Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Yaralı Boris

Aylarca süren güvenoyu tartışmaları sonunda neticelendi ve Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson, kendi partisinden güvenoyu alarak koltuğunu garantilemeyi başardı.

211 güvenoyuna karşılık 148 güvensizlik oyu alan Başbakan, Britanya medyası tarafından “Yaralı Boris” diye lanse edilerek, sırtında kocaman bir kamburla haziran ayına başladı.

Geçen hafta yapılan Platinyum Jübile kutlamaları esnasında halk tarafından “yuhlanan” Boris Johnson’ın güvenoyu alması muhalefet kanadında da şaşkınlık yarattı. Ana muhalefet partisi Labour Lideri Sir Keir Starmer’ın “Bu bir güven değil güvensizliktir” demesi bile yetersiz kaldı. Kendi partisinden sadece 211 kişiye karşılık, parlamentonun geri kalan tüm milletvekilleri, muhalefet partileri başta olmak üzere, herkesin karşı olduğu, açık-seçik her fırsatta ve her platformda bunu dile getirdikleri bir siyasal ortam yaşanıyor Britanya’da.

Kendi partisindeki milletvekillerinin hepsine hitaben tek tek mektup kaleme alan ve adeta “lütfen bana güvenoyu verin, 2024 seçimlerine kadar iktidarda kalayım” diyen Johnson, allem etti-kallem etti ve güvenoyunu aldı.

Önceki Başbakanların da zaman zaman yaşadığı bu güvenoyu krizi, Boris Johnson söz konusu olduğunda bambaşka bir taktikle yönetiliyor. Bahsettiğim taktiğin adı “pişkinlik siyaseti”.

Bu satırları okuyanlar, Güzel Ülkem Türkiye’nin siyaset sahnesini bilenler, son 20 yıla tanıklık edenler, bahsettiğim “pişkinlik siyaseti” yaklaşımını çok ama çok yakından tanıyorlar ancak Birleşik Krallık halkları bu siyasete hiç ama hiç alışık değil.

Boris Johnson’dan önceki Başbakan Theresa May, güvenoyunu kıl payı ile almasına rağmen istifa ederek koltuğunu bırakmayı göze almıştı çünkü İngiliz Devlet etiği bunu gerektiriyordu. Siyasi otoritelerin “Devlet Etiğini bozmuştur” dediği Boris Johnson ise pişkinlik seviyesini bir hayli yükseltmiş ve ülke tarihinde bir ilke daha imza atmış oldu.

Aylar süren meraklı bekleyişin ardından, gelinen noktada, Kraliçe’nin 70. yıl kutlamalarını ülke büyük bir coşkuyla kutlarken, ülke utandığı bir Başbakan’ın en az bir yıl daha görevde kalacağı gerçeğine alışmaya çalışıyor.

Birleşik Krallık’ta, görev başında olan Başbakan için güvenoylaması yapıldığında, ortaya çıkan sonuca göre iktidar yeniden şekilleniyor ve bir yıl boyunca tekrar güven oylaması yapılamıyor. Dolayısıyla, Boris Johnson eğer kendisi istifa etme yolunu seçmezse, en az bir yıl daha güven oylaması krizi ile karşı karşıya olmayacak. Ülkede genel seçimler ise 2024 yılında yapılacak. Bu demektir ki, 2023 haziran ayına kadar Boris Johnson koltuğunda oturmaya devam edecek ancak muhalefet partileri de boş durmayacak ve iktidar partisinin ülkeyi kötü yönettiğine dair ispatları tekrar tekrar kamuoyunun gündemine taşımaya devam edecek.

Durum böyle iken, ülke yüzde 10’u bulan enflasyon canavarı ile de mücadele ediyor. Canavar diyorum da, Türkiye şu an yüzde 10 enflasyonu görse zil takıp oynayacak.

Birilerinin canavarı, başka birilerinin özlemi haline gelmiş vaziyette.

İşte bu nedenle Türkiye ve Türkiye gibi ülkelerle, Birleşik Krallık ve Birleşik Krallık gibi ülkeler arasındaki makas açıldıkça açılıyor.

Dolayısıyla Türkiye”yi kimsenin kıskandığı yok, Türk halkının imrenerek ve özenerek baktığı ülkeler ve ekonomiler var.

Yapılan bir araştırmada, Türkiye’den 100 bin kişinin son 2 yılda Birleşik Krallık’tan oturum vizesi aldığı açıklandı.

Türkiye kıskanılan bir ülke olsaydı herhalde bunun tam tersi olurdu.

Örnek olması açısından, 2022 Şubat ayından bu yana Rusya’dan 200 bin beyaz yakalının ülkelerini terk ettiğini çünkü hükümetlerine ve ülkenin yönetimine güvenmediklerini belirtmek isterim. Hem de savaş halinde olan ülkelerinde enflasyon yüzde 17 olmasına rağmen. Otokrasi yönetimine halkın gösterdiği doğal bir tepki, tabii imkanı olana!

Peki demokrasilerde nasıl oluyor halkın tepkisi?

Yine Britanya’dan örnek vereyim.

Halk, Boris Johnson gibi bir Başbakana ve  ‘yüzde 10’luk canavar!’ bir enflasyona rağmen ülkelerini terk etmiyor çünkü demokrasiye inanıyorlar. Ülkedeki  ilk genel seçimde işlerin değişeceğine inanıyor ve haklarını aramaya, tepkilerini ortaya koymaya devam ediyorlar. Yılmadan, usanmadan ve en önemlisi korkmadan.

Ne güzel bir duygu, değil mi?

Darısı güzel ülkem Türkiye’nin başına.