Neler Oluyor?

Ne haftaydı ama!

Bir ülkede aynı hafta içinde, iki önemli otorite, iki gün arayla, dünya gündeminde hem ilk sıraya yerleşti, hem de tüm dikkatleri üzerlerine toplamayı başardı.

Prens Charles ve Liz Truss’tan bahsediyorum.

Ülkenin yeni Başbakanının, görevi devralmak için Kraliçe’nın yanına, İskoçya’ya Balmoral Şatosuna gitmesinden iki gün sonra, Kraliçe yaşama veda etti.

Kraliçe’nin vefatından sonra büyük oğlu Charles’ın kral olacağı bu yılın başlarında resmi olarak duyurulmuştu, nitekim öyle de oldu.

Aynı hafta içinde ülke Krallığa döndü, iktidar partisi de üçüncü kadın Başbakan ile yeni bir döneme başladı.

Her şey inanılmaz bir hızda ilerlerken, Britanya halkları da ülkede neler olacağını merakla beklemeye, bir yandan da tüm ulusun adeta  “Annesi” olan Kraliçe Elizabeth için de yas tutmaya başladı.

Ülkede, seveni-sevmeyeni, tüm ulus, büyük bir sükunet ve metanet içinde, yas döneminin bitmesini, Kraliçe’ye olan son görevlerini yerine getirmeyi bekliyorlar.

İngiliz Milletler Topluluğu devletleriyle, dünya üzerinde 54 ülke, 2,5 milyardan fazla halk, Birleşik Krallık Kraliçesi Elizabeth için yas tutuyor, taziyeleri kabul ediyor.

Böyle bir güç, böyle bir “BİR” olma hali eşi benzeri olmayan bir tablo çıkarıyor karşımıza.

İngilizler bunları yaşarken, ‘Güzel Ülkem Türkiye’de bambaşka bir “BİR” olma hali yaşandı.

Işıltıları uzaydan bile görülebilen 9 Eylül 100. Yıl Kutlamaları, ‘Güzel Şehrim İzmir’i sosyal medyada “trend topic” yapmaya yetti de arttı bile.

İzmir Kordon Boyunda, milyonların, tek bir ağızdan “En Büyük Türkiye” demeleri yüz yıl boyunca kulaklarda ve yüreklerde çınlayacak, bundan adım gibi eminim.

Yaşama veda eden Kraliçe’nin, bu yılın mayıs ayında ülkede büyük ses getiren, tahta geçişinin 70. Jübile Yılı kutlamalarında “hologram” tekniği kullanılmıştı, izlerken ağzımız açık kalmıştı.

 İzmir’deki kutlamalarda da aynı tekniğin kullanıldığını görmek koltuklarımı kabarttı, “Bravo, Bravo” diyerek, emeği geçen herkesi alkışladım.

Bunlar işin güzel ve keyifli yanları.

Bir de zor taraflar var!

Önce Britanya açısından bakalım.

Kadın Başbakan ve Krallık Yönetimi.

Her ikisi de, halkın gözünde, “basiret ve liyakat” açısından bolca soru işareti oluşturan isimler.

Adeta “al birini vur ötekine” türünden iki isim.

Adeta, iki ehliyetsiz sürücüye F1 aracı emanet etmek gibi.

Gelelim Türkiye’ye…

Nefis bir enerji, “işte biz böyleyiz, böyle insanlarız” dedirten İzmirliler. Herkesin gelip bir parçası olmak için can attığı güzel  şehir, omurgalı, kararlı, sağlam değerlerle Ata’larına ve ülkelerine bağlı insanların şehri.

Öte yandan, bu duruma tahammül edemeyen, “çelme” takmak için türlü numaralar yapmaktan geri durmayan iktidar güçleri ve yandaşlarıyla, muhalefete muhalifler var.

Hak, hukuk, adalet ve liyakat nasıl yerini bulacak, merak ediyorum ve bana ne güç verecek biliyor musunuz? İzmirlilerin, Kordon Boyu’ndan yükselen sesleri!

100 yıl önce yaptıysak, şimdi de yaparız, dünyaya örnek gösterilecek bir Türkiye Cumhuriyeti olduğumuzu, seküler yaşamın garantörü bir devlet olduğumuzu herkese gösteririz diyorum.

Biz bu kadar zor denklemleri çözerken, herhalde “sistem dizayn etme” becerisi yüksek İngilizler de başlarının çaresine bakarlar.

Adı “Krallık” olan bir ülkenin demokrasi çarkları, adı “Cumhuriyet”  olan pek çok ülkeden daha iyi işliyor, bunu da unutmamak lazım.

Sonuçta, Birleşik Krallık için de, Türkiye Cumhuriyeti için de, 2022’nin geri kalan kısmı ve asıl 2023 çok önemli, çok stratejik ve çok gergin geçecek görünüyor, bize de kendimizi şimdiden buna hazırlamak düşüyor.