Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Evdeki hesap çarşıya uymayınca!

Son haftalarda herkesin aklından geçen, diline dolanan söz; “evdeki hesap çarşıya uymuyor.”

Siyasette de uymuyor, ev ekonomisinde de uymuyor, ülke ekonomisinde de uymuyor, savaş planlarında da uymuyor. Hayatın hiçbir noktasında, hiçbir ülkede, insanlar, doğru düzgün plan yapamaz, yapsa bile uygulayamaz oldu.

Putin’in bütün dünyanın gözünün içine baka baka söylediği “tatbikat” yalanından sonra, İkinci Dünya Savaşından bu yana en büyük kıyım ve zulmün yaşandığı Ukrayna Savaşı başta olmak üzere, Avrupa’da ve Birleşik Krallık’ta da, dengeler bozuldu, barış kayboldu.

Birleşik Krallık, Putin’in “gazı keserim” tehdidinden hiç etkilenmeyen, hatta herkesten önce vanaları yıl sonunda kendisinin kapatacağını söyleyen ülke oldu. Putin, her attığı adım, her söylediği sözle Britanya’da “en sevilmeyen insan” kategorisindeki yerini sağlamlaştırıyor. Putin konuştukça, Johnson karşı atağa geçiyor. Hatta öyle ki, Boris Johnson “İyi ki Putin var, iyi ki bu savaş meselesi var” bile diyor olsa gerek çünkü Putin sayesinde elinde bol malzemeli propaganda ve gündem maddeleri oluşuyor.

Boris Johnson’ın, “hükümet yönetme beceriksizliği” yüzünden, iktidar partisinin başına ördüğü çoraplar, erdemli ve liyakat sahibi vekilleri, bakanları çok rahatsız ediyor etmesine ama mesele savaşa karşı hükümetin aldığı tavır olunca, herkes başbakanı desteklemek zorunda kalıyor. İngiliz Parlamentosunda hiç kimse, Putin’e artı (+) yazacak bir tek kelime etmiyor. Başbakanı, hükümetin yaptırımlarının az, geç, yetersiz kalmasıyla eleştiriyorlar, en fazla, zaten bu da yine Johnson’ın işine yarıyor, yerini sağlamlaştırdığını düşünüyor.

Ancak kazın ayağı öyle değil…

Başbakan, “partygate” skandallarıyla ilgili kendisine göre, cezasını ödedi, hesap kapandı sansa da, aslında arka plan öyle çalışmıyor. Artık mesele Johnson’ın Başbakanlık konutunda, yasak olmasına rağmen, iki yıl boyunca yapılmasına izin verdiği partilerin ayıbı/kusuru değil, Jonhson’ın, Başbakanlık koltuğuna yakışmayan profili.

Şu anda Zelensky’ye abilik yapan Johnson, silah satışı konusunda, daha önceki Başbakanların gösterdiği etik duruşu göstermemekle de suçlanıyor, iktidar partisinde ve başbakanlık konutundaki “ahlakı bozuk” atmosferin sorumlusu olmaktan da, ekonominin tepe taklak gelmesinden de. Sonuç olarak, ana muhalefet partisi, o kadar iyi  “muhalefet” yapıyor ki, iktidar partisi hem alttan hem içten yavaş yavaş yıpranıyor.

Türkiye’de Ramazan Bayramının yaşanacağı günlerde, Birleşik Krallık’ta yerel yönetim seçimlerinin propagandalarındaki son hamleler yaşanacak ve 5 Mayıs günü ülke genelinde yapılacak yerel yönetim seçimleriyle, iktidar partisi ve ana muhalefet partisinin karneleri ortaya çıkacak.

Aynı Türkiye’de olduğu gibi, her iki taraf da şu günlerde var güçleriyle birbirlerini yıpratmaya çalışıyorlar ve maalesef, şu anda İngiliz Parlamentosunda yaşananlar tamamen “belden aşağı.” Neden mi?

Önce, ana muhalefet partisi Labour’ın Başkan Yardımcısı olan Angela Rayner’ın, meclisteki bir oturumda Boris Johnson’ın karşısında, “temel içgüdü” filmindeki Sharon Stone’un “numaraları” gibi numaralar yaparak oturduğu iddia edildi. Gerek partisi gerek kendisi böyle bir şey olmadığını açıkladılar. Böyle bir konuda çıkıp televizyonlara, açıklama yapmak, kendini aklamaya çalışmak zorunda bırakılmak bile yeteri kadar “berbat” iken, bu sefer karşı atak Labour’dan geldi. İktidar Partisi milletvekillerinin, meclisteki oturum esnasında, cep telefonlarından “porno film” izledikleri ve bunu kadın vekillerin gördüğü, bildirdiği iddia edildi. Daha da “rezil” bu durumu ortaya çıkınca, Angela Rayner konusu gündemden düştü.

Görüleceği üzere, seçime son çeyrekte, artık zemberek kopmuş vaziyette. Zembereğin kopmasına ramak kalan günlerde yani bundan bir hafta-on gün öncesine kadar, Hazinenin başı Rishi Sunak üzerinden “çalışan” muhalefet yeterli açığı orada bulamayacağını anlayınca, hedef değiştirip bu numaralara başlamıştı ve bu yüzden de ortalık iyiden iyiye kızışmıştı

Günün sonunda, İngiliz Parlamentosunda, Türkiye’den başka yerde böyle şeyler olmaz diyerek utana-sıkıla tanık olduğumuz olayları geride bırakan ve her geçen gün dozu artan bir bozulmuşluğa tanık oluyoruz.

Birleşik Krallık’ta yaşayan biz Türkler için bunları görmek, izlemek, tanık olmak “maalesef ki” pek tuhaf gelmiyor olabilir ama İngilizler için durum öyle değil.

Brexit’e “onay” veren İngilizlerin çoğu, başlarına bunların geleceğini, böyle bir hükümetle karşılacaklarını kestiremediklerini yani evde yaptıkları hesabın çarşıya uymadığını söylemekten dolayı çok mahçup ve öfkeliler ancak öngöremedikleri bu durumun düzelmesini sağlamanın da tek yolunun gelecek seçimler olduğunu biliyorlar. Dolayısıyla 2024’teki genel seçimleri iple çektikleri her hallerinden belli olan İngilizler’e, kim bilir belki 2023 Türkiye genel seçimleri referans olur da, bir nebze de olsa değişim ve dönüşümün mümkün olduğuna dair motivasyonları artar.