Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Cumhuriyet, ''Demokrasi'' şartı ile erdemli devlet olmaktır!..

30.10.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Cumhuriyetin 95. yılında “Neden, Cumhuriyeti kurduk?” sorusunu sormakta büyük fayda vardır. Geriye dönelim, 1923’lere...

95. yıldönümünde Cumhuriyetimiz, 100. yıldönümünü yaşacak olan 2023 yılına hızla ve ülke içindeki, bölgesindeki yoğun ciddi sorunlarla birlikte ilerlemekte. Arzumuz milletimizin, Cumhuriyetimizin, bayrağımızın, İstiklal Marşımızın, TC Anayasasının temel maddelerinin aynen devamı ve tüm dertlerimizden hızla sonsuza dek kurtulmamızdır.
95 yıl içinde Cumhuriyetimiz, eskiden yeniye, köhneden moderne, kul olmaktan halk olmaya, imparatorluk tebaası olmaktan başı dik bir ulusun yurttaşı olmaya azmetmiş bir Türk Devrimi’nin temeli olarak, omuzları üzerinde yükselen Demokrasi idealini yerleştirmeye ve kökleştirmeye tam 95 yıldır çeşitli engellere rağmen başarmaya çalışmakta.
Cumhuriyetin 95.yılında “Neden, Cumhuriyeti kurduk?” sorusunu sormakta büyük fayda vardır. Geriye dönelim, 1923’lere...


BİR ULUS DOĞUYOR
Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi kuruluşundan beri hem askeri hem de siyasi alanda birçok başarılara imza atmıştı. Yeni Türk devletinin kurulması, 1921 Anayasası’nın kabulü, Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanması, Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin olağanüstü çabalarıyla gerçekleşti. Aynı Meclis, Ankara’yı Yeni Türk Devleti’nin başkenti olarak kabul etti. Böylece, cumhuriyetin ilanı yolunda olumlu bir ortam hazırlanmış oldu.
24 Ağustos 1923’te imzalanan Lozan antlaşması Anadolu toprakları üzerinde yükselen Türk milli kurtuluş savaşının sonucunda Türklerin topraklarını geriye alarak yeni bir sürece doğru adım atmaları gerektiğini dünyaya ilan ediyordu. Bu süreç, Osmanlı İmparatorluğu’nun sonu, ama yeni Türk egemenliğinin yeni bir formülle yaşama devam etmesi demekti. Böylece yeni bir devlet gerçeği ufukta parladı.
Bu amaçla 9 Eylül 1923’te Halk Fırkası kuruldu, 2 Ekim 1923’te işgal kuvvetleri İstanbul’dan ayrıldı. Evrensel koşullar “Cumhuriyet” denizine doğru akmaktaydı; İngiltere gibi katı geleneksel ülkeler dışında kraliyetler ve monarşiler artık gözden düşmüştü. Hele düşmanla işbirliği yapmış bir Padişah ta yurt dışına kaçmış ise, Padişahlığı ve hanedanı sonsuza kadar sona erdirmek için tüm şartlar uygundu.
Yeni bir ulus, doğum sancıları çekmekteydi.


CUMHURİYETİN MUTLU İLANI
Mustafa Kemal tarihi zamanın geldiğini hissetmişti, Çankaya Köşkü’ne bir gece çağırdığı İsmet Paşa, Kazım Özalp Paşa ve Fethi Okyar Bey ile bir toplantı yaparak “Yarın cumhuriyeti ilan edeceğiz” dedi.
Konu üzerinde fikir birliğine varılınca Mustafa Kemal Paşa ile İsmet Paşa anayasada değişiklik öngören bir kanun teklifi hazırlamışlardı. Hazırlanan kanun teklifinde ilk anda şu iki önemli ibare göze çarpmaktaydı:

-Türkiye Devleti’nin hükümet şekli cumhuriyettir.
-Türkiye Devleti, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yönetilir.

29 Ekim 1923 tarihinde saat 20.45’te Atatürk ve çalışma arkadaşlarının, Anayasanın bazı maddelerini değiştiren bu teklifi, TBMM’de 158 milletvekilinden 157’sinin oyu ile alkışlarla ve oybirliği ile kabul edilmiştir.
Böylelikle Anayasanın birinci maddesinde, "Türkiye Devletinin hükümet biçimi, Cumhuriyettir" ibaresine yer verildi. Bununla birlikte de aynı günün gecesi, Mustafa Kemal Paşa (Atatürk), Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk olarak Cumhurbaşkanlığına seçildi. İsmet Paşa Başbakan, Fethi Bey TBMM Başkanı oldu.
Saltanatın kaldırılması ve cumhuriyetin ilanından sonra da sistem içinde varlığını sürdüren "Halifelik" de artık mevcut yeni rejim içerisinde gereksiz ve işlevsiz bir duruma düşmüştü. Bu sebeple 3 Mart 1924′de Urfa Milletvekili Şeyh Saffet Efendi ve arkadaşlarının verdikleri bir kanun teklifi TBMM’de kabul edilmiş ve hilafet kaldırılmıştır.
Ne mutlu Cumhuriyeti bize armağan edenlere ve biz Cumhuriyeti anlayabilmiş olanlara..
Ne mutlu Türk’üm diyebilene!..

Atatürk’ün Cumhuriyet Hakkında Türk Halkına Söylediği Sözler
Yeni nesil, en büyük cumhuriyetçilik dersini bugünkü öğretmenler topluluğundan ve onların yetiştirecekleri öğretmenlerden alacaktır.
» Cumhuriyet, düşüncesi hür, anlayışı hür, vicdanı hür nesiller ister.
» Milletin saltanat ve hakimiyet makamı yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.
» Cumhuriyeti kuranlar onu korumaya da muktedir olmalıdır.
» Bizce: Türkiye Cumhuriyet anlamınca kadın, bütün Türk tarihinde olduğu gibi bugün de en muhterem mevkide, her şeyin üstünde yüksek ve şerefli bir mevcudiyettir. Memleket dayanışma isteyen bir birliğe muhtaçtır. Alelâde politikacılıkla milleti parçalamak, hıyanettir.
» Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu devam ettirecek sizlersiniz.
» Benim naçiz vücudum nasıl olsa bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ebediyen yaşayacaktır.
………………………………..

Ya istiklal, ya ölüm!.. Ya Cumhuriyet, ya esaret!..
Kurtuluş savaşı sonrası yapılan bu tarihi haritadan pek güzel anlaşılacağı gibi öldüresiye yapılan bir kurtuluş savaşından sonra cumhuriyet yönetimi ideallerinden başka bir hedefe yönelmek imkansızdı, gereksizdi, geriye dönüştü ve yeniden saltanat esaretine girmek demekti. Oysa vatan artık hür ufuklarda kendi milleti tarafından bizzat yönetilecekti.

Savaş yıllarında Cumhuriyeti özledi
Mustafa Kemal’in hayatını inceleyenler daha kurtuluş savaşı yıllarında Gazi’nin cumhuriyet ideallerini benimsediğini yazmışlardır. Çünkü o aynı zamanda, düşmanla birlikte Padişah Ordularına karşı da savaşıyordu.

Atatürk devrime örnek oldu
Atatürk, giyimi, kuşamı, halkla ilişkileri, bilime olan önderliği, sanat ve kültüre desteği ile cumhuriyet devrimine daima örnek ve önder oldu.

Vatan çocukları artık bilimle aydınlanacak
Cumhuriyet gerçekte bir aydınlanma projesi idi, ancak eğitimle, milli maarif hizmeti ile genç nesillerin beyninin bilimle yüklenip ışıldaması demekti.

 

Gazi’nin Cumhuriyet görüşleri ışığımızdır

“.. Cumhuriyet geleneksel ve çağdaş erdemlere dayanan bir yönetimdir. Cumhuriyet erdemdir. Sultanlık, korku ve korkutmaya dayalı bir yönetimdir. Cumhuriyet yönetimi erdemli ve namuslu insanlar yetiştirir..”

Atatürk’ün “Cumhuriyet demokrasi şartı ile erdemli devlet olmaktır!.. Yani adam olmaktır!..” şeklinde özetlediği “Cumhuriyeti” açıklayan sayısız konuşmalarından bir bölümünü incelememiz gerekir.
“- Cumhuriyet yönetimi demek, demokrasi şartı ile devlet biçimi demektir. Biz cumhuriyeti kurduk, o 10 yaşını doldururken demokrasinin bütün gereklerini sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır.
Kadın haklarını da tanımak bunun gereği olacaktır. Demokrasi ilkesinin en çağdaş ve mantıklı uygulamasını yapan hükümet biçimi, cumhuriyettir.” (Prof.Dr. Afet İnan: M.Kemal Atatürk’ten Yazdıklarım, 1971, S:379

Namuslu insan yetiştirir!
“- Cumhuriyet geleneksel ve çağdaş erdemlere dayanan bir yönetimdir. Cumhuriyet erdemdir. Sultanlık, korku ve korkutmaya dayalı bir yönetimdir. Cumhuriyet yönetimi erdemli ve namuslu insanlar yetiştirir.
Sultanlık, korkutmaya, korkuya dayalı olduğu için korkak, aşağılanmış, düşkün, alçak insanlar yetiştirir. Aradaki ayrım bunlardır.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, 1952, S: 234)

En uygun rejim
“- Türk ulusunun doğasına ve ayrıcı niteliğine en uygun olan yönetim: Cumhuriyet yönetimidir. Bir yıllık yaşam, bu gerçeği bütün açıklığı ile kanıtlamıştır.
Türk ulusu egemenliğini en yaygın biçimde belirten yeni yönetime kavuşuncaya değin hep eldeki siyasal kurumlara yabancı kalmıştır.
Bunda ne denli halkı olduğunu anlamamış kimse yoktur, sanırım. Çünkü, geçmişin kurumları başından sonuna kadar ulusun başında yumruk tutan bir sürü zorbalar kadrosundan başka bir şey değildir.” (31.10.1924 günü Vakit gazetesine verdiği demecinden)
Ne mutu Türk’üm diyene
“- Yurttaşlarım! Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk yiğitliği ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir. Türk ulusu, sonsuzluğa akıp giden her on yılda, bu büyük ulus bayramını daha büyük onurlarla, mutluluklarla dirlik ve gönenç içinde kutlamanı gönülden dilerim.
Ne mutlu Türk’üm diyene!...” (Cumhuriyetin 10.Yıl Konuşması’ndan, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt 2, 1952, S:271)

CUMHURİYET DEMEK, DEMOKRASİ DEMEKTİR
Atatürk’ün de belirttiği gibi, Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti, Türk Milletinin temel varlık nedenidir.
Krallık (yani Padişahlık), din devleti, mezhep devleti, esaret altındaki sömürge devleti, dikta devleti (Faşizm, Komünizm) gibi alternatiflerin, “Türk” diye isimlendirilen halk (millet, ulus) için özgür ve bağımsız bir yol olmadığı, o dönemde ulusal kurtuluş savaşının içinden zaferle çıkmış kadrolar ve Mustafa Kemal açısından apaçık bellidir.
Ancak, evrensel tercihlere göre, Cumhuriyetin “demokrasi” ile taçlandırılması, bu varlık nedeninde “olmazsa olmaz” bir ön koşuldur.
Ama önce tam manasıyla cumhuriyet olacak, yerine sağlam yerleşecek, ardından demokrasi inşa edilecektir.
Türkiye Cumhuriyeti de bu yolu izlemiştir, önce devrimci-laik cumhuriyetini yaratmış, ardından onu çok partili demokrasi ile taçlandırmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin en kısa özeti budur.
Demokrasiye geçmek, cumhuriyetten vazgeçmek anlamına asla gelmediği gibi, demokrasiye geçmemek veya demokrasiyi gizli bir dikta yöntemi ile sulandırmak ta cumhuriyete ihanet etmek, yeni bir seçkin hanedan inşa etmek anlamına gelir..

Atatürk’ün Cumhuriyet Hakkında Türk Halkına Söylediği Sözler
» Cumhuriyet düşüncede, bilgide, sağlıkta güçlü ve yüksek karakterli koruyucular ister.
» Hükümetlerin icraatı menfi olup da millet itiraz etmez ve iktidarı düşürmezse bütün kusur ve kabahatlere katılmış demektir.
» Dünya üzerinde yaşamış ve yaşayan milletler arasında demokrat doğan yegâne millet Türklerdir.
» Türk milletinin karakter ve adetlerine en uygun olan idare, cumhuriyet idaresidir.
» Bütün dünya bilsin ki, benim için bir yandaşlık vardır: Cumhuriyet yandaşlığı, düşünsel ve toplumsal devrim yandaşlığı. Bu noktada yeni Türkiye topluluğunda, bir bireyi bunun dışında düşünmek istemiyorum.

 

Devrimin yol göstericisi
Atatürk, cumhuriyet devriminin yol göstericisi olarak resmi söylevleri, yazdığı yazı ve kitaplar ve yurdun çeşitli yerlerinde yaptığı konuşmalarla devrime yol gösterdi.

 

Tarih kongresi delegesi Atatürk
Ankara.. 9 Temmuz 1932.. Ankara Halkevi’nde düzenlenen 1.Türk Tarih Kurumu Kongresi’nde Atatürk, tarihçi delegelerle birlikte.. 


Çağdaşlaşma en büyük hedefti
Milli değerleri kaybetmeden dünya çağdaşlık düzeyine ulaşmak Cumhuriyetin ana hedefiydi ve Atatürk’ün 1938’de ölümüne kadar bu hedefe hızla yaklaşıldı.

Daima eğitime inandı
Cumhuriyet geri bırakılmış halk çocukları için daima hızlı cağdaş eğitime, yeni alfabeye ve ilerici maarife inandı ve uyguladı.

Nesiller için tek yol
Genç Türk kuşakları için tek yol Cumhuriyetin bilim ve aydınlanma yoludur.

 

Türk cumhuriyetinin vazgeçilmezleri!
95. Yılını kutladığımız Cumhuriyet, biricik varlık nedenimizdir. Onun temel değerleri vardır, bu ilkeleri özümseyerek 100. Yıla hazırlanalım:

Türkiye Cumhuriyeti, Türk halkı için “Ulus” olmanın temel şartıdır. Bir ulus olmak istiyorsanız üç vazgeçilmez varlığınız olması gerekir:

1- Önce “insanınız” olacak.. Yani bir millete sahip olacaksınız..
2- “Toprağınız” olacak.. Yani üzerinde yaşamak için bir vatana sahip olacaksınız..
3- “Devletiniz” olacak.. Yani varlığınızı devam ettirmek için bir üst kuruma sahip olacaksınız.
Milletsiz, topraksız, devletsiz bir özgür ulus asla olamaz. Bunlardan birini kaybederseniz, ulus olma şansını bir daha ele geçirmeniz çok zor olur, hatta tarihten silinirsiniz. Düşünebiliyor musunuz, halkınız erimiş veya bir başka kimliksiz topluma dönüşmüş iseniz, ya da toprağınızı kaybetmiş iseniz, hatta devletiniz bir daha geri gelmemek üzere yıkılmış ise, size kim yeni bir ulus armağan eder. Hele böyle bir dünyada..

29 EKİM’İN TAM ANLAMI
Türkiye, Atatürk önderliğinde 29 Ekim 1923’te modern Türkiye’nin temelini attı. Emperyalizme karşı Ulusal Kurtuluş Savaşını gerçekleştirdi. Ulus devletini kurdu. Cumhuriyet’i ilan etti. Hanedanı kapı dışarı etti.
Saray, yerine halkını koydu.
Vatanını, “vatan” yaptı..
Milletinin kimliğini “Türk” olarak tarif etti.
Ayyıldızlı Bayrağını dalgalandırdı.
İstiklal Marşını haykırdı..
Geri kalmışlığını yıkmak için devrim yaptı..
Ardından “Haydi kalkınalım, insanlık aleminde kendimize saygın bir yer bulalım” dedi.

CUMHURİYETE SAHİP ÇIKALIM
95. Yılını kutladığımız Cumhuriyet, biricik varlık nedenimizdir. Onun yedi temel değeri vardır, bu ilkeleri özümseyerek 100. Yıla hazırlanalım:
1- Ülkemizin ismi “Türkiye Cumhuriyeti”dir, federasyona, özerk bölgelere ve başka bir devlete dönüştürülemez.
2- Halkımızın ismi, “Türk Milleti”dir. Anayasadan silinemez.
3- Devrimimizin ismi, “Türk Devrimi”dir. Laik kimliğinden vazgeçilemez.
4- Önderimizin ismi “Atatürk”tür, kalbimizden silinemez.
5- Dilimiz “Türkçe”dir, resmi ortak asla kabul edilmez.
6- Anayasa’mızın ilk 3 maddesi değiştirilemez.
7- Tüm bu maddeler ancak ve ancak gerçek çağdaş demokrasi ve uygarlık hamlesi içindeki halk yönetimi ile mümkün olur.

Bunlardan vazgeçtik mi, Cumhuriyet sona erer.

 

Atatürk’ün Cumhuriyet Hakkında Türk Halkına Söylediği Sözler
» Milletimizin bugünkü yönetimi gerçek özelliği ile bir halk yönetimidir.
» Cumhuriyeti ve onun gereklerini yüksek sesle anlatınız. Bunu yüreklere yerleştirmek için elverişli olan hiçbir durumu kaçırmayınız.
» Türkiye’de Bolşeviklik olmayacaktır. Çünkü Türk Hükümetinin ilk gayesi, halka hürriyet ve saadet vermek, askerlerimize olduğu kadar sivil halkımıza da iyi bakmaktır.
» Cumhuriyet, demokratik idarenin tam ve mükemmel bir ifadesidir. Bu rejim, halkın gelişimini ve yükselişini sağlayan, onlardan esirlik, soysuzluk, dalkavukluk hislerini uzaklaştıran bir yoldur.
» Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur.
» Cumhuriyet, fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz.
» Cumhuriyet fazilettir.

 

Işıklı yoldan yürüyüş
Atatürk’ün ışıklı yolundan yürümek ve çağdaş uygarlığa ulaşmak her Türk yurttaşının temel görevidir.

Atatürk Anıtı önünde vatan çocukları
İzmir’de Atatürk Anıtı inşa edildikten sonra onu kuşatan vatan çocukları aynı anda hem milli kurtuluşun hem de cumhuriyet aydınlanmasının gururu içindeydiler (1936). Bu fotoğrafı çeken İzmir’in aziz fotoğrafçısı rahmetli Foto Cemal’e şükranlarımızla..

Çocuk sevgisi yüreğini ısıtırdı
Evladı olmayan Atatürk, daima çocuklarla kucaklaşır ve onları bağrına basardı. Evlat edindiği çocuklar gerçekten tüm Türk çocuklarıydı.

Sonsuza kadar Türk bayrağı
Hiç kimsenin şüphesi olmasın.. Bu aziz vatanda Türk bayrağı daima dalgalanacaktır.

 

Cumhuriyete giden yolda “Atatürk – Franklin Bouillon” dostluğu..
Fransa’nın Cumhuriyetçi siyasetçisi Atatürk’ün dostu idi. Milli Mücadele yıllarında Fransa ile yapılan barışa, Fransız siyaset adamı Franklin Bouillon’un büyük katkısı oldu. Bouillon, Büyük Taarruz’un sonrasında Türklerle İngilizlerin Çanakkale ve Trakya’da yeniden çarpışmasını önlediği gibi,
Mudanya Mütarekesi’nin de başlamasını sağladı. Lozan Konferansı’nda Fransız Heyeti’nde yer aldı. Atatürk’ün “Cumhuriyet” ile ilgili düşüncelerinde fikir alışverişi yaptı.
Büyük Taarruz’un başarıyla tamamlanmasından birkaç gün sonra, Türk Ordusu 9 Eylül 1922’de İzmir’e girdi. Artık denize doğru kovalanan Yunanlılar, düşman güçler olmaktan çıkarılmıştı.
Ancak Çanakkale Boğazı’nın iki yakasında Mondros Mütarekesi sonrası oluşturulan tarafsız bölgedeki İngiliz Kuvvetleri, olası bir saldırıya karşı hazırlık yapıyordu. İngiliz Kuvvetleri’nin komutanı General Harrington, tarafsız bölgeyi hızla silahlandırıyor; Ajax zırhlısı ilk takviye birliklerini Çanakkale’de karaya çıkartıyordu.
Tam bu sırada Fransızlar, Türklerle savaşmayacaklarını açıkladılar. İngiltere’de ise halk, Türklerle yeniden karşı karşıya kalmaktan rahatsızdı. 21 Eylül 1922 günü İngiltere’nin en önemli gazetelerinden Daily Mail, Lloyd George hükümetini ağır şekilde eleştirerek, ‘Çanakkale’den çekiliniz’ manşetiyle çıktı. Aynı gün İngiliz İşçi Federasyonu (Trades Union Congress) yetkilileri, eğer savaş olursa, genel greve gideceklerini açıkladılar. Anlaşılan İngilizler daha yedi yıl önce, 1915’te Çanakkale’de on binlerce insanın ölümüne yol açan savaşı unutmamışlardı.
Marmara’nın doğu bölümünde ise Türk askeri sahile yaklaşmış, İstanbul kapılarına dayanmıştı.

BOUİLLON İZMİR’DE
Böylesine kritik bir ortamda Fransa’nın en ünlü siyaset adamlarından Franklin Bouıllon, bir Fransız savaş gemisiyle İzmir’e geldi ve kentin kurtuluşundan itibaren gelişmeleri burada takip eden Mustafa Kemal Paşa’yla 28 Eylül’de görüştü. Bu görüşmede Başbakan Rauf Bey ve Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey de hazır bulundular.
Görüşmenin başında, Bouillon’un Mustafa Kemal Paşa’ya yaptığı müracaatın TBMM hükümetine yapılmış gibi kabul edileceği kararlaştırıldı ve müzakerelere öyle başlandı. Çünkü Bouillon da İzmir’e gelişinin, İtalya ve İngiltere
hükümetlerinin onaylarıyla olduğunu söylemişti.
Görüşmelerde Franklin Bouillon, kuvvete başvurulmaması ve tarafsız bölgenin geçilmemesi durumunda, Türk tarafının isteklerinin barış konferansında kabul edileceği yönünde güvence verdi. Mustafa Kemal Paşa, Fransa ile yapılan barış anlaşması döneminden itibaren yakın ilişki içinde bulunduğu Bouillon’un sözünü kabul etti ve müttefiklerin 23 Eylül tarihli notası 29 Eylül’de yanıtlandı:
“Mösyö Franklin Bouillon’un İtilaf devletleri namına verdiği teminata ve adilane sulhun kısa sürede tesisi için derhal müzakerelere başlanacağına itimat ederek askeri harekat durdurulmuştur.”
Ve bu görüşmenin sağladığı ortamda, 3 Ekim 1922’de Mudanya’da başlayan müzakereler 11 Ekim sabahı tamamlandı ve mütareke imzalandı.

CUMHURİYET TARTIŞMALARI
Artık Türkiye’nin kurulmasına ve cumhuriyetini ilan edilmesine giden yol sonuna kadar açılmıştı.
Daha kurtuluş savaşı yıllarında Ankara’ya gelerek Atatürk ile yakın ilişki içinde olan Cumhuriyetçi siyasetçi Henry Frank Bouillon ile Gazi’nin yakın görüşmelerine tanık olanlar, daha sonra yazdıkları anılarda dostluklarını pekiştiren bu ikilinin “Cumhuriyet” konusunda sürekli fikir alışverişi içinde oldukları belirttiler.

 

Dünya’dan Cumhuriyet yorumları
Lincoln: Demokrasi, halkın halk tarafindan, halk için yönetimidir.
Goethe: En iyi hükümet, bize kendi kendimizi yönetmesini öğreten hükümettir.
Montesquieu: Cumhuriyet, erdemli insanların yönetimidir.
Lamartine: Cumhuriyet ile cehalet, ikisi ayni yerde barınamaz.
Aristipper: Halk yöneticilere, yöneticiler de yasalara saygi duyduklari zaman, toplum iyi yönetiliyor demektir


İzmir’de Göztepe buluşması
Atatürk - Franklin Bouillon İzmir Göztepe vapur iskelesi buluşması 28 Eylül 1922 (fotr şapkalı). Atatürk’ün yanında Cevat Abbas Gürer, Salih Bozok, Rauf Orbay ,Fethi Okyar, Übdülhalik Renda, Ruşen Eşref görülmekte.


Henry Franklin Bouillon kimdir?
Fransız politikacı ve devlet adamı. Kurtuluş savaşında, 9 Ekim 1921'de Ankara'ya gelerek 20 Ekimde Ankara Antlaşması'nı imzaladı. Ankara Antlaşması ile İtilaf devletleri cephesi bozuldu ve yeni Türk devleti, Fransa tarafından tanındı. Güney cephesindeki savaş resmen sona erdi ve Türkiye'nin güney sınırı belirlendi. Bouillon, Lozan Konferansı'na katılan Fransız heyetinde de yer aldı.

Gerçek dost idiler
Atatürk ve Franklin Bouillon, İzmir’de Göztepe vapur iskelesinde son derece samimi pozlar içindeler..

Kurtuluş Savaşında Ankara’da
Atatürk, Fransız diplomat Franklin Bouillon ile Ankara’da kurtuluş savaşı yıllarında da buluştular, 13 Haziran 1921.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Kullandığı teknik ve renk anlayışıyla günümüzde çağdaş Türk figür resminin en önemli uygulayıcılarından olan ressam Resul Aytemür’ün resim sergisi 7 Aralık 2018 Perşem...

İstanbul’da başlayıp Gökçeada’da devam eden çiğ köfteci Zekeriya’nın başına gelenlerin komediyle anlatıldığı, 30 Kasım’da sinemaseverlerle buluşan “Hedefim Sensin”, 2...

2018'in en iyi kitapları belli oldu. En çok satan kitaplardan oluşan 2018'in en iyi kitaplar listesine hoş geldiniz.

Yaşar Aksoy'dan Kasım ayı kültür sanat etkinlikleri, Fazıl Say İzmir Süiti, Gılgamış Destancısı Ekrem Kahraman, Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı hizmeti Mustafa Pilevneli ...

Doğayı tuvale taşıyan usta ressam Mustafa Pilevneli’nin Selçuk Yaşar Sanat Galerisi’nde 8 Kasım’da açılan sergisi sona eriyor.

Gülten Akın Kimdir? Gülten Akın Şiirleri hangi şiir akımına dahildir? Hangi ünlülüler Gülten Akın şiirlerini bestelemiştir?

Yazarlar
Website Security Test