Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Fevzi Demir yazdı: Seçimlerde şaibe olacak mı?

14.6.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

“Anayasa Mahkemesi, ‘Yüksek Seçim Kurulu’nun, seçimlere gölge düşürecek yolu açmasında bir mahzur görmedi’ ve ‘mühürsüz oy’ pusulalarının meşrulaştırılmasına, Güney Doğu’da ‘sandık taşıma, sandık birleştirme, seçmene sandık götürme, sandık başına iktidar memuru konması, jandarma / polis çağrılması gibi’ her türlü baskı ve şaibeye açık uygulamaların eklenmesine izin verdi.”

GÖZLEM Gazetesinin 13-23 Mart 2018-11 sayılı nüshasında, kamuoyunda “Seçim İttifakı Yasası” adı ile bilinen 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunda yapılan değişikliklerin (Resmi Gazete 16.03.2018-30362) Anayasaya aykırı ve şaibeler yaratacak nitelikte olduğunu belirtmiştik. Bu değişikliklere karşı CHP’nin isabetli olarak Anayasa Mahkemesine yaptığı iptal başvurusu, maalesef Anayasa Mahkemesi tarafından da reddedilmiştir. Dün 11 Haziran 2018 günü itibariyle yurt dışında oy verme işlemi sırasında çıkan olayda, seçmenlere dağıtılan AK Parti damgalı mühürsüz oylar daha önceki uyarılarımıza haklılık kazandırmakta ve ülkemizde de benzer olaylarla karşılaşmaya hazır olmamızı gerektirmektedir. Ülkemizde de seçimler sonrası çıkacak şaibe ve olaylar nedeniyle bütün uyarılara rağmen bunları öngöremeyen Anayasa Mahkemesi, maalesef şaibelerin baş sorumlusu olarak hatırlanacaktır.

Geçekten, Kanunun 14. Maddesine dayanarak sözde “seçim güvenliği açısından gerekli” görülerek “sandıkların en yakın seçim bölgelerine taşınması” ve “sandık bölgelerinin birleştirilmesi”, “hasta ve engeli sebebiyle yatağa bağlı seçmenler için seyyar sandık kurulması” ve “seçmen listelerinin karma şekilde düzenlenmesi” gibi hükümler, bize göre seçim güvenliğini kaldıran ve Anayasaya aykırı olan düzenlemelerdi. Anayasamızdaki seçimlerle ilgili temel ilke, bugüne kadar olduğu gibi, “sandığı seçmene götürmek değil, hasta ve engelli seçmen dahil, seçmeni sandığa götürmektir”. Özellikle bazı yerlerde ve bölgelerde sandık kurulmayacağı, sandığın seçmenden uzaklaştırılacağı dikkate alınırsa, “ne yapılmak isteniyor?” sorusu ister istemez insanın aklına geliyor. Bu büyük devletin (?) sandık güvenliğini sağlayamayacağı için sandık “taşımalarına”, sandık “birleştirmelerine” başvurması, bu konuda çıkabilecek şaibeleri engelleyememesi, ne hale geldiğimizi göstermiyor mu? Özellikle AB iddiasında olan ülkemizi Batılı gözlemciler karşısında bizleri mahcup duruma düşürmeyecek mi?

Son olarak Güneydoğu Bölgesinde valiliklerce yapılan düzenlemelerde, ne kadar iyi niyetli olduğu iddia edilirse edilsin, bazı köylerde ve mahallelerde sandık kurulmayarak belki de iktidar muhalifi kesimlerin oy kullanması engellenebilecektir. Çünkü sandıklar seçim mahallinden çıkarıldığı için her türlü müdahaleye açık hale getirilmiş olmaktadır. Sık sık seçimler sırasında kamuoyuna düşen “sandık kaçırılması”, “içindeki oyların değiştirilmesi”, “evine gidilen seçmene etki ve baskı yapılması”, “kendi bölgesinden götürülen sandığa seçmenin de gidip oy kullanmaktan kaçınması”, ilah… Bütün bunlar, ittifak partilerine ortak basılan mühürlerin oy sayımında yaratacağı karışıklık bir yana, Yüksek Seçim Kurulunun son “skandal” kararını meşrulaştıran yasal düzenlemede artık “mühürsüz” oy pusulaları da “geçerli” sayılacağına göre, Paris konsolosluğu önündeki olay gibi, varın bu sandıklardaki oyların sıhhatinin nasıl ölçüleceğini siz düşünün… Nasıl olsa, mükerrer oy kullanmayı önlemeye yönelik parmak boyaları da artık yok!

 

Üstelik 298 sayılı yasanın 81. Maddesinde “sandık alanı” yerine yeniden tanımlanan “sandık çevresine”  göre, sözde “seçim esnasında görev alan kişiler ve kurulların daha etkin görev yapmaları”  amacıyla,  polis ve asker sandığın bulunduğu odanın kapısına kadar gelebilecek ve sandıktan siyasi parti temsilcileri uzaklaştırılabilirken başına konan iktidar memuru, kapısında kolluk kuvvetleri koruması altında görevini tamamlayacak... İyi de, yargı tarafından değil, hükümet (yürütme) tarafından atanan memuruna tanınan bu yetkiyi, “Anayasa ve hukuka uygunluk” denetimi yapmakla görevli Anayasa Mahkemesi görmedi mi?

Anayasanın Başlangıç ilkeleri arasında yer alan “kuvvetler ayrılığı” ile bu ilkeye uygun olarak ayrı ayrı düzenlenen7,8,9. Maddelerdeki yasama, yürütme ve yargı yetkilerine aykırı olarak “yargı denetiminde” yapılması gereken seçimler, iktidarca atanan valiler (yürütme organı) eliyle gerçekleştirileceği için “yetki devri” ile karşı karşıya kalınmaktadır. Bir başka deyişle, Anayasaya aykırı olarak, “yargı yürütmenin emrine verilmiştir” demek yanlış olmayacaktır. Yukarıda belirtilen GÖZLEM gazetesinde daha birçok konuda bu aykırılıklara değinmiş idik. Merak eden okurlarımız aynı tarihli gazeteyi İnternetten indirerek tekrar bakabilirler. İyi de ne yapmalı? Yargı güvencesinden yoksun bu seçimlerde usulsüzlükler, yolsuzluklar, şaibeler nasıl önlenecek?

Görev, muhalif partilerin örgütlü bir şekilde seçim sandıklarına sahip çıkmasıdır. Sorun ve her türlü usulsüzlük ve yolsuzluk böyle önlenebilir. Ayrıca vatandaşların da oy verdikten sonra güvenliksiz ve şüpheli bölgelerde sandıkları terk etmemeleri, sürekli kontrol altında tutmaları, resmi seçim görevlileri ve gönüllüleri yanında sivil seçim gönüllülerinin Anayasanın “gizli oy açık sayım” ilkesinin doğru düzgün uygulanmasına nezaret etmeleri gerekmektedir. Bu anlamda seçim sandıklarının emniyetini sağlamakla görevli kolluk güçlerinin yasaların uygulanmasında manevi baskı altında tutulması, onların “hükümetin” değil “Devletin görevlisi” olduklarını hatırlatarak takipte bulunmaları önem kazanmaktadır.

Biliyor musunuz, bu iktidarın son yıllarına kadar Türkiye’nin siyasi seçimlerde göğsünü kabartarak övündüğü “bağımsız yargı” denetimindeki seçimler, Yüksek Seçim Kurulunun son seçimlerden bu yana “skandal” kararları ile gölgelenmiştir. Bu kararlara Anayasa Mahkemesinin son kararı “tuzu-biberi” olmuştur. Aslında sorunun temelinde sadece “bağımsız yargı” olduğu bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, şaibesiz seçimlerden “bağımsız yargının” zaferle çıkması en büyük dileğimiz ve umudumuz…

 

 

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Kriz yok” açıklamalarına rağmen ekonomik kriz her sektörü derinden etkilemeye devam ediyor. Her gün peş peşe konkordato ilanları...

Türkiye genelinde son günlerde Suriyeliler ile Türk vatandaşları arasında gerilim haberleri ön plana çıktı. Neredeyse her ilden Suriyelilerle “kavga” haberleri geliyor.

Pastör Andrew Brunson ve Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkolosluğuna giren ama çıkmayan Cemal Kaşıkçı olayları, cüsselerinden kat be kat büyük gelişmelerin habercisi ol...

Piyasalardaki durgunluk ile enflasyonist ortamın aynı anda yaşanmasına ekonomistler “Stagflasyon” diyor. Tek başına enflasyondan veya yine tek başına resesyondan daha ...

Suudi Arabistan – Türkiye ilişkilerini büyük ölçüde etkileyecek olan “Washington Post gazetesi muhabiri Suudi Arabistanlı gazeteci Cemal Kaşıkçı olayındaki sır perdesi...

Türkiye gündeminin başına “iğneden ipliğe her ürüne yapılan zamlar” yerleşti. “Sıçrama yapan” hayat pahalılığına karşı, iktidar “dış güçler” argümanını kullanırken, be...

2004 yılından bu yana İzmir Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanlığı görevini yürüten Aziz Kocaoğlu, Mart 2019’da yapılacak yerel seçimlerde yeniden aday olmayacağını aç...

Yazarlar
Website Security Test