Yerel seçimler ve Türk dış politikası

31 Mart 2024 Mahalli Seçimleri ülke gündeminin başında geliyor. “AKP’nin kaleleri” olarak bilinen 11 ili (Afyonkarahisar, Adıyaman, Bursa, Balıkesir, Denizli, Giresun, Uşak, Kırıkkale, Kilis, Kütahya Zonguldak) ve diğer bazı Belediyeleri kaybeden AKP, hezimetinin nedenlerini düşünürken, bu kayıplar hakkındaki en iyi değerlendirmeyi Sayın Cumhurbaşkanı ve AKP Başkanı Erdoğan yaptı. 3 Nisan 2024’de, Partisinin Merkez Yürütme Kurulunda (MYK) yaptığı konuşmada, Erdoğan, “Sadece oy kaybı değil kan ve ruh kaybı da var” diyerek durumu özetlemiş oldu.

Yerel Seçimler yurtdışında da ilgi ile takip edildi. Büyük bir NATO ülkesi olan Türkiye, İslami eğitim ve tarikatların ağırlıklarının giderek arttığı, “baron” denilen uluslararası kaçakçılık eylemleri ile tanınan mafya liderlerinin konuşlandığı bir ülke olarak yakından izlenmekte.

Dış ve iç politikalar ile dünyadaki gelişmeler artık birbirleriyle iç içe. Çin (ÇHC) ile yakın ilişki geliştirmek istenirken Uygur Türklerine yapılan işkenceleri görmemezliğe gelmek, hatta basında da yer alan ÇHC’nin Türkiye’deki Uygur Türklerini takibe alışlarına göz yummak gibi politikalar Batı ülkeleri tarafından yakın takipte.

 Türkiye, son 10 yıl içinde Batı ve ABD ile yaşadığı kötü gidişattan dolayı yüzünü Doğuya çevirmişken ekonomik kriz nedeniyle yine Batıcı bir tutum izleyerek güven tazeleme yolunu seçmiştir.

31 Mart Yerel Seçimleri, 2028’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimlerini belirlemesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Zira ağır ekonomik krize rağmen Erdoğan ve AKP’yi destekleyen % 35,5’luk (bütün gazeteler) bir seçmen kitlesi bulunmaktadır.

Sayın Erdoğan’ın yaptığı konuşmalardan, Partisinde ve artık Bakan yerine Sekreter diyebileceğimiz atanmışların bazılarının tasfiye edilmesi, yakın çevresini değiştirmesi gibi önlemler şimdiden görüşülmeye başlandı diye söylentiler var. Zaten bunun ilk sinyalini de “oy kaybı yanında ruh ve kan kaybı olduğunu” belirterek kendisi verdi

CHP’nin 2028’e kadar olan dönemi çok iyi değerlendirmesi ve bu son seçimde yaptığı gibi seçmenle yüz yüze teması ve izlediği şeffaflığı sürdürmesi gerekir. CHP’nin bu büyük başarısının arkasında: Yurttaş odaklı kampanyalar (askıda fatura, eğitime katkı, et parası, emeklilere yardım parası, anne kart, öğrenci kart vb), Belediye harcamalarında şeffaflık, yüz yüze temas gibi unsurlar yer almakta.

Seçimlerden sonra ekonominin daha da kötüye gitmesi bekleniyor. Sihirli bir değnekle ekonominin hemen iyileşmeyeceği bu koşullarda gayet açık: Hazine’de altın karşılığı para bulunmaması, cari borçların artması, kamu harcamalarındaki artışlar (Başta Diyanet İşleri Başkanlığının bütçesi en iyi örnek ) yüksek ÖTV miktarları ve nihayet tüm bütçeleri etkileyen yüksek oranlı enflasyon, yabancı yatırımın tüm uğraşlara rağmen gelmemesi krizin belli başlı nedenleri arasında sayılır. Üstelik emeklilerin sıkıntıları giderek daha da artacak.

Yabancı yatırımın gelmemesinin en önemli nedenlerinin başında yargının bağımsız olmaması, hukukun üstünlüğü ve istikrarlı bir demokratik rejimin bulunmaması, AİHM kararlarının uygulanmaması gibi nedenler gelmektedir.

Dış politikada da artık bu unsurlar çoktan dikkate alınmaya başlandı. Türkiye’de yatırım yapmak isteyen çoğu Rus zengininin artık Dubai’yi tercih ettiği edindiğim izlenimler arasında. Çok güvenilen Arap sermayesi ise endişeli.

Ekonomik durum uzmanlarınca elbette daha iyi değerlendirilecektir. CHP iç politikaya olduğu kadar dış politika programına da önem vermelidir. Dış politikanın bilinçsizce Batıdan Doğuya savrulmadan istikrarlı bir şekilde saptanması gerekmekte ve Orta Doğuda tarafsız bir tutum izlenmelidir. AB için reformlara ve politikalara doğru ciddi bir rota belirlenmelidir. CHP ve muhalefet artık iktidara gelecek gibi hazırlanmalıdır, alışılageldiği gibi muhalefette kalmak için değil.

Evet, seçim sonuçları demokrasi için umut verici, özellikle de Van’da yapılan vahim hatadan son anda dönülmesi artık yeni bir döneme geçildiğinin işaretleri denebilir. Sorunlar yine de bir sonraki seçimlere bırakılmayacak kadar önemli.