Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

‘İzmir Duvarı’ mı, yoksa ‘İzmir kapısı’ mı?

Neredeyse yarım asırdır sürekli İzmir’de yaşayan ve hem de İzmir’i tarihiyle, ekonomisiyle, siyasetiyle, sosyal / kültürel yaşamıyla, kısacası tüm yönleriyle yoğun biçimde duyumsayan / içselleştiren bir İzmirliyiz.

Bu bağlamda, bir ‘İzmir sevdalısı’ olarak, bu kadim kent üstüne yazılanları / söylenenleri ve yapılan araştırmaları, çalışmaları dikkatle izlemeye / okumaya çalışırız. Güzel kentimize olan duyarlılığımız / ilgimiz nedeniyle, İzmir’le ilgili kitaplar her daim ilgi alanımızdadır. Bugünlerde de elimizde yine İzmir’le ilgili bir kitap var. İletişim yayınlarından çıkmış, sosyolog İrfan Özet’in ‘İzmir Duvarı / Laik Mahallede İktidar ve Kültür Savaşı’ isimli kitabı.

 

Türkiye’nin aydınlanma kapısı / penceresi

Yerel siyasete olan ilgimiz nedeniyle, yazarın daha önce yine İletişim’den çıkmış ve Yunus Nadi Sosyal Bilimler Ödülünü kazanmış; ‘Fatih-Başakşehir Muhafazakâr Mahallede İktidar ve Dönüşen Habitus’ isimli kitabını da okumuştuk. Özet, daha önce İstanbul’un muhafazakâr semtlerinde yaptığı araştırma ve değerlendirmelere benzer çalışmaları; bu kez kendi deyimiyle ‘laik mahalle / sekülerliğin merkezi’ olarak tanımladığı İzmir için yapmış.  

Aslında, yazarın amacı öyle olmasa da kitabın ismi, ilk bakışta İzmir ile ilgili olumsuz çağrışımlar yapıyor. Oysa ‘duvar’ sözcüğü, siyasal islamcılığa karşı set çekilmesi anlamında kullanılıyor. Biz İzmir’i, Türkiye’nin çağdaş dünyaya, modernleşmeye açılan kapısı ve bir aydınlanma penceresi olarak değerlendiriyoruz.

 

Kurtuluşun ve kuruluşun kenti

Güzel İzmir, kurtuluşun ve kuruluşun kentidir. Ama aynı zamanda aydınlanma, emek ve demokrasi mücadelesinin de kadim kentidir. Pek çok ilki ülkemize taşımış / yaşatmış bir kent olarak, bütün bu özellikleri ile İzmir’in öncülük misyonu da vardır.

Kentimiz İzmir, kurtuluşun 100’üncü yılını yaşarken; Türkiye, cumhuriyetin ikinci yüzyılına yürürken; iktisadi ve sosyal yapımızın yeniden inşa edilmesi gerekiyor. İzmir, nasıl Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna ev sahipliği yapıp, İktisat Kongresi ile yol gösterdiyse; bu kez ikinci yüzyılına da esin kaynağı olacaktır. Çağdaş ve demokratik yeni bir düzen kurulacak ve yeni bir yönetsel sistem oluşturulacaktır.

 

Uluslararası Basın Merkezi

İşte böylesi bir yaklaşımla, ülkenin yeniden yapılandırılmasında; İzmir önemli bir rol oynayacak ve etkin bir işlev üstlenecektir. İzmir’in, tüm kurum ve kuruluşlarıyla, yerel dinamikleriyle, bu sürece hazırlanması gerekiyor. Bu bağlamda atılacak adımları önemsiyor ve kıymetli buluyoruz.

İzmir’de açılan ‘Uluslararası Basın Merkezi’ni, bu kapsamda değerlendiriyoruz. Uluslararası Yerel Medya Zirvesi’nin İzmir’de yapılması da anlamlıdır, güzeldir. Bu merkezi İzmir’e kazandıran ve güzel bir işbirliği örneği veren, İzmir Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Tunç Soyer ile İzmir Gazeteciler Cemiyeti (İGC) Başkanı Dilek Gappi’yi, hem kutluyor ve hem de kendilerine teşekkür ediyoruz. 

 

‘İzmir’de sınıf hareketleri’

Hafta içinde, İBB’nin DİSK’in paydaşlığında düzenlediği ‘İzmir’de sınıf hareketleri’ konulu panele; DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu ile birlikte konuşmacı olarak katıldık. Panelde, İzmir’in emek ve toplumsal mücadele tarihini anlatmaya çalıştık.

Bu vesileyle bir kez daha altını çizmek gerekiyor; kurtuluşun ve kuruluşun kenti İzmir, aynı zamanda emek ve demokrasi mücadelesinin de kadim kentidir. İBB Başkanı Tunç Soyer’in de katılıp açılış konuşması yaptığı ve tüm konuşmaları baştan sona dikkatle dinlediği panelde; İzmir’de ‘Emek ve Demokrasi Mücadeleleri Belleği –  Enstitüsü’ kurulması önerimizi bir kez daha seslendirdik.

 

100’üncü yılda son dönemece giriyoruz

İzmir kurtuluşun 100’üncü yılını kutlamaya hazırlanıyor. Yerel yönetimin öncülüğünde yapılan hazırlıkların, tüm kente ve halka mal olması gerektiğini düşünüyoruz. İzmir’in iş çevreleri, meslek odaları, toplumsal örgütlenmeleri, 100’üncü yılla ilgili hazırlıkları, çalışmaları sahiplenmelidir.

Biz de panelde, bu konuda emek dünyasına çağrıda bulunduk. İzmirli emekçilerin, sendikaların, emek örgütlerinin; kurtuluşun ve kuruluşun 100’üncü yılına sahip çıkmasını istedik. 100’üncü yıl; her daim, hepimizin gündeminde olmalıdır.