Seçim başarısızlığı Özel’in başkanlığını sorgular

Gazeteci Yazar Murat Kışlalı, GÖZLEM’in ülke gündeminin başında gelen olay ve gelişmelerle ilgili sorularını cevapladı. Kışlalı, siyasi partilerin belediye başkan adayları, Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay arasındaki krizi, AYM’nin internet sansürüyle ilgili kararı, Merkez Bankası’nın 2024 enflasyon tahmini, emekli dul ve yetim aylıklarına yapılacak zam, “Türkiye Yüzyılı” marşı ve Cumartesi anneleri konularında açıklamalarda bulundu. İşte görüşleri…

*****

GÖZLEM – Yerel aday açıklamalarını AKP “tartışma ve kriz çıkmadan” yapar ve “seçim çalışmalarını” başlatırken, CHP’de, “İstanbul ilçeleri – Eskişehir ve İzmir Büyükşehir ve de son dakikada Ankara için medyaya düşen  ‘Mansur Yavaş / Erdal Beşikçioğlu’ iddiası gibi ‘kriz’ denilebilecek” gelişmeler yaşanıyor. İYİ Parti’de istifalar devam ediyor, 6’lı masanın öteki partileri “ne yapacaklarına” hâlâ karar veremiyor, görüşmeler sürdürüyor; görüşünüz?

K – AKP’de “tartışma ve kriz” çıkmaz çünkü orada tek adam karar veriyor ve bir biat kültürü var. Demokrasi olan her ortamda tartışma çıkabilir, çıkmalıdır da. Kriz konusu ayrı. CHP’de Eskişehir’de Yılmaz Büyükerşeni’in aday gösterilmemesi sadece şu an için değil, ileride daha da büyük bir krize yol açabilecek bir karar. Özgür Özel, Sözcü’den İsmail Saymaz’a Büyükerşen’in aday gösterilmemesini “Anket yaptım. Ayrıca ankette hocadan memnuniyet çok yüksek çıktı ama değişim nesli ile de ilgili yeni bir başkan adayı ile ilgili yoğun talep çıktı” diyerek açıkladı. Büyükerşen de adaylığıyla ilgili “Müracaat etmedim. İl Başkanı son gün genel başkana ‘Müracaat olmadı’ demiş. O da ‘Müracaat yapsınlar’ demiş. Talimatı kabul ettik.Sonradan benim ayrılmamı, kendiliğimden bırakmamı istediler. Prestij meselesi yaptım kırıldım. Kırılmam da 25 senedir yaptığım icraatla yurtdışında ve yurtiçinde herkes tanırken, partim beni tanımamış. Anketlerde yüzde 80 çıkmışım. Bir anket daha yapmışlar ‘Eskişehir’de değişim olmalı mıdır?’ diye. O da yüzde seksen çıkmış. Böyle gerekçeler tebessüm ettiriyor” diye konuştu. Burada birden fazla sorun var. Bir defa başarılı olduğu kabul edilen bir belediye başkanı için niye anket yaptırıyorsunuz? Değiştirecekseniz niye müracaat ettiriyorsunuz? Sonuçta bir ilde başarılı görülen belediye başkanı varsa onunla devam edileceğini Özgür Özel kendisi açıklamıştı. Kasım sonunda CHP’li il başkanları ile Parti Merkezi’nde yaptığı toplantıda aday kriterinin sadece “başarı ve liyakât” olduğunu söyleyen Özel “Başarılı olan bütün belediye başkanları devam edecek. Oyunu artıran belediye başkanları devam edecek. Oyunda düşme olanları değiştireceğiz” demişti. Büyükerşen 5 dönemdir oy oranlarını arttırıyor. Büyükerşen yaşı ve “yetkinliği” ileri sürülerek yeniden aday gösterilmiyorsa, yerine genel sekreterini kendisinin önerdiği, böyle “ikna edildiği” ileri sürülüyor. Kaybedeceğini düşündüğünüz birisinden mi yerine gelecek başkan için öneri alıyorsunuz? Yoksa önceden bir kurgu mu vardı? Üstelik son dönemki söyleşilerinin hepsinde Büyükerşen bir kez daha belediye başkanı olmak istediğini açıklıyordu. Kendi iradesine karşın böyle bir karar alınması durumunda şimdi eğer Eskişehir kaybedilirse bunun sorumlusu Özgür Özel olacak. Eğer Büyükerşen yine aday gösterilseydi ve kaybetseydi bile Özgür Özel sorumlu tutulamazdı. Ancak şimdi tutulacak. Eskişehir gibi Anadolu’nun merkezinde, son genel seçimlerde CHP’nin 216 bin 397 oyuna karşı AKP’nin 210 bin 650, MHP’nin 46 bin 453 oy aldığı bir ilde “isim”den ayrı baktığınızda maalesef bir kadın adayın veya bu tabloda bir CHP’linin bile başkan olabilmesi çok zor. Onun yerine Büyükerşen ile seçime girilip mevcut durumda başa baş olan Belediye Meclisi’nde iktidara karşı memnuniyetsizlik sonucu avantaj sağlansaydı, Büyükerşen’in sağlık veya başka durumla çekilmesi halinde Eskişehir yine CHP’de kalabilirdi. Büyükerşen şimdi Eskişehir’de bağımsız girse veya son genel seçimde burada 87 bin762 oy alan İyi Parti ile anlaşsa ne olacak? Muhtemelen kazanacak. Kazanmazsa da hatta bu yüzden AKP’nin adayı kazansa bile suçlanan yine Özgür Özel olacak. Özgür bey bunu nasıl göremedi anlayamıyorum. Zaten bugünkü durumda Şeyh Sait açıklamaları gibi bazı yol kazaları nedeniyle daha hâlâ CHP Genel Başkanlığı’nda tam meşruiyetini oluşturamamış, kaygan zeminde ilerliyor. Büyükerşen’in aday gösterilmemesi sadece Eskişehir özelinde değil, Özgür Özel’in genelde de liderliğinin sorgulanmasına neden olacak.

 

GÖZLEM – Diğer il ve ilçelerdeki durum ile ilgili düşünceniz? Hatay, İzmir, Ankara’da Çankaya, Etimesgut?

K – Hatay kararı da aynı. Lütfü Savaş ile ilgili özellikle Hatay’daki imarlaşmalara dönük büyük sorumluluğu olduğu ve genel olarak belediye başkanlığının tasvip edilmediği gibi konular ortadayken, hatta Özgür Özel’in Candaş Tolga Işık’a Hatay’da belediye başkanının sorumluluğuyla ilgili “Bir şehirde yıkım yaşanıyorsa o şehirde herkesin bir sorumluluğu vardır… burada bir kusur biçilecekse yerel yönetimlerin hiç kusuru yoktur demek mümkün değil” demişken, yapılan dört anketten de önde çıktığı gerekçesiyle yeniden adaylaştırıldı. Deprem sonrası 14 Mayıs seçiminde Hatay’da AKP 303 bin, MHP 109 bin, Cumhur İttifakı toplam 412 bin oy alırken CHP sadece 254 bin oy aldı. Bu ortamda Hatay nasıl kazanılacak? Eskişehir, Hatay sorunları ortada. Bunlar potansiyel kriz. Bunlarla beraber Şeyh Sait soruşturmasına ve arkasında Kürt seçmenin desteği olmasına karşın İzmir’de de Tunç Soyer aday gösterilmeyecek mi? Alevi seçmen desteği ve Alevilerle ilgili sürdürülen oyun senaryolarına karşın Çankaya’da da Alper Taşdelen adaylaştırılmayacak mı? Bunların üzerine güney büyükşehirlerinden bir ikisi de İyi Parti ve Kürt seçmenin desteği olmadığı için kaybedilirse, yerel seçimlerden sonra Özgür Özel’in genel başkanlığı sorgulanır hale gelir. Bundan da en fazla kim faydalanır? Eğer İstanbul’u, zor ama Belediye Meclisi’nde de çoğunluğu elde ederek kazanırsa, Ekrem İmamoğlu faydalanır. İzmir için Tunç Soyer’in yerine Buğra Gökçe’nin arkasında olduğu ifade ediliyor. Benim algım Eskişehir ve Hatay kararlarında da onun etkisinin olduğu yönünde. Tüm bu kurguda İmamoğlu’nun rolü varsa, CHP’de durum göründüğünden de karışık demektir. Ankara’yı Mansur Yavaş “merkez sağ bir başkan” olarak yönetiyor. Zaten CHP’nin Büyükşehir’de etkisi fazla değil ama Büyükşehir dürüst, çalışkan bir şekilde yönetiliyor algısı oturmuş durumda. Yavaş, Etimesgut’a yine İyi Parti’den ayrılma eski İl Başkanı Mesut Özarslan’ı adaylaştırmak istiyordu. Ancak CHP yönetimi –ki artık buradan kasıt Özgür Özel ve genel merkez mi yoksa arkadan Ekrem İmamoğlu ekibi mi onu da tam söylemek mümkün değil – Ankara’da ipleri haklı olarak tamamıyla Mansur Yavaş’a bırakmak istemiyor ki Erdal Beşikçioğlu partiler üstü Ankaralı bir isim olarak aday gösterildi. Tandansı daha sol, Mamak’a çok daha iyi aday olurdu, Etimesgut daha sağ tandanslı. Dolayısıyla burada da işi kolay olmayacak ancak Mansur Bey’in Ankara’ya hakim olma isteğine bir set çekilmiş olduğu anlaşılıyor.

GÖZLEM – Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay gene karşı karşıya… Anayasa Mahkemesi, “Halkın Kurtuluş Partisi’nin (HKP) süresi içinde bazı il ve ilçe kongrelerini yapmadığı gerekçesiyle ilgili teşkilatlarının kendiliğinden sona erdiğinin sulh hukuk mahkemelerince tespitine karar verilmesinin, siyasi örgütlenme özgürlüğünün ihlali olduğuna” hükmetti. Resmi Gazete’de yayımlanan bir karara göre, “HKP’nin bazı il ve ilçe teşkilatlarının kongrelerinin süresi içinde iki defa üst üste yapılmadığı gerekçesiyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kaymakamlık ve valiliklerden, teşkilatların kendiliğinden sona erdiğinin tespitine ilişkin dava açılmasını” istemiş, kaymakamlıklar ve valilikler bu isteği yerine getirmiş ve sulh hukuk mahkemeleri ilgili il ve ilçe teşkilatlarının kendiliğinden sona erdiğinin tespitine karar vermişti. Bu kararların istinaf mahkemelerinde kesinleşmesi üzerine HKP “siyasi örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiği” gerekçesiyle AYM’ye başvurdu. Yüksek Mahkeme de, “Siyasi partilerin kapatılması davasını açma ve sicil dosyalarını tutmakla görevli olan yerin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı olduğu, kaymakamlıkların ‘siyasi partilerin il ve ilçe teşkilatlarının kendiliğinden sona erdiğinin tespiti’ yetkileri nin bulunmadığı” gerekçesiyle partinin Anayasa’nın 68. maddesinde güvence altına alınan siyasi örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiğine” karar verdi. Sizce bundan sonrası ne olabilir?

K – İktidar muhalefeti yargı aracılığıyla baskı altında tutma amacında. Ancak yasalar açık. Eğer vali ve kaymakamlıkların “’siyasi partilerin il ve ilçe teşkilatlarının kendiliğinden sona erdiğinin tespitine yönelik yetkileri” yoksa iktidarın bu durumda yetkinin olduğu ifade edilen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı aracılığıyla aynı tespitlerin yaptırılıp pek çok önemli konuda suç duyurusunda bulunarak etkin bir muhalefet yapan HKP’nin kapatılmasına dönük çabalarını artırması beklenir.

GÖZLEM – Anayasa Mahkemesi, CHP’nin 5651 sayılı Kanununa, 7253 sayılı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ile eklenen bazı düzenlemelerin iptali” istemiyle açtığı dava ve Tavşanlı Sulh Ceza Hakimliği’nin de “aynı düzenlemelerin Anayasa’ya aykırı olduğu ” gerekçesiyle yaptığı itirazı birleştirerek değerlendirdi ve “7253 sayılı Kanunun, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) Başkanı’na resen erişimin engellenmesi yetkisi veren hükümleri ile internet ortamındaki yayınlara, erişim engeli ya da içeriğin çıkarılması kararı verilmesini öngören maddelerini, ‘Ceza kanunlarında suç olarak düzenlenen eylemlerin işlendiğinin henüz kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla tespit edilmeden idari bir makamın yapacağı suç tespitine bağlı olarak nihai bir tedbir mahiyetinde olan içeriğin çıkarılması kararı verilmesi ve bu kararın icra edilmemesi durumunda idari para cezası uygulanmasının masumiyet karinesini ihlal ettiği’ ve ‘İptali istenen kurallar internet ortamında yapılan yayınların içeriğinin yayından çıkarılabilmesine ve/veya bu yayınlara erişimin engellenmesine imkan tanımak suretiyle ifade özgürlüğünü ve bu yayının internet haberciliği kapsamındaki bir yayın da olabileceği gözetildiğinde’ basın özgürlüğünü sınırladığı” gerekçesiyle iptal etti. Görüşünüz?

K – Burada da Anayasa Mahkemesi iktidarın muhalif yayınları engellemek için yargı kararına dayanmadan attığı icrai adımları yasalara uygun olmadığı için iptal ediyor. İktidarın ısrarla yargıyı dikkate almadan muhalefeti bastıracak uygulamaları yürürlüğe sokmaya çalıştığı ve bunun da en üst Mahkeme’den geri döndüğü görülüyor. Burada Anayasa Mahkemesi by-pass edilerek iktidarın Anayasa’ya, yasalara uygun olmayan uygulamaları ısrarla yürürlüğe sokma isteği olduğu görülüyor. Çok tehlikeli gelişmeler.

GÖZLEM – Merkez Bankası, “2024 Enflasyon tahmini olarak ‘orta noktası yüzde 36 olmak üzere yüzde 30 ile yüzde 42 arasında bir oranı’ telaffuz ediyor ve de “yıllık enflasyonda zirvenin yüzde 74 – 75 ile 2024’ün mayıs ayında görüleceğini” ifade ediyor. Buna karşılık memur ve memur emeklisi maaşlarında “yüzde 50 geçmiş yılın enflasyonuna göre bir zam” ile “Bağkur ve SSK emeklilerine de aynı gerekçe ile yüzde 37.5 bir zam” öngörülüyor ve bu zamlara “ilgili bakanın çalışmaları” sonucu, Cumhurbaşkanı’nın açıklayacağı bir “refah payı” eklemesinden söz ediliyor. Acaba “bu ekleme ‘refah payı’ eklemesi” mi olacak, yoksa “2024’ün ay ay yaşanacak enflasyon artışını karşılayacak bir zam” mı olacak? Ocak ayında maaşların alınacağı günlere 10 gün kaldı, hâlâ açıklanamayan bir zam var ortada ve her gün her şeye zam gelirken, onca milyon emekli, çoluk çocukları ile bekliyor; “ancak geleceği kesin olan enflasyon artışını karşılayacak” ve “tek defa yapılacak” zammın üstelik “refah payı” denilerek açıklanması geciktikçe, geciktiriliyor; ne diyorsunuz?

K – Burada Cumhurbaşkanı’nın önünde iki seçenek olduğu anlaşılıyor. Birinçisi en düşük emekli maaşını 7.500 liradan örneğin 10 bin liraya çıkarılması. Böylece kök maaşlara yapılan zamlara rağmen 10 bin liraya ulaşmayan emekli maaşları bu seviyeye çekilmiş olacak. İkincisi kök maaşlara tek seferlik seyyanen bir artış yapılması böylelikle, kök maaş arttırılmış olacağı için mevcut açıklanan zam ile beraber emekli maaşlarının daha çok arttırılması Ancak hangisi olursa olsun, yapılacak maaş artışları hem kendileri talep artışına ve dolayısıyla fiyatlarda artışlara yol açacağı için, hem de enflasyon dinamikleri hâlâ devam ettiği için bu artış; aşağı yukarı enflasyonun tepe noktasına ulaşacağı Mayıs – Haziran aylarında etkisini büyük ölçüde yitirmiş olacak. 7 bin 500 lira alan bir işçi emeklisinin maaşı diyelim ki 5 bin liralık tek seferlik artış ve yüzde 37,5’lik zamla birlikte 14 bin 375 liraya çıkmış olsun. Aylık yüzde 3’lük kümülatif enflasyon artışıyla bu maaş Haziran’da bugünün parasıyla 11 bin 586 liraya, yıl sonunda ise 8 bin 257 liraya düşmüş olacak. İşçi emeklisinin 11 bin 375 liraya çıkacak maaş yıl sonunda bugünün parasıyla 8 bin 257 lira olacak ve 7 bin 500 liralık şimdiki maaşından çok da büyük bir farkı bulunmayacak.

GÖZLEM – Cumhurbaşkanlığı’nın Cumhuriyetin 100. yılı için hazırladığı ve “sözlerinde Atatürk geçmemesi” yüzünden tartışma yaratan, “adını iktidarın seçim sloganı ‘Türkiye Yüzyılı’ndan alan” ve ilk olarak 30 Ağustos 2023’te Cumhurbaşkanlığı’nda düzenlenen resepsiyonda seslendirilen “Türkiye Yüzyılı” marşı, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen Polis Akademisi Mezuniyet Töreni’nde Polis Akademisi Bandosu tarafından çalınıp söylendikten sonra, bu defa da 3 Ocak’ta “Isparta Terörizmle Mücadele Eğitim ve Tatbikat Merkez Komutanlığı General Alper İhsan Kışlası’ndaki, er ve komandolar için yapılan yemin töreninde” çalındı. Nasıl yorumluyorsunuz?

K – İktidar Atatürk’süz, şeri düzene bağlı olarak belirlediği Türkiye hedefine doğru adım adım yürüyor. Bunun için her adımını “ılık suya attığı kurbağayı suyun ısısını yavaş yavaş arttırarak pişirir gibi” yavaş yavaş, temkinli, gerektiğinde bir iki geri adım atarak yürütmeyi sürdürüyor. Buna dönük bir sosyal ortam kurgulamayı, eğitimi, geleceği buna dönük planlamayı ve önünde engel olabilecek kurumları yeniden dizayn etmeyi hedefliyor.

GÖZLEM – ABD’de Mart 2021’den beri görev yapan ve yaş haddinden emekli olacağı için görev süresi 12 Ocak cuma günü dolan Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Hasan Murat Mercan Türkiye ve ABD arasındaki ilişkilerin karşılıklı “al-ver” mantığıyla değil, “stratejik müttefiklik” esasları üzerine kurulması gerektiğini belirterek “Aksi durumda herkes kaybeder” dedi. Bu sözler Erdoğan’ın Fetullah Gülen-Rahip Brunson takası için yaptığı “Al papazı-Ver papazı” çıkışını ve” F-16 / İsveç sürecini” akıllara getirdi. Ne diyorsunuz?

K – İktidar keşke her şeyi “al-ver” mantığıyla yapsa. O zaman gelinen nokta daha ileride olurdu. Çünkü ABD Türkiye’nin parasına koyup F-35 projesinden çıkarttı ve F-16’ların iyileştirilmesine dönük 2. lig teklifini bile yerine getirmeden, Türkiye Finlandiya’nın – ki ABD açısından İsveç’e göre Rusya ile sınırı olduğu için Finlandiya’nın NATO ortaklığı çok daha önemliydi – NATO üyeliğini onayladı. İsveç’i de yine bir şey almadan onaylayacak görülüyor. Bu durumda Türkiye “bir şey almadan vermiş” olacağı için zararda olacak. Ama sizin başka hesaplarınız varsa –ki böyle bir anlaşmaya onay vermek için olmak zorunda– o zaman da eski büyükelçinin söylediği gibi “al-ver yerine stratejik müttefiklik”ten söz edersiniz. Çünkü bu “stratejik müttefiklik” lafının içini, özellikle ABD Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinde Türkiye’ye karşı teröristleri korur ve ciddi düşmanca faaliyetler gösterirken doldurma zorunluluğu hissetmezsiniz.

GÖZLEM – Diyarbakır anneleri ile birlikte HDP İl binası önünde “PKK’ya götürülen oğlu için” 4 yıldır oturma eylemi yapan Celil Begdaş’ın cinayetten arandığı ortaya çıktı. Devletin koruma bile verdiği Begdaş gittiği adliyede yakalandı ancak iki polis eşliğinde cezaevine götürülürken firar etti. Eylemlerde taşkınlıklar yapan, ziyarete gelen muhalefet liderlerine ağır hakaretlerle bulunan Celil Begdaş hakkında kasten adam öldürmek suçundan kesinleşmiş 45 yıl hapis cezası olduğu ortaya çıktı. Gözaltına alınan Begdaş’ın adliyeden firar etmesi üzerine soruşturma başlatıldı. Kasten adam öldürmek suçundan İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen ve Yargıtayca onanan 45 yıl hapis cezası aldığı ortaya çıkan Bağdaş’ın kasten yaralama, tehdit, hakaret, yağma gibi 17 ayrı suçtan da kaydı bulunduğu ve Ankara’ya giderek HDP Genel Merkezi önünde eylem yaptığı da anlaşılmıştı. Görüşünüz?

K – Bunu ısrarla, Kürt kökenli yurttaşları ötekileştirerek “yerli ve milli” bir cephe olma iddiasında olan Cumhur İttifakı’na ve özellikle onun “milliyetçi” ortağı MHP’ye sormak gerek. Bu görev de hiç şüphesiz muhalefete, en başta da ana muhalefet CHP’ye düşse gerek. Ancak yerel seçimlerdeki “çarpık oy kaygısı”yla CHP’nin bu sorgulamayı ne kadar yapabileceği şüpheli.