Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Dünyada ve Türkiye’de doğum kontrolü şarttır

45 yıldır demografi ve ile uğraşıyorum. Ülke gündeminin başına yerleşen birkaç konudan biri olan “Suriyeliler” konusunda “Demografik açıdan söyleyeceklerim” basit: Ben Suriyelilerin, Arapların ülkemize gelmelerinde uzun vade’de bir fırsat olarak görüyorum. Uzun vade kelimelerinin altını kalınca çizmek gerek. Doğum oranı önümüzdeki nesillerde anlamlı düşecektir ‘yeni Türklerde!’, Türkiye normaline gelecektir. Çok lisanlılık hep bir kazançtır ve Mardin’de de örneğin zaten hep bir kültürel karışım yaşanagelmiştir.
Kültürler arası çatışmaların çözümü hep farklı kültürlerden olan çocukların yaşamlarındaki minik katkılar ile aşılmıştır. İsveçliler de oraya giden Türklerin doğum oranından tedirgindiler. Almanlar da. Bir iki nesil içinde uyum sağlanmaya başladı. ABD de Trevor Noah ve Colin Kopernick de farklı kültürlerden olan insanlar ve farklı mücadeleleri için örnektirler.
Global olarak bakınca bu böyle. Türkiye açısından da bu böyle olacaktır. Tek kalan soru: o kadar vakit var mı? Dünya olarak ve bilhassa Türkiye olarak? Orta vadede değişim ve uyum da kolay olmayacaktır. Gözlem’in yaptığı tür nice fikirleşmeler yapılmalıdır. Çokseslilik hep kısır döngüleri aşar. Diyarbakır, Antep, Kilis ve hatta Yalova’da çarşaflılar şehir resmini belirliyor.
Arap kültürünün yayılmacı olduğunu inkar edemeyiz. Kışın ortasında karlı yörelerde bile yazın çöle uygun giysilerinde ısrar eden Arap yarımadasının petrol zenginlerini görüyoruz. Bırakın ısrarı evrimin olmadığına dair kitaplar bastırmaktadırlar. Çoksesliliğin kaybolmaması için mücadele gerekir. Bizim neslimiz Batı ülkelerini emperyalist olarak damgalıyordu. Şimdi kendi ülkemde ‘Arap emperyalizmi görmüyorum’ diyemiyorum.
Türkiye çokseslilik içinde Atatürk’ü dünyaya armağan etmiştir. Atatürk belki kendini kısmen kıskanan İnönü ve ‘Atatürk’ü sevmek milli bir ibadettir’ diyen Celal Bayar (Galip Hoca) ile Karabekir ve Fevzi Çakmak olmadan da düşünülemez.
Hıristiyanlık ve Müslümanlık Musevilik ile birlikte ‘Batı dinleri’ olarak isimlendirilirler. Hıristiyanlık ile Müslümanlık arasındaki anlamlı fark Katolikler artık kullanılmayan bir lisan olan Latince ile çalışırken, Protestanların her ülkede kendi lisanlarında çalışmalarıdır. Müslümanlık ise yaşayan bir dil olan Arapça ile. Hoparlör ile ezan sesi veya çarşaf ile gezmenin güvenlik açısından değerlendirilmesini de çokseslilikte dile getirmesinde fayda olabilir. Belki ‘Yeni Türklerin’ ‘Türküm’ demeleri için en başta çoksesliliğin savunulması, tanıtılması gerektir. Bu da ‘yüzde doksandokuz Müslümanız’ falan gibi söylemlerle artık olmaz.
Doğum kontrolü artık dünyada ve bilhassa Türkiye’de şarttır. Bunu 45 yıldır savunan birisi olarak artık önümüzdeki seçimlerde ana konu olarak tartışacağımızı umuyorum. Her insanın bir çocuk hakkı olmalıdır. Bir çift iki çocuktan fazla çocuk doğurmamalıdır. Karbon yükü falan derken sadece atmosferimiz değil kültürler ve demokratik kazanımlar da insanoğlunun elinden gidecek ve çok büyük felaketler yaşayacağımızdan tedirgin olmamak mümkün değildir.