanıyor. Ah Melisa, biz ebeveynler acılarımızı çocuklarımız üzerinden iyileştirmeye çalışıyoruz.  Çocuklarımızı oyuncak ediyoruz acılarımıza. Başarısız mı olduk hayatta? Sizin üzerinden tekrar başarılı olmaya çalışırken hayallerinizi paramparça ediyoruz. Şu hayatta yapamadığımız ne kadar şey varsa, sizin üzerinizden bir kez daha şansımızı deniyoruz. Oysa siz, başka bir varlıksınız. Biz değil! Anlamıyoruz. Anlamadılar seni Melisa. Senin bağımsız özgür bir insan olarak zamanla kendini bulacağını anlamadı baban. Anlamadıkça sana yüklendi. Yüklendikçe sen şaşırdın. Şaşırdıkça sen, daha da öfkelendi. Ve sen ölümden daha çok babandan korkmaya başladığını yazdın. Bir baba için ne acı! İnanıyorum ki tarifsiz kederler içinde şu anda, daha önce tarifsiz öfkeler içinde olan adam.

Biz ebeveynler, Melisa, başka ebeveynler tarafından yetiştirildik. Kim bilir hangi hoyrat duygunun baskısı altında yaralandık, kırıldık; sonra büyüdük ve anne baba olduk. Ve o hoyrat duygunun acısını belki farkına varmadan belki kendimize duyduğumuz nefreti bastıramamaktan size yansıttık. Sen babanın hoyratlığıyla kıvrandın, kimileri ise -şaşıracaksın ama-annesinin abartılı sevgisiyle hayattan kopup gitti.  O çocuklar ki tıpkı senin gibi vicdan azabı çektiler onları bu kadar seven ebeveynlerinden nefret ettikleri için. Çünkü o ebeveynler çocuklarının içindeki hayat ağacını kökten kesip attılar. Çocuklarını, hayat karşısında zayıf ve korunmasız bıraktılar; sırf egolarını tatmin etmek için. Sorsalar, çocukları için iyilik istedi hepsi. Tıpkı senin babanın diyeceği gibi.

Biz ebeveynler, güzel kızım, çocuklarımızda kendimiz için bir hayat daha yaşamak isteriz. Ve sizden hayatlarınızı çalarız. Senden bir hayat çalındı o gece.  Senin ellerinle üstelik. O yüzden Melisa, seni hayattan koparan mermi,  biz anne babaların yüreğine saplandı. Hayır, nasıl ki her insan biricik ise senin gibi, her ebeveyn de bir değil. Kimi umursamaz, kimi despot, kimi melankolik kimi hissiz. Ama senin acında biz kendi hatalarımızı gördük bir kez daha. Çocuklarımıza nasıl davrandığımızı sorguladık. Ve sen daha çocuktun Melisa. Sanki bir suça ortak gibi hissettik. Tıpkı arkadaşlarının “keşke yapma Melisa deseydik!” sözleriyle, hayatta tutamadıkları için seni acı duymaları gibi.

Sevgili Melisa, artık yoksun. Ve hep on beş yaşında bir genç kız ve çocuksun.

Camus’yü ihtimal duymadın. Der ki “İntihâr, insanın yüreğinde bir sanat eseri gibi işlenir.”Uzun süredir aklındaydı sıkıntılarından son çıkış yolu. Lâkin sanat eseri gibi işleyecek kadar büyümedin ki sen. Yüreğimizi ayrıca kanatan da bu.

Güzel kızım. Mezarını gördüm biraz önce bir haber sitesinde. Kendin gibi genç. Kendin gibi çocuk. Huzur seninle olsun. Toprak, seni kucaklasın.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Yazarlar
Website Security Test