Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

Pandeminin götürdükleri

Birleşik Krallık, pandemiyi bitirmeye azmettikçe, sanki daha çok içine gömülüyor. Vaka sayıları tam durdu derken, birden delta varyantı yüzünden roket hızıyla Avrupa’nın en yüksek vaka sayılarına ulaşıyor,  bir yandan da pandemi nedeniyle hükümette skandallar yaşanıyor. Ülke her geçen gün gittikçe ağırlaşan maddi ve manevi bedeller ödemeye devam ediyor ama bir yandan da yeni dengeler oluşuyor.

Aşı seferberliğindeki başarısıyla en yüksek aşılama oranına sahip ülkelerin başında gelen Birleşik Krallık, konulan pandemi “yasakları” konusunda halkın gösterdiği uyum ve uygulama açısından alkışlanası bir ülke. Kuralları koyan bakanların, danışmanların hatta Başbakan’ın, bu kurallara uyması ve halka örnek olması açısından oldukça hassas dengeler mevcut. Örneğin, pandemi başladığında konulan kuralları ihlal etmesi komşuları tarafından tespit edilen bir bakan bir de danışman istifa ederek görevlerinden ayrılmışlardı. Ancak devam eden dönemde, Başbakan’ın baş danışmanının da kuralları ihlal etmesi Boris Johnson tarafından “hoş görülmüş” ve kamuoyunun tepkisini almıştı.

Buna benzer çalkantılı o kadar çok olay yaşandı ki ülkede, biz bile bir yerden sonra ucunu takip edemez olduk.

Fakat, haziran ayının son günlerinde medyaya yansıyan bir fotoğraf, bizlere yeniden “işin ucunu” yakalama imkanı sağladı.

Pandemi sürecini yönetememesi ile ünlü Sağlık Bakanı Matt Hancock, bu sefer “hal ve hareketlerini” de yönetememesi ile ekranlara yansıdı.

Bakanlık binası içinde, kendisine bağlı çalışan bayan danışmanıyla “güvenlik kamerası olmadığını” tahmin ettiği bir yerde, sarmaş dolaş ve biraz da müstehcen bir şekilde fotoğrafları medyaya yansıyınca “Boris Johnson bu adamı görevden alır” dedik hepimiz.

Suyu aylardır kaynar vaziyette olan Bakanın, buraya kadar gelmiş olması bile “mucize” gibi bir şey diyen bizler, Boris Jonhson’ın açıklamasını beklerken, ilk açıklama Hancock’tan geldi: “Sosyal mesafe kuralları koyan bir kişi olarak, kendim bu kurala uymadığım için özür dilerim”

Kulaklarıma ve gözlerime inanmakta zorlandığım bu açıklamanın ardından, “dünyanın çivisinin çıktığını biliyordum ama bu kadar da olmaz” demeye başlamıştım ki Başbakan, Matt Hancock’un özrünü kabul ettiğini duyurdu.

Al birini, vur ötekine denilen bir durum!

Ahlak, etik kurallar, eşe saygı ve sadakat gibi onlarca kavramın yerle bir olduğu bir durum yaşanıyordu. Hem bakan hem de danışmanı evli ve üçer çocuklu iken, yaptıkları müstehcenlik işyerleri olan bakanlık binasında yaşanmışken ve bu denli fütursuz bir açıklamayla adeta kamuoyu ile “alay” ediyorlar iken, denebilecek fazla bir söz, yazılabilecek fazla bir şey gelmiyordu elden.

Ancak, başta muhalefet partileri olmak üzere, iktidar partisindeki pek çok milletvekili de bu acayip durumun bu şekilde kapanıp gitmesine izin vermediler ve Başbakan’a uygulayabildikleri kadar baskı uyguladılar.

Fotoğrafın medyaya yansımasının üstünden 24 saat geçmeden de Sağlık Bakanı, bir parkın yeşilliklerinin arasında çektiği bir videoyu sosyal medya hesaplarından yayınlayarak “istifa ettiğini” açıkladı. Ailesinden, partisinden, sevenlerinden ve Başbakan’dan özür dilemeyi de ihmal etmedi.

Britanya medyası, o gün ve takip eden 2 gün boyunca, Sağlık Bakanını, sevgilisi olan danışmanı ve bu olayın perde arkasını manşetlerde tuttu, altını kazıdıkça kazıdı.

Sonuçta, bakan ve danışmanı ikisi de işlerinden ayrıldılar, evlerinden, resmi eşlerinden ve çocuklarının yanından taşındılar.

72 saat içinde bu iki isim, sosyal medyada “trend topic” oldu, o güne kadar devam etmekte olan yaşam düzenleri de alt üst oldu.

Bakanın yakın bir arkadaşı BBC’ye verdiği demeçte, ilişkinin mayıs ayında başladığını ve “aşk” yaşadıklarını dile getirdi.

Evli olan insanların başka bir kişiye duygu beslemesi, hele hele “aşık” olması kızılabilecek bir durum değil elbette ancak dürüst, açık yürekli ve cesur olup önce kendi eşleriyle konuşup, sonra da ayrılma kararı aldıklarını açıklayıp ardından da ilişkilerini duyursalardı erdemli, onurlu ve omurgalı davranmış olurlardı.

Her iki tarafın da “aldattıkları” eşlerinin ve o eşlerden olan çocuklarının, yaşadıkları bu “ihaneti” kolay kolay sindiremeyeceklerini tahmin etmek hiç de zor değil.

Bakan ve danışman şimdi ne yapacaklar? Her ikisinin de boşanma davası, çekişmeli, acılı ve yorucu süreçlere gebe.

Peki ya ne iş yapacak, geçimlerini neyle sağlayacaklar? Mutlaka bir çözüm bulacaklar buna şüphe yok ama “etik kodu” olmayan bireyler olduklarını söylemek de yanlış değil.

Pandemi tam bitti bitiyor derken, delta varyantının ülkeyi yeniden kasıp kavurduğuna tanık olmaya başlamışken, pandeminin bir de böyle bir “final” skandalı gündeme getirmiş olması gerçekten enteresan bir hal aldı.

Matt Hancock’un yerine gelen yeni Sağlık Bakanı, eski Maliye Bakanı Sajid Javid ise bir bakıma iki yıl önce “hakkı yenen Bakan” unvanını silip, o günlerde kaybettiği hakkını geri aldı.

Aslında, Boris Johnson, iki yıl önce yeteri kadar destek vermediği ve bu yüzden istifa etmek zorunda kalan Javid’e bir anlamda “vefa borcunu” da ödemiş oldu.

Bir bakıma, Sağlık Bakanı böyle bir skandala imza atmakla belki de pek çok taşın yerine oturmasını sağladı bile diyebiliriz.

Süreçlere getirdikleri ile değil de, “götürdükleriyle” pandemiye damgasını vuran Matt Hancock örneğinin, güzel ülkem Türkiye’de birilerine “cesaret” verip, kendiliğinden sahneden çekilmelerine vesile olması dileğiyle.