Yüzyılın vedası

Tarih sahnesinde bir daha  göremeyeceğimiz bir veda yaşandı;  Birleşik Krallık, 70 yıllık hükümdarına günler süren törenlerle veda etti.

Ülkenin en önemli “PR” malzemesi olan Kraliyet Ailesi, Ana Kraliçe’nin hayata gözlerini kapatmasıyla dünya gündeminde ilk sıraya oturmuştu. O gün-bugündür, titizlikle hazırlanan organizasyon, izleyenleri de, katılanları da, içinde yer alanları da derinden etkiledi.

Westminister Hall’da dört gün boyunca halkın ziyaretine açılan Naş’ı 250 binden fazla kişinin ziyaret etmesi, ortalama bekleme süresinin 11 saat olması, erken bastıran kış havasına rağmen ülkenin her yerinden hatta ülke dışından ziyaretçi akınına uğraması, nasıl bir cenaze töreni izleyeceğimizin habercisiydi. Öyle de oldu!

Yaklaşık yedi saat süren, 2000 kişilik protokolün  katıldığı, birden fazla yere Naş’ın taşındığı, ordunun, donanmanın,hava kuvvetlerinin, Milletler Topluluğunun, sağlık çalışanlarının, polisin ve halkın katılımıyla olağanüstü bir tören sergilendi.

Ölüm haberi geldiğinden bu yana, logoların siyaha dönmesi, jenerik müziklerinin ritminin düşürülmesi, açık alanlardaki billboard ve outdoor alanlarının Kraliçe’nin fotoğraflarıyla giydirilmesi gibi örnekler ilk etapta medyaya yansıyanlar. Hepsi bu kadar değil!

Törenin baştan sona “tıkır tıkır” işlemesi, mükemmel bir düzende, hiç bir aksama olmadan tüm organizasyonun “saat gibi” ilerlemesi ise şapka çıkarılası. İngilizler bu işi çok iyi biliyorlar!

Takip edebildiğim kadarıyla, Müslüman ülkeler dahil, çağrılan tüm dünya liderleri törendeydi. Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı hariç!

Çağrılmayan ülkeler var ki; Rusya, Belarus, Venezuela, Afganistan, Mynmar,Suriye bunların arasında. Kuzey Kore’ye ise sadece “büyükelçi” düzeyinde davet yapıldı.

Çağrılıp gelenler, Krallar, Başkanlar, Başbakanlar, hiçbir “kompleks” yapmadan, “toplu taşıma” otobüsleriyle geldiler-döndüler. Otobüslerini beklerken sıraya girdiler, bindiler. Bunların hiçbiri “protokol krizi” olmadı.

Öyle bir cenaze yaşandı ki, belki de dünyanın en zengin hükümdarlığının en zengin insanı, tabutunun içinde, dünyaya veda etti ve ışık oldu.

Başka bir deyişle, dünya malı dünyada kaldı, arkasından da övgü dolu sözler, kucak dolusu sevgi ve hasret dolu gözyaşları bıraktı.

Zaten herkesin de isteyeceği bu değil mi?

Gelelim madalyonun öbür yüzüne…

Sistem dizayn etmeyi yüzyıllardır sürdüren Birleşik Krallık, son yıllarda, hatta Kraliçe 2. Elizabeth’ın hükümdarlığı boyunca bu becerisini başka bir yöne “dönüştürmeyi” başardı.Bir zamanlar sömürgesi olan ülkelerin bağımsızlıklarını destekledi, ekonomik ve toplumsal destekler vererek kendi kanatlarıyla uçmanlarını sağladı. Durum bu iken, Kraliçe’nin ardından, “ateşlerde yansın” şeklinde yorum yapanlar oldu.Bu yorumları yapanlar, Britanya topraklarından çok uzakta, tarih sayfalarının karanlık bölümlerini görmekten öteye gidemeyenlerdi.

Kraliçe’nin ölümüne üzülmeyen yoktu ama yeni Kral Charles ve Kraliçe’nin ortanca oğlu Andrew için yapılan yorumlar ve eleştirilerde büyük haklılık payı vardı çünkü Charles ve Andrew, annelerinin değil babalarının kumaşından, belki de büyük büyük atalarından gelen, zaafiyetlere sahipler.Bu apaçık ortada. İşte bu zaafiyet, Krallık’ın başına dert olur mu, diye düşünmekte ve endişe etmekte haklı Britanya halkları.

Öyle garip bir düzen değişimi yaşanıyor ki ülkede, bir yandan yetersizliği her halinden belli olan yeni bir Başbakan, öte yandan halkıyla yakın olamamış ve olma ihtimali de olmayan yeni bir Kral.

Britanya’yı zor sınavlarla dolu yıllar bekliyor, bu çok net.

Öngörüler ise şimdilik çok prematüre!

Örneğin; İngiliz Milletler Topluluğunda henüz bağımsızlığını ilan etmeyen ülkeler buna heves edip, harekete geçebilirler.Bu ihtimaller dahilinde!

Kral Charles, işler sarpa sararsa tahtı oğlu Prens William’a bırakabilir.

Yeni Başbakan Liz Truss’ın da bu işi kıvıramayacağı ortaya çıkınca apar topar erken seçime gidilebilir ki zaten ana muhalefet partisinin istediği de bu!

Tüm bunlar ihtimal dahilinde, mümkün.

Mümkün olmayan ise demokrasi çarklarının tıkır tıkır çalışmasından vazgeçilmeyeceği.

İşte eylül ayı olağanüstü bir değişimle başladı ve kapıda ülkeyi bekleyen zorlukları görmemize rağmen, Demokrasi’nin işlediğini bilmenin verdiği güven içimizi rahatlatıyor. Güzel Ülkem Türkiye’de de aynı iç huzurunu yaşayacağımız günlerin yakın olmasını temenni ediyorum.