Başkan Soyer’den GastroShow’da dayanışma vurgusu

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Büyükşehir Belediyesi'nin ana sponsoru olduğu GastroShow kapsamında yapılan Duayenler Oturumu'na katıldı.
Share on whatsapp
Share on telegram
Share on facebook
Share on twitter
Share on linkedin
Share on email

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin Ana Sponsoru olduğu GastroShow kapsamında yapılan Duayenler Oturumu’na katıldı. Modaratörlüğünü Gastronomi Turizmi Derneği Başkanı Gürkan Boztepe’nin yaptığı oturumda, Başkan Soyer ile birlikte Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı ve Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, TÜRSAB Başkan Yardımcısı Ali Bilir, Turizm eski Bakanı Bülent Akarcalı, DEMSA Group Yönetim Kurulu Başkan Vekili Demet Sabancı, sektör profesyonelleri, katılımcılar ve ziyaretçiler yer aldı. 
Gastronominin tarım ve turizmin kesişme noktası olduğunu belirten Başkan Soyer, “Ne sadece alengirli yemek tarifleri, ne gösterişli sofralar. Hiçbiri değil herhalde. En çok tarım ve turizmin kesişme noktası. Tarımı da, turizmi de ileriye götürebilir. Öncelikle gerçekten pandemi döneminde her şey sıfırlandı ve sıfırdan başlayacak. Bu başlangıç aslında tabi geçmişten beslenerek ve geleceği planlayarak yapılacak” dedi.

Bakanlığımıza görev düşüyor
Sürdürülebilirliğin “geçmişle gelecek arasındaki adalet” olarak tarif edildiğini vurgulayan Başkan Soyer şunları kaydetti: 
“Eğer biz bunu yakalamaya özen gösterirsek o zaman sürdürülebilir bir şey yapmaya başlayacağız. Kore’deki bir turşunun nasıl bir memleketin turizm sektörünü markalaştırdığından bahsedildi. Bizim de tarhana çorbamız var. Aslında tam da tarımla turizmin buluşabileceği örnek. Arkasında olağanüstü kültür vardır, deneyim birikimi vardır. Sağlıktır, lezzettir. Hepsi vardır. Türk Hava Yolları uçaklarında biz neden tarhana çorbası içmeyiz? Tarımı desteklemesi ile ilgili, bir ilçemizdeki butik otel, alışverişini yaparken niye çevredeki köylüden üreticiden almaz? Öyle yapsa müşterisine der ki; bu karpuz, patlıcan, domates karşı köyden… Öyle yaparsa oradaki küçük üretici daha da can bulacak. Turizmci bunu daha güzel satabilecek. Dolayısıyla burada Kültür ve Turizm Bakanlığımıza da bir görev düştüğüne inanıyorum. Bizim restoranlarımızda, otellerimizde bunlar olmalı ama bakanlığımız teşvik etmeli, ödüllendirmeli. Lokal ürün kullanmanın ödüllendirilmesi, tarhana çorbasının ödüllendirilmesi hem üretici hem turizmci için güç anlamına gelecektir, hem de dışarıdan gelenlere kendimizi daha iyi ifade etme imkanı bulacağız. Şu andaki seviyemizi hak etmediğimizi düşünüyoruz. Hepimizin kanaati bu. Daha iyisine, fazlasına layığız. Dünya Türkiye’yi, bizim lezzetlerimizi, tarımımızı, turizmimizi daha iyi tanımalı. O zaman ne yapmak lazım? Mücadele etmek lazım. İşbirliği gerekiyor. Ne sektörün, ne yerel yönetimin, ne merkezi otoritenin, ne sivil toplum kuruluşlarının tek başına mücadelesi olamaz. Biz el ele vermek zorundayız, gücümüzü birleştirmeliyiz. Eğer bunu yapmazsak o zaman güç, enerji kaybederiz. Olması gereken yere bir türlü gelemiyoruz. Bizim çok ciddi bir şekilde dayanışmayı öne çıkarmamız lazım” dedi.


Hikayenin tılsımından bahseden Soyer, “Nasıl olacak da biz tarımı turizmi kesişme noktasında itici güç olarak kullanabileceğiz? Sayın Fatma Şahin çok güzel bir örnek vermişti açılışta; ekonomiyi ekolojiyle buluşturamayan kaybedecek diye. Tam da böyle… Bizim ekonomi ile ekoloji arasındaki çatışmayı ortadan kaldırmamız lazım. Bu bizim kadim kültürümüzde var. Üreticimiz, çiftçimiz köylümüz tohum serperken der ki ‘kurda, kuşa, aşa’… Bu aslında bir matematik formüldür. İki doğaya bir aşa… Eğer biz içinde yaşadığımız bu olağanüstü cenneti ‘iki doğaya bir aşa’ formülü ile sürdürmezsek o doğa bize ihanet edecek. O kadim kültür bizi bırakacak. ‘Kurda, kuşa, aşa’ yani ‘iki doğaya bir aşa’ diyerek devam etmek zorundayız. Kadim kültürümüzün zenginliğini, gücünü gün ışığına çıkartmak ve onu geleceğe taşımak mecburiyetindeyiz. Ne zaman ki o geçmişi unutacak bir hızla devam ediyoruz hayatımıza, o zaman olağanüstü mirastan da mahrum kalıyoruz. Köksüz bir hikaye asla gelecek bulamıyor. Bir yandan o kültüre sahip çıkıp onu parlatacağız, bir yandan da bunu günün teknolojisiyle dijital teknolojilerle, yaratıcı endüstrilerle buluşturacağız. İleriye taşıyacağız. Sırrı da dayanışma içinde olmak” diye konuştu.