Enflasyon faiz düşerken de faiz yükselirken de yükseliyor

Türkiye yüksek enflasyon girdabından kurtulamıyor. “Faiz sebep enflasyon sonuçtur” politikasının uygulanmasıyla Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) Politika faizini yüzde 8,5’e kadar düşürdüğü dönemde yükselen enflasyon, faiz artışına rağmen düşmüyor.

Mayıs seçimlerinden bu yana politika faizi yüzde 8,5’ten yüzde 45’e çıkarıldı. Seçimin üzerinden geçen 8 aylık dönemde (Haziran- Ocak) enflasyon yüzde 48,19 oldu. Bir yıldır, hükümetin, ekonomi yönetiminin ve Merkez Bankası’nın en önemli işi enflasyonu düşürmekti. Ocak 2023 enflasyonu yüzde 6,65, Ocak 2024’ün enflasyonu da yüzde 6,70. Peki, iktidar uyguladığı yüksek faiz politikasından neden sonuç alamıyor? Enflasyon daha ne kadar yükselebilir?

En son Ekim 2019’da yıllık yüzde 8.55’le tek hane olan tüketici fiyatları, yanlış para politikaları nedeniyle sonraki aylarda sürekli yükseldi. Enflasyon, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) tartışmalı verilerine göre Ekim 2022’de yüzde 85,51 ile son 24 yılın zirvesini gördü. Sonraki aylarda baz etkiyle yıllık enflasyon düşse de hayat pahalılığı halkın gündeminden hiç düşmedi. TÜİK’in son olarak açıkladığı Ocak 2024 verisine göre tüketici fiyatları aylık bazda yüzde 6,70, yıllık bazda ise yüzde 64,86 oldu. Akademisyenlerden oluşan Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise Ocak ayı için TÜFE’yi aylık yüzde 9,38, yıllık ise yüzde 129,11 olarak açıkladı.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Mayıs 2023’te yapılan seçimlerden sonra politika değişikliğine giderek “Faiz sebep enflasyon sonuçtur” politikasını terk etti. Ekonomi yönetiminin değişmesiyle birlikte TCMB, politika faizini yüzde 8,5’ten yüzde 15’e yükseltti. TCMB faizi artırdığı bu ilk PPK metninde, “Enflasyon görünümünde belirgin iyileşme sağlanana kadar parasal sıkılaştırma gerektiği zamanda ve gerektiği ölçüde kademeli olarak güçlendirilecektir” denilerek faiz artışının süreceği sinyalini verdi ve öyle de yaptı. Politika faizini Ocak 2024 toplantısı faizini yüzde 45’e çıkardı. Faizler yükselmesine rağmen Merkez Bankası, yıl sonu enflasyon hedefini her anket döneminde artırdı.

Peki, iktidar faiz politikasından neden sonuç alamıyor? Enflasyon niye düşmüyor ve daha ne kadar yükselebilir? Ekonomistlere göre, faiz politikasının enflasyonu düşürmekte başarısız olmasının ilk nedenlerinden biri istikrarsızlık ve güven. Faiz artışlarının yapısal reformlarla desteklenmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Her an politika değişikliğinin olabileceği endişesinin giderilemediğini belirtiyor. Ve öyle de oldu, Merkez Bankası Başkanı ani bir kararla görevden alındı.

Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, BBC Türkçe için kaleme aldığı yazıda, Merkez Bankası ve üst düzey ekonomi yönetiminin “faiz artışı” ifadesini kullanma konusunda bile çekingen bir tavır göstermesi ve bunun yerine “parasal sıkılaştırma” gibi daha muğlak ifadelerin tercih edilmesi Merkez Bankası bağımsızlığının ciddi olarak sorgulandığı bir ortamda kafalardaki soru işaretlerinin devam etmesine katkı verdiğini belirtti. Demiralp, “Ekonomi politikalarında yakın geçmişimizin bol U-dönüşlerine şahit olduğunu biliyoruz. Kasım 2020’de düşük faiz politikalarını tercih eden Murat Uysal’ın görevden alınıp yerine gelen Naci Ağbal’ın gelmesi, Ağbal’ın uyguladığı faiz artışları sonrası beş ayın sonunda Şahap Kavcıoğlu’na görevi devretmesi, düşük faiz politikaları ile yola devam eden Kavcıoğlu’nun ise yaklaşık iki yılın sonunda bir kez daha faiz artışı tercihi ile görevi Hafize Gaye Erkan’a devrettiğini biliyoruz. Bu şartlar altında merkez bankasının mevcut şahin duruşunun ne kadar uzun soluklu olacağı endişesi ister istemez devam ettiği için enflasyonla mücadele konusundaki beklentiler de mevcut sıkı duruşun ima ettiği iyileşmeyi göstermiyor” dedi.

Ocakta bir yıl öncesinin enflasyonu

Bir yıldır, hükümetin, ekonomi yönetiminin ve Merkez Bankası’nın en önemli işi enflasyonu düşürmek olduğunu, yetkili tüm isimler her fırsatta dile getirmesine rağmen istenilen sonuç alınamadığını resmi veriler ortaya koyuyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Ocak 2023 enflasyonu aylık basta yüzde 6,65 olarak açıklamıştı. Bir yıl sonrasının Ocak enflasyonu ise “mücadeleye” rağmen daha yüksek çıktı. TÜİK, 2024’ün enflasyonu yüzde 6,70 olarak açıkladı.

TÜİK, tüketici fiyat endeksini (TÜFE), Ocak ayında yıllık bazda yüzde 64,86 olarak gerçekleştiğini duyurdu. Kurumun tüketici fiyatlarındaki aylık artış ise yüzde 6,70 olarak kayıtlara geçti.

Enflasyon Çalışma Grubu (ENAG) tarafından yapılan hesaplamalara göre ise enflasyon, TÜİK’in açıkladığı rakamların yaklaşık iki katı. ENAG’ın X hesabından yapılan paylaşımda, TÜFE’nin yıllık bazda yüzde 129,11, aylık bazda ise yüzde 9,38 arttığı aktarıldı.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, açıklanan verilere dair yayınladığı mesajında, “Şubat’tan itibaren aylık enflasyonun kayda değer şekilde düşerek tahmin patikamızla uyumlu seyredeceğini öngörüyoruz. Yıllık enflasyonda ise yılın ikinci yarısında belirgin bir gerileme göreceğiz” ifadelerini kullandı.

***************

“TEK BAŞINA FAİZ ARTIŞI YETERLİ DEĞİL, DOLAR TALEBİ KIRILMALI”

Ekonomist İris Cibre, enflasyonun düşmesi için tek başına faizi artırmanın yeterli olmadığını belirtti. Cibre, “Piyasanın önüne geçmek gerekiyor. İnsanların dolarını bozmasını sağlayacak ve yeni dolar talebi yaratmayacak bir ortam yaratmak gerekiyor. Şu anda o ortam hala oluşmadı. Dolayısıyla Merkez Bankasının öncelikle, dolar talebini kıracak algıyı yönetmesi gerekiyor. Bunun için de mevduatın reel faiz verebiliyor olması lazım” dedi.

Faizin 8 buçuğa düşürüldüğü dönemden bu yana enflasyon beklentilerinde ciddi bozulmalar oluştuğunu belirten Cibre, şu ifadeleri kullandı:

“Bu doğrultuda da enflasyonu kendi kendine körükleyen bir sistem meydana geldi. Kur-enflasyon döngüsü, ardından para politikasında tam bir ‘U’ dönüşü, Ortodoks politikalara dönüş gördük.  Faiz artırım süreci ile başlayan bir süreçti bu. Fakat tek başına faiz artırmak yeterli değil. Çünkü yeni yönetimden önceki dönemde çok fazla tedbir alınmıştı, hazine harcamaları çok yüksekti, bunun yanında global riskler söz konusuydu (savaş, tedarik zincirleri, Avrupa’daki ekonomik yavaşlama vb.) ardından makro politikadan Ortodoks politikaya geçilmesi ile birlikte faiz artırıldı ama bunun dışında çok da fazla yeni bir bileşken getirilmedi.

“Faiz artırmakla kurun etkilerini yok edemezsiniz”

İlk etapta zarar veren şuydu: Kur politikamız şu anda yönetilen kur politikası. Yönetilen kur politikasında Merkez Bankası sürekli takip etme durumunda çünkü likidite sağlayıcı konumuna düşmüş durumdaydı. Yeni ekonomi yönetimi geldiğinde bu müdahale sürecini birkaç gün durdurdular. Çünkü kendilerinin gelmesi ile birlikte direkt insanların dolar talebinde bulunmayacağını ve herkesin algısının bir anda iyileşeceğini zannettiler. Bu zan dolayısıyla kurda çok ciddi, (yüzde 30’luk) yukarı hareket gördük. O hareket başlangıcın kötü olmasına neden oldu. Dolayısıyla faiz artırmak ile birlikte o kurun etkilerini de yok edemezsiniz, o devam edecek. Keza etti de. Bunun yanında sadece faiz artırımı ile yetinip mali politikalarla desteklenmemesi, hala cari transferlerin çok yüksek olması harcamaların devam ediyor olması, kurun belli oranlarda bir dönem swap oranı kadar günlük olarak yukarı yönlü salınması dolayısıyla insanların yukarı devam edecek kur beklentisi de devam etti.

“Aylık yüzde 2 enflasyon gerekiyor”

Sene sonu enflasyon beklentileri de özellikle vergilerin ocak itibari ile yüksek oranda artırılması, ardından yüksek maaş zamları gibi nedenlerle enflasyon beklentisini de bozdu. Dolayısıyla Merkez Bankasının sene sonu enflasyon beklentisi 36 fakat sene sonu beklentisine ulaşmak için aylık yüzde 2 civarında bir enflasyon gelmesi gerekiyor. Fakat bunun şu anda mümkün olmadığını görüyoruz. İthalatın yavaşlaması ile birlikte altın ithalatı hala kuvvetli bir şekilde devam ediyor. Dolayısıyla insanların hala altın talebi olduğunu görüyoruz.

“MB, dolar talebini kıracak algıyı yönetmeli”

Enflasyondan korunmak için hala mevduata yönelmiş değiller. Mevduat faizleri reel anlamda piyasa beklentisi açısından negatif durumda. Dolayısıyla faiz artırmak başlı başına yeterli değil. Piyasanın önüne de geçmeniz gerekiyor. İnsanların dolarını bozmasını sağlayacak ve yeni dolar talebi yaratmayacak bir ortam yaratmanız gerekiyor. Şu anda o ortam hala oluşmuş değil. Dolayısıyla Merkez Bankasının öncelikle, dolar talebini kıracak algıyı yönetmesi gerekiyor. Bunun için de mevduatın reel faiz verebiliyor olması lazım. Beklentilerin çok kolay yönetilememesinin nedenleri arasında görevden almalar da var. Sürekli bir algı beklenti var ki, Seçimden sonra Mehmet Şimşek’i görevden alacak ve tekrar eski politikalara geri dönülecek korkusu var. Bu korku olduğu sürece de yönetmek çok zor. Yurtdışından para girişi de gerçekleşmiyor. Çok kısa bir miktar giriş sağlandı ama o paranın bir kısmı geri çıktı. Yeni giriş tatmin edici miktarlarda değil. Bunun birçok sebebi var. Reel faiz kıstası söz konusu.

“Yönetim faizi düşürmemeli”

Enflasyon beklentilerinin bozukluğu ve en önemli diğer nedeni de politikada yeniden bir geri dönüş korkusu. Enflasyonun da yapışkan hale gelmiş olması ile beklentiler de yönetilemiyor. Bunun yanında global riskler tek başına faiz artışının yeterli olmadığını zaten açıkça gösteriyor. Yönetim, ‘Faiz artırdılar. Enflasyon düşmüyor’ derse, ‘Demek ki düşürmeliyiz’ diye bir noktaya evrilmemeli. Bu çok tehlikeli. Çünkü faiz artışı ve reel artık faiz verilmesi gerekiyor. Bu kıstaslardan biri. Fakat diğer kıstaslar gerçekleştirilemiyor. Likidite sorunu var piyasada.”