Facebook ta paylaştweet leGoogle Plus ile paylaş

Kentlerde Toplumsal İletişim

4.5.2018
Büyült
Küçült
Haberi Yazdır

Demokrasi, saydamlık ve katılım 21.yüzyılın anahtar sözcükleridir. Çünkü bu yüzyıl, insanın ve insan mutluluğunun daha yaşamsal ve vazgeçilmez olduğu bir dönemdir. İnsan mutluluğu denince demokrasi, barış, refah gibi kavramlar öne çıkmaktadır. Bu bakımdan yerel yönetimlerin toplumlardaki rolü ve önemi giderek artmaktadır. Çünkü demokrasi, katılım, saydamlık, barış ve refah gibi kavramlar, büyük ölçüde yerel yönetimler aracılığıyla yaşam bulmaktadır.  

İşte bu misyonları gereği, yerel yönetimler, halk ile sıkı bir diyalog içinde olmak, ilişkide bulunduğu kitlelerle sürekli ve etkili bir iletişim köprüsü kurmak zorundadırlar. Bu iletişim köprüsünün sağlamlığını halkı bilgilendirme ve halktan bilgi almayı kapsayan planlı, sürekli ve uzun vadeli bir süreç belirleyecektir.  

Yerel yönetimlerin varlık nedeni ve yaşam kaynağı, yönetimini üslendiği halktır. Bu nedenle yerel yönetimler, halka en yakın, halkla en iç içe hizmet alanlarının başında gelmektedir. Yerel yönetimler, aynı zamanda, demokrasi düşüncesinin de kaynağı ve güvencesidir. Halkın kendi kendini yönetmesi, yerel demokrasi, halk denetimi, katılım ve saydamlık gibi kavramlar, hep yerel yönetim deneyimleriyle ortaya çıkmış, anlam kazanmıştır. Bu nedenle, çağdaş ve demokratik bir yerel yönetim modelinin gerçekleştirilmesinde kaynak ile alıcı arasında karşılıklı, sürekli bir ilişki ve etkileşim süreci olan toplumsal iletişimin tartışmasız bir rolü ve önemi vardır.      

Yerel yönetim birimi ve halk arasındaki iletişimin iyi işlemesi, sürekli ve planlı olmasına bağlıdır. Aksi halde sağlıklı bir iletişim ortamından söz etmek mümkün olmayacaktır. Sürekli olmayan, tek yönlü ve sağlıksız iletişim koşulları, yerel yönetimlerin halk katılımı, saydamlık, açıklık gibi temel ilkelerinin yaşama geçirilmesinin önünde büyük engel oluşturacaktır.

 

Yerel Yönetimlerde Sosyal Politikalar

Sosyal politika uygulamalarının baş aktörü ve uygulayıcısı, elbette merkezi yönetimdir. Ancak, küreselleşme sürecinde ortaya çıkan teknolojik, ekonomik, kültürel ve siyasal dönüşümler ve hızla artan toplumsal sorunlar, sosyal politikaların kapsamını ve alanını genişletmiştir. 21. yüzyılın sosyal politika anlayışı, sosyal eşitlik ve sosyal adalet unsurlarını temel alan, eğitim, sağlık, yoksulluk, çevre, çocuk ve kadın hakları gibi geniş bir yelpazeyi içeren politikalara dönüşmüştür. Bu bağlamda sosyal politika, yalnızca merkezi yönetimlerin üstlenemeyeceği boyutlara ulaşmıştır.

Bütün bu gelişmeler, sosyal politika uygulamalarında yerel yönetimlerin sorumluluğunu ve etkinliğini artırmaktadır. Özellikle belediyeler, halkla en iç içe hizmet birimleri olmaları bakımından gerek kırsal kesimdeki, gerekse kentlerdeki sosyal politika uygulamalarının temel kaldıracı konumuna gelmiştir.

Tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de hızla artan yoksulluk, sosyal politikaların olduğu kadar, toplumsal belediyeciliğin de önemli gündem maddelerinden biridir. Yoksullukla mücadelenin başarıya ulaşması için, kamuoyunun ilgi ve desteğinin sağlanması, yoksul kesimlerin eğitimi ve bilinçlendirilmesi ve dışlanmış toplum kesimlerinin katılımının sağlanması gerekir. Yoksullukla mücadelenin önemli bir gündem maddesi haline getirilmesi ise, toplumsal iletişim ve örgütlenme çabalarının etkinliğine bağlıdır. 

Toplumsal iletişim, toplumsal yaşamı oluşturan bireylerin, grupların, toplulukların ve kurumların birbirleriyle olan ilişkilerinden, etkileşimlerinden ve eylemlerinden oluşan bir süreçtir. Toplumsal iletişim, kendiliğinden değil, toplumsal kurum ve kuruluşlarla gerçekleşir. Yoksullukla mücadelede siyasal, sosyal ve kültürel kurumların birbirleriyle ilişki içerisinde bulunmaları zorunludur. Toplumsal etkileşim olarak nitelenen bu ilişkinin kurulmasında ve geliştirilmesinde merkezi yönetimin, yerel yönetimin, belediyelerin, yerel kurumların ve yerel kişilerin iletişim ve koordinasyonu gereklidir.

 

 

Yerelleşmeye ve demokrasiye ters düşen uygulamalar 

Şimdiye kadar irdelediğimiz konuları bir toparlarsak; şöyle özetleyebiliriz: Belediyeler ve ürettikleri hizmetler, günlük yaşamın önemli bir parçasıdır. Hayatın hemen her alanında yerel yönetimlerle ilişkilendiğimiz ve ilişkilendirdiğimiz pek çok olgu vardır. Doğumdan ölüme kadar uzanan yaşamımızın hemen her döneminde, mutlaka yolumuz yerel yönetimlerden geçer. Yerel yönetimler, yerel kamusal hizmet birimleridir. Yerel kamusal hizmetlerin en yüksek yurttaş katılımıyla ve en saydam yöntemlerle halka ulaştırılması temel hedeftir. Elbette bunun için de katılımcılığın güçlendirilmesi, demokratik denetim olanaklarının varlığı ve yüksek kentlilik bilinci temel koşullardır.

Türkiye’de yerel yönetim birimleri denince köy, il özel idaresi ve belediye anlaşılmaktadır. Ancak nüfus yapısının hızla kentlerden yana değişmesiyle, ilk akla gelen elbette belediyeler olmaktadır.

 

Yasal değişiklik neler getirdi?

Geçtiğimiz dönemlerde kamuoyunda yerel yönetimler üzerine önemli bir tartışma yaşandı. TBMM’den geçen yasayla 13 yeni büyükşehir belediyesi kurularak, toplam büyükşehir belediyesi 29’a çıkarıldı. 23 yeni ilçe kuruldu. Adana, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Eskişehir, Erzurum, Gaziantep, İzmir, Kayseri, Konya, Mersin, Sakarya ve Samsun büyükşehir belediyelerinin sınırları, il mülki sınırı olarak belirlendi. Bir başka deyişle, bu büyükşehir belediyeleri bütünşehir belediyelerine dönüştürüldü. Büyükşehir belediyesi haline gelen 29 ilde, nüfusu iki binin altındaki 559 belediyenin tüzel kişilikleri sona erdirildi. Çıkarılan yasa gereği, yerel seçimlerin yapıldığı 30 Mart 2014 tarihinden itibaren bugün için kısaca belde olarak tanımladığımız bu yerleşim birimleri köye dönüştü. Toplamda 29 il özel idaresi, bin 591 belde belediyesi ve 16 bin 82 köyün tüzel kişiliği ortadan kalktı.

Tüzel kişiliği sonlandırılan belde belediyeleri arasında, bir asrı aşan geçmişe sahip köklü gelenekleri olan belediyeler de vardı. Yine başta turizm olmak üzere ekonomik açıdan önem arz eden ve özellikle yaz aylarında çok önemli nüfusları bünyesinde barındıran beldeler de bulunuyordu. Bu nedenle her birinin kendine has özgün koşulları dikkate alınmadan ve gereğince irdelenmeden, toptancı bir anlayışla bu konuya yaklaşılması, önemli yanlışlıkları da beraberinde getirdi.

 

Halkın görüşü alınmalıdır

Yerleşim yerleri ile ilgili böylesi yaşamsal kararlarda, mutlaka o bölgede yaşayanların görüşüne başvurulmalıdır. Bu hem insani bir zorunluluk, hem de çağdaş demokrasinin bir gereğidir.

Bu tür zorlama yasal değişimlerin en büyük zaafı işte burada ortaya çıkmaktadır.

Bırakın o yerleşim yerlerinde yaşayan yurttaşların görüşlerine başvurulmasını, konuyla ilgili meslek odalarının, uzmanlık kuruluşlarının ve üniversitelerin bile çoğunlukla görüşü alınmamaktadır.

Bir başka önemli konu da; halkın görüşüne başvurulması, tarafı olduğumuz, altına imza koyduğumuz Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın da bir gereğidir. Bu yapılmadan, yasal değişiklikten etkilenecek o yörede, yerleşim biriminde yaşayan yurttaşların onayı alınmadan, böylesi bir köklü değişikliğe gitmek, uluslararası antlaşmalara ve uygulamalara da terstir.

 

İdari ve mali özerklik tartışmaları

Yerel yönetimler açısından tartışmalı olan bir başka konu da, belediyelerin özerk ve bağımsız kuruluşlar olduğu gerçeğinin son dönemlerde fazlaca örselenmesi ve tartışılır hale gelmesidir. Öncelikle şu gerçeğin altını çözmek gerekiyor, yasalara göre halkın oylarıyla göreve gelen yerel yönetimler dolayısıyla belediyeler, idari ve mali özerkliğe sahip bağımsız tüzel kişilikleri olan kuruluşlardır. Kendi yönetsel organları, meclisleri ve bütçeleri vardır.

Ancak hayatın gerçekliğinde farklı gelişmeler yaşanmaktadır. Yerel yönetimlere ve onların yönetsel organlarına idari açıdan müdahaleler olmakta ve kayyum yönetimine geçilmektedir. Şimdiye kadar bu tartışmalar çoğunlukla idari açıdan yapılmakta ve idari özerklik konularında yoğunlaşmaktaydı. Geçtiğimiz günlerde TBMM’den geçirilen torba yasa kapsamında getirilen ‘tek hazine hesabı’ düzenlemesi, belediyelerin mali özerkliğini de tartışılır hale getirdi. Belediyelerin kaynakları ve bütçeleri üzerinde, merkezi otoritenin müdahalesi güçlendirilmiş oldu.

Yine bugünlerde, kamuoyunun gündeminde pek fazla yer almamış olsa da, siyasal iktidarın ‘bütünşehir’ uygulamasını genişletmek istediği belirtiliyor. Burada amacın, kırsal kesim ağırlıklı muhafazakâr seçmenlerin oylarını belediye seçimlerine taşımak olduğu ifade ediliyor. Aslında bu zorlamalar, böylesi yaklaşımlar, demokrasi ve yerel yönetimler açısından sıkıntılıdır, tartışmalıdır.   Demokrasiye ve yerelleşmeye aykırıdır.

 

Belediyeler demokrasinin kaldıracıdır

Yerel yönetimler, halka götürülecek kamusal hizmetlerin organizasyonu için kurulmuş örgütlenmelerdir. Bir bakıma halkın kendi kendine yönetiminin platformlarıdır. Demokrasinin, demokrasi bilincinin kökleşmesinde ve yaygınlaşmasında önemli işlevleri vardır. Kısacası, yerel yönetimler, belediyeler demokrasinin kaldıracıdır.

Çağdaş toplumlarda demokrasinin güçlenmesinin yolu, yerel yönetimlerin yaygınlaştırılmasından ve etkinleştirilmesinden geçmektedir.

Bütün bu gerçekler bilinirken, ülkemizde yerel yönetimlerin etkinliğini daraltacak, belde belediyelerini ortadan kaldıracak bir yola girilmesi, akla, mantığa ve bilime aykırıdır.

Bir zamanlar yerelleşmeyi güçlendirmek söylemleriyle iktidara gelen siyasal iktidar, giderek tam tersi bir yol izlemekte ve merkezileşmeyi güçlendirmektedir. Bu yaklaşımın, halkın örgütlenmesine, demokrasi kültürünün güçlenmesine de ket vuracağını düşünüyoruz.

Kent yaşamında demokratik katılımcılık

Son dönemde yaşanan olumsuzluklara karşın biz yine de demokrasi ve demokratik katılımcılık konularındaki umudumuzu koruyoruz. Ülkemizde gelişecek olumlu demokratik yeni sürecin, pek çok şeyi etkilediği gibi yerel yönetimleri ve onların çalışma anlayışlarını da derinden etkileyeceğini düşünüyoruz. Önümüzdeki süreçte, yerelleşme, demokrasi ve katılımcılık ister istemez öne çıkacak ve çok yönlü olarak ete kemiğe bürünecektir.

Ancak böylesi bir çağdaş anlayışla hareket eden yerel yönetimler ve yerel yöneticiler, temsil ettikleri kentlerin halkına, seçmenine layık olacaklardır.

Bütün bu gelişmelerin, 24 Mart 2019 seçimlerini ve bu seçimlere hazırlanma sürecini de derinden etkileyeceğini öngörüyoruz.

Artık halkımız Ankara’dan kentine, sokağına, parkına müdahale edilmesini istemiyor. Bu konularda ve kentlerini, kendi günlük yaşamlarını doğrudan etkileyecek konularda, projelerde; kendisinin ve kendisini doğrudan temsil eden yerel yönetimlerin söz sahibi olmasını istiyor.

24 Mart 2019 seçimlerinde toplumsal, sosyal belediyecilik anlayışıyla seçmenin önüne çıkacak olanlar; bütün bu gelişmeleri irdeleyerek, çağdaş, demokratik, özgür ve katılımcı yerel yönetim projelerini, kadrolarını, halkımızın önüne koymak zorundadırlar.

BİTTİ.

Her türlü hakkı saklıdır.

Yorumlar - Toplam ( 0 ) Yorum Yapıldı.

Adınız *

Yorum Yaz

yükleniyor...

 Yorumlar

Henüz Yorum yapılammış. ilk yorumu yapan siz olun...

Diğer Haberler

''Tasarruf'' temasıyla hazırlanan 2019 yılı bütçesinde Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinin yüzde 34 ve Cumhurbaşkanlığı bütçesinin de yüzde 233 oranında artırılması t...

Trump yönetimi, “istikrar” bahanesiyle Fırat'ın doğusunda 40 bin kişilik “PKK/ PYD / YPK yerel güvenlik gücü organize etme kararına 8000 militanın eğitimi ile başladı ...

Büyükşehirler paylaşıldı, bazı il ve ilçelerde de “destekleme” olabilecek. Uzlaşmaları analiz eden Mehmet Şakir Örs “Kimin kazançlı çıkacağını tahmin zor” dedi.

Ali Koç, büyük ümitler ve vaatlerle gelmişti; 6 ay geçmeden “Futbol takımı düşme hattının içine düştü”; 3 Büyükler tarihinde böyle bir tablo hiç olmadı; nedenini gazet...

Uzmanlar, enflasyonda yaşanan ve halkın “şüphe ile” karşıladığı düşüşün vergi oranlarında ve akaryakıtta yapılan indirimlerle gerçekleştiğini, bunun ise orta vadede da...

19 otelden ikisinin rezervasyonlarının Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy’un sahibi olduğu ETS Tur tarafından yapıldığı” haberleri kamuoyunda tepki yarattı. tepki çe...

Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşu Standard & Poor’s (S&P), Türk bankalarının genel durumunu değerlendirdi.

Yazarlar
Website Security Test